Tabanvay

Bugün adımlarım, sabahki niyetimin çok ötesine geçti. Güne başlanırken planım oldukça net ve bir o kadar da renksizdi: Annemin veraset ve intikal işleri için Cağaloğlu yollarına düşmek... İki gün evvelki o eksik kaşeli, imzasız belgelerin yarattığı pürüzleri dün tamamen gidermiş, bir randevum olmasa da bugün şansımı denemeye karar vermiştim.

Metroyu kullanarak Vezneciler durağına ulaştım; oradan Hisar Vergi Dairesi’ne uzanan yirmi dakikalık bir yürüyüş... Bildiğim yerler olsa da hayran hayran etrafı izleyerek bir turist gibi yürüdüm. Tarihi yarımada ve çevresi beni her zaman iyi hissettirmiştir. Bastım deklançöre... Beyazıt, Kapalıçarşı, Çemberlitaş derken zamanın nasıl geçtiğini anlamadan Cağaloğlu'nda, Valiliğin karşısına taşınmış Hisar Vergi dairesine varıverdim...

Nuruosmaniye Camii

Ancak bürokrasi şansını denemeye izin vermiyor. Niyetim geri çevrildi. Her durumda yeniden randevu almam gerekiyormuş. Ne olur ne olmaz diye iki gün önce daireyi terk ederken randevu almıştım. Belki 30 Ocak’tan önce bir boşluk bulurum diye tekrar denedim fakat artık en yakın tarih Şubat'ın 7'sini gösteriyordu. 30 Ocak randevusu, İstanbul’un o karmaşık ama büyüleyici hengamesinde en az bir hafta daha misafir olduğumun resmi ilanıydı. Önce hafif bir can sıkıntısı çöktü üzerime, sonra bu durumu kaçınılmaz bir kabullenişle göğüsleyip kendimi sokaklara bıraktım. Bir yerde oturup simit yedim, çayımı yudumlarken akıp giden insan selini izledim. Sonra ben de o sele, o bitmek bilmeyen ritme yeniden karıştım.

PTT Müzesi

Yeni Camii Hünkar Kasrı

Yeni Camii

Sirkeci ve Eminönü derken kendimi Galata Köprüsü’nün ortasında buldum. Genelde şehrin bu yakasına yolum nadir düştüğünden, sıradanlığın dışına çıkmak ruhumdaki o gri bulutları dağıtmaya yetti. Gerçi Mimar Sinan'da okurken ve Galata'da yaşarken tarihi yarımada, benim en az Beyoğlu kadar sık zaman geçirdiğim bir yerdi. Fakat 2012'den sonra yolum bir veya iki kere düşmüştür. Son kez, Bodrum'a sürmek üzere aldığım bisikletimle bir veda turu atmıştım. Pek unutulmazdır.

Her neyse... Yürümeye devam ettim. Birkaç kare fotoğraf daha çektim; denizin kokusu, martı çığlıkları ve balıkçıların sabrıyla tazelendim.

Eminönü'den Galata'yı izlemek çok hoş...

Galata Köprüsü'nden de...

Galata’nın dik yokuşlarını tırmanıp Tünel’e, oradan da İstiklal’in kalabalığında kayboldum. Bildiğim bir sürü mekan ya el ya da biçim değiştirmiş. Üniversite arkadaşlarımla müdavimi olduğumuz Çukur Meyhane'nin yerinde bambaşka bir işletme açılmış. Zarifi'nin sokağındaki Hala kahvaltı salonu, tantunici olmuş. Arada girip çıktığımız market butik... Gençliğimizin yerinde yeller esiyor..

İki yıl birbirimize 'günaydın' dedik. Okumak için

Buralara kadar gelmişken Özge’ye uğramadan geçip gitmek olmazdı. Aradım, evdeymiş. Kahvem bitti çay yaparım dedi. Gümüşsuyu'na dönmeden evvel Kazancı Yokuşu’nunu dik kesen küçük bir kahve dükkanına girdim. Burası Atina'da çok sevdiğim, mahalle aralarında sık rastlanan işletmelere benziyordu. Önünde iki masa dört sandalye, butik dekorasyonlu küçücük bir yer. Taze çekilmiş filtre kahve çekilirken işletmeciyle de muhabbet ettik. Kahve ısmarladı. Epey konuştuk. Ben de dinlenmiş oldum o kadar yürüdükten sonra. Kahvenin kokusu da daha paketten taşarken insanın içini ısıtıyordu. Gümüşsuyu'na tırmandım. Burada da eski Kafika balıkçı olmuş. Köşedeki market de lüks görünümlü şarküteri... Cennet bahçesine tırmanmadan köşedeki apartmanın zilini çaldım.

Özge’nin bir diğer arkadaşı, Belçika’dan gelen arkadaşı Semih ile de tanıştık. Taze kahveye eşlik eden derin ve içten sohbet, gün içindeki can sıkıntımın kalan son kırıntılarını da süpürüp götürdü. Özge evde yaptığı değişiklikleri gösterdi. Biz varmadan hemen evvel tamir ettirdiği koltuğu yeniden salona taşıyacağını anlatı. Toparlayıp, çerçevelettirdiği bir sürü fotoğrafı nerelere asacağı konusunda fikrimizi aldı. Epey bir zaman geçirdik birlikte.

Ayrıldıktan sonra metronun kapısından dönüp yürümeye devam etmeye karar verdim. Taksim, Osmanbey ve Şişli derken akşamın alacasında da eve vardım. Telefonuma göre tam 19.460 adım atmışım. Bu tatlı yorgunluğu ılık bir duşun altında üzerimden attım atmasına ama zihnim hala hareketli... Şimdi önümdeki o koca haftayı bu devasa şehirde nasıl dolduracağımı düşünüyorum.

Garip bir döngü bu; yine canım sıkılıyor ama bu seferki sıkıntı, yapılacak şeylerin çokluğundan mı yoksa belirsizliğinden mi, henüz emin değilim.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Annemin Yolculuğu

Bu da geçer Ya Hu

Tam da Meyhanede Mahsur Kalmalık Gün