Kayıtlar

Ekim, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Tam da Meyhanede Mahsur Kalmalık Gün

Resim
İstanbul’daki elli dördüncü gün ve son gecem. Ayrılmaya bir önceki gün karar verdik. Annemin kaybı sonrası yapılması gereken resmi işlerin peşinde evraklarımızı toplamışken, son kertede vergi dairesinde randevular doluydu. İstanbul’da bir dakika fazla kalmak istemediğimden, "çok da acelesi yoktur" diyebildik ve artık uçak biletlerimizi aldık. Annemin vefatına uzanan sürecin üzüntüsü bir yana, İstanbul’da kalmak bana pek iyi gelmiyor. İstanbul doğup büyüdüğüm ve harika bir şehir olsa da, artık buraya ait hissetmiyorum. Hele elde olmayan sebeplerden kalış süresi uzarsa afakan basıyor. Bunu sizinle paylaşıyorum; zira bazı arkadaşlarım İstanbul konusunda hassas, hatta kafi ötesi şoven oldukları için hızlı bir savunmayla azarlayabilirler. Yani aramızda kalsın. Hayatımı uğraşlarımın olduğu, gökyüzünü görebildiğim ve tüm sosyal çevremi kurduğum yerden uzakta geçirince İstanbul’da pek yapacak bir şey bulamıyorum. İstanbul'da en mutlu olduğum yer. Bunun üstüne, konuya vakıf arkada...

Annemin Son Yolculuğu

Resim
Son Akşam Yemeği Annemi yitirmeden bir önceki gün, Duru annesi ve üç kuzeniyle kız kıza bir akşam planlamışlardı. Ya da ben öyle sanmıştım. Çünkü Hülya bana "Sen de gelmek ister misin?" diye sorduğunda, onlara rahatsızlık vermek istemediğimi hissettim. Hastaneye de uğramadığım için gün boyu evde yalnız kalma fikri bana iyi gelmişti. Ruhen yorgun hissediyordum. Akşamüstü Hülya bu sefer "Hadi hazırlan!" diye üsteledi. "Çıkalım, beraber bir yemek yiyelim. Sana da iyi gelir. Bütün gün oturdun, kalk biraz hareket et." İtiraz edecek gücüm de yoktu. "Belki biraz dışarı çıkmak fena olmaz," diye düşündüm. Sadece pantolonumu giymek de hazırlanmama yetti zaten. Az eşya sahibi olmanın avantajı işte. "Tavanarası’na gideceğiz!" Annemle beraber çekilmiş bulabildiğim son fotoğraf Tavanarası ve Beyoğlu Tavanarası, Beyoğlu’nda Asmalı Mescit Sokağı’na bakan salaş girişiyle pek dikkat çekmese de bulunduğu sokağın güzel apartmanlarından (Emirhan) birinin, ç...

Onbirinci Yıldönümü

Resim
Ekim ayı, Bodrum’da bir yılı daha geride bırakmak demek bizim için. On bir yıl oldu. Hayat normal aksaydı bu yıl dönümünü İstanbul’da karşılamak ironik sayılabilirdi. Fakat annemin yoğun bakımdaki 42. günü. Solunumu halen kendi başına yapamıyor. Değerleri biraz düzeliyor biraz bozuluyor. Bu koşullarda bir özel gün kutlamak yerine, kaleme almak daha kafa toplayıcı olabilir dedim. Zaten şu an İstanbul’da beni eyleyen iki şey var: Kitap okumak ve bloga yazmak. 26 Ekim 2014, Bodrumlu hayatımızın başladığı an. Prangalar ve Uyanış Yıllar yıllar önce (ki 17 yılı buluyor) İstanbul’u terk etme kararımı verdiğimde, şehir benim için içinde yaşadığım o güzel görüntü olmaktan çıkmış, kaçmak istediğim dayanılmaz bir gürültüye dönüşmüştü. Burada netleştirmem gereken bir şey var: İstanbul dışında yaşamak, hemen hemen her beyaz yakalının hayalini süslemiştir. O hayali de ilk kurmamın üzerinden 23-24 yıl geçmiş. Hatta ilk somut adımı, 2003 yılında Bozcaada’dan aldığımız bir buçuk dönümlük bağı aldığımız...