Geçtiğimiz ay Asmalı Cavit'te buluştuğumuz Kamer Yılmaz ve Rıza Şahin ile yaptığımız söyleşi çok sevdiğim Boo Dergi'de yayınlanmış... Ben de buradan duyurayım istedim. Kamer, Rıza ve Alper'e çok çok teşekkürler.
Bilenler bilir, annem 7 yıldır Alzheimer hastası. Kasım 2019'dan beri de özel ve iyi bir bakımevinde yaşıyor. Annemle ilgili her gün bilgilendirme yapar, sağlık takibi hakkında düzenli bilgi verirler. Kardeşim de sıklıkla ziyaret ve kontrol ettiğinden içim rahattır. Yanından görüntülü aramalar yapar, aramızdaki mesafeleri ortadan kaldırır. Elini tutmak, saçını okşamak hasretiyle ben de her İstanbul'a gittiğimde ilk annemi görürüm. Eskisi kadar sık İstanbul'a geçmediğimden, kardeşimin oradaki varlığı hem annem hem de benim için değerlidir. Önemli bir şey olursa hızla yanlarında olacağımı bilirim. 29 Ağustos sabah telefonuma şöyle bir mesaj düştü: "Annenizde şu bulgular görüldü. Bu durumlar oluştu. Şu şekilde müdahale edildi." Bunun üstüne bir takım tahliller için onaylar istendi. 31 Ağustos günü de "An itibarıyla hastaneye sevk ediliyor!" haberi geldi. Hemen ardından kardeşim de panikle aradı: "Abi annem kötü!" Annem hep güleç ve neşeli bir kad...
İstanbul’daki elli dördüncü gün ve son gecem. Ayrılmaya bir önceki gün karar verdik. Annemin kaybı sonrası yapılması gereken resmi işlerin peşinde evraklarımızı toplamışken, son kertede vergi dairesinde randevular doluydu. İstanbul’da bir dakika fazla kalmak istemediğimden, "çok da acelesi yoktur" diyebildik ve artık uçak biletlerimizi aldık. Annemin vefatına uzanan sürecin üzüntüsü bir yana, İstanbul’da kalmak bana pek iyi gelmiyor. İstanbul doğup büyüdüğüm ve harika bir şehir olsa da, artık buraya ait hissetmiyorum. Hele elde olmayan sebeplerden kalış süresi uzarsa afakan basıyor. Bunu sizinle paylaşıyorum; zira bazı arkadaşlarım İstanbul konusunda hassas, hatta kafi ötesi şoven oldukları için hızlı bir savunmayla azarlayabilirler. Yani aramızda kalsın. Hayatımı uğraşlarımın olduğu, gökyüzünü görebildiğim ve tüm sosyal çevremi kurduğum yerden uzakta geçirince İstanbul’da pek yapacak bir şey bulamıyorum. İstanbul'da en mutlu olduğum yer. Bunun üstüne, konuya vakıf arkada...
Bodrum Bulutların arasından kıvrak hareketlerle süzülerek ağır ağır yaklaştı. Kocaman gövdesinden yükselen deniz ve yosun kokusu keskin bir netlikte duyuluyordu. Yaklaştıkça büyüdü büyüdü. Oysa önceleri sadece uzak bir ihtimaldi. Kıpırtısız, yalnız ve sakin... Boz tepelerine kondurulmuş rüzgar güllerinin usul usul dönüşünü huzurla izlerdim. Etrafında dönüp duran rüzgarla, nefes alan bir balinaya dönüştüğünde donup kaldığımı hatırlıyorum. Hayranlıkla hareketlerini, yavaşça kıyıma yanaşmasını izledim. Üzerine çıktığımda beni (şarkı dediği gibi) bu lacivert ülkeye getirdi. Aylardan Ekim'di ve 25. günüydü... Bodrum'da hayatımızın bu fotoğrafla başladığına inanıyorum. İyisiyle kötüsüyle bir yılın ardından yüzümüz gülüyor Bugün, kendimin en güneyinde, sevdiğim kadınla beraber yaşıyorum. İkimiz de geride kalan ilk yıla bakıp Bodrum'da yaşamanın ne demek olduğunu daha iyi biliyoruz. Ne hayal etmiştik ve nasıl yaşar olduk? Bu yazıyla hem Bodrum’da geride kalan 1 ...
harika:)
YanıtlaSil