Kayıtlar

Ocak, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

İstanbul: Bir Bekleme Salonu

Resim
Bu deneme, iki önceki yazımın (İstanbul'u Sevmiyorum)  hatta son birkaç İstanbul yazısının satır aralarından filizlenip kendi yolunu çizen iki ayrı hikâyenin birleşimidir. Belki o yazıdan aşina olduğunuz tanımlar, benzer tarifler veya kesişen cümlelerle karşılaşacaksınız. Ancak aidiyete ve "evde olmaya" dair bu parçaların, kendi başına bir bütüne dönüşme çabasına ve bu yeni anlatının duygusuna kıyamadım. Bu denemenin bir kenarda unutulup gitmesine gönlüm razı gelmedi; çünkü bazen aynı cümleyi kurmak, hissin derinliğini yeniden hatırlatmanın tek yolu. Mecidiyeköy’de, giriş altı bir dairede, gri-mavi sabah ışığında uyandım. Burası aslında epey tanıdık; Hülya’nın vaktiyle İstanbul’daki yuvamız haline getirdiği yerdi. Bodrum’dan şehre geldiğimiz zamanlarda burada kalırdık. Evvelinde ise Hülya’nın, kızı Duru’yu dünyaya getirip büyüttüğü başka bir hikâyenin sahnesiydi burası. Hayat ikimizi bir araya getirdiğinde; duvarından koltuğuna, mutfağından banyosuna eski izleri silmiş, ü...

Tabanvay

Resim
Bugün adımlarım, sabahki niyetimin çok ötesine geçti. Güne başlanırken planım oldukça net ve bir o kadar da renksizdi: Annemin veraset ve intikal işleri için Cağaloğlu yollarına düşmek... İki gün evvelki o eksik kaşeli, imzasız belgelerin yarattığı pürüzleri dün tamamen gidermiş, bir randevum olmasa da bugün şansımı denemeye karar vermiştim. Metroyu kullanarak Vezneciler durağına ulaştım; oradan Hisar Vergi Dairesi’ne uzanan yirmi dakikalık bir yürüyüş... Bildiğim yerler olsa da hayran hayran etrafı izleyerek bir turist gibi yürüdüm. Tarihi yarımada ve çevresi beni her zaman iyi hissettirmiştir. Bastım deklançöre... Beyazıt, Kapalıçarşı, Çemberlitaş derken zamanın nasıl geçtiğini anlamadan Cağaloğlu'nda, Valiliğin karşısına taşınmış Hisar Vergi dairesine varıverdim... Nuruosmaniye Camii Ancak bürokrasi şansını denemeye izin vermiyor. Niyetim geri çevrildi. Her durumda yeniden randevu almam gerekiyormuş. Ne olur ne olmaz diye iki gün önce daireyi terk ederken randevu almıştım. Belki...

İstanbul'u Neden Sevmiyorum?

Resim
Bu güncenin yazılarının büyük bir kısmı, belki de %80’i İstanbul’da yazılmıştır. Zaten güncenin kendisi de bir iç sıkıntısıyla doğmuştu. Bodrum’a taşınana dek İstanbul, güncem üzerinde yoğun mesai harcadığım bir yer oldu. Taşındıktan sonra ise fark edileceği üzere yazılar seyreldi. Ara ara güncenin altına odun atsam da İstanbul’daki kadar alevlendiremedim; yazılarım kesildi. Son zamanlarda bir nebze hareketlenmişse, bunu tamamen şu an İstanbul’da geçirdiğim zamana borçluyum. İhtiyaç duyduğum o tanıdık sıkıntı, burada beni bekliyor çünkü. İki yıl Kuledibi'nde oturdum. İstanbul'da mutlu olduğum son semtti. Sıkıntım yazıya dökülmüyorsa, mutlaka başka bir yerden çıkıyor. Sosyal medya epey göz önünde bir mecra ve o vitrinden rahatlıkla mızmızlanabiliyorum. Okumayı pek sevmeyen çevrem ve arkadaşlarım —ki kendileri İstanbul cenahındandır— sosyal medya üzerinden bu huysuzlanan adamı rahatlıkla izleyebiliyorlar. Bu yazıya vesile olan durum da aslında huysuzlanmalarıma verilen tepkiler. ...