Tak tak tak

Tak tak tak...

Birkaç çekiç sesiydi Mecidiyeköy. Tam da kafamın içinde hiç bitmeyecekmiş gibi çakıyordu. Alçı ve boya kokusu ve her yeri kaplayan beyaz toz hala dağılmadı. Ustamız iyi bir adam. Bir hafta on güne biter demişti. Öyle el sıkışmıştık. Öyle olmadı. Evde küçük değişiklikler yapıyor olsak da büyük bir işe kalkışmışçasına yorgunduk. Şimdi yerlerine oturtulmaya çalışılan yeni kapıların kasaları tak taklarla beynimde çınlıyor. Hülya evin havasını değiştirmeyi düşünürken bu kadar büyük bir işe kalkışacağımızı düşünmüş müydü bilmem ama kafasında bir plan ne zamandır vardı.

Mecidiyeköy'deki evde...
...herşey birden başladı.

Bodrum'a taşınma öncesiydi. Karar verilmiş ama zamanlamalar tutmuyordu. Öylesine acele ediyordum ki önden gidip ev bakmaya dahi hazırdım. Fakat İstanbul dışında yaşama hayali, fikri, eylemi Hülya için oldukça aniydi ve onu hazırlıksız yakalamıştı. Delicesine sevseniz bile adamın yarın Bodrum'a taşınalım mı teklifini önce bir düşünürsünüz. İşinizi, evinizi, hayatınızı en önemlisi kızınızı öylece pat diye bırakıp gidemezsiniz. Önden ev bakayım, bulursam tutayım, hazır olsun her şey demek pek ikna edici olmaz. Kaldı ki Hülya önden gidip ev bakma fikrinden çok rahatsız olmuştu. Zira benim seçeceğim ev hiçbir zaman ikimizin evi olmayacaktı. Yuva bellediğimiz evi ancak bir sene sonra bulduğumuzda anladım ne demek istediğini. Zira insan kendini oraya ait hissetmek istiyor.

Hülya ile birlikte yeni yuvamızı ararken (2014)
Eğer beraber ev aramamış olsaydık...
...Hülya'nın ben bu evde hayal kurabilirim sözünü duymayacaktım. (2014)
Bodrum'u özlediğimden fotoğraflarda biraz torpil geçiyorum. (2015)
Evin ilk mobilyalarını Hülya tek tek boyamıştı. (2015)
Bana kalırsa mutluluğun sırlarından biri de hayat arkadaşını dinlemek. (2015)

İstanbul'a geldiğimizde oturduğumuz ev zamanında, Hülya evlenmeden evvel anne ve babasının ileride yatırım olur diye aldığı iki daireden biriydi. Birbirine çok yakın mesafede ve biri üst katlarda alınmış evlerden Hülya giriş altı olanı seçmişti. Salonun ve bir yatak odasının bulunduğu arka cephe kot farkıyla 2. kattı ve birkaç binanın yan yana, sıkışık düzen çevirdiği çocuk parkına bakıyordu. Alt katın bahçesinde verimli iki portakal ağacı vardı. Evin ışığını enerjisini çok sevmişti. Gelin olarak girdi, kızını doğurdu ve yaklaşık 11 yıl oturdu.

Bugün, İstanbul'da kendimi hiçbir zaman ait olmadığımı hissettiği, bildiği Mecidiyeköy'deki evi bize ait kılmak istiyordu. Tadilat, değişiklik vs işi Hülya'nın kafasında ne zamandır vardı derken ardında yatan hikâye de buydu. Fakat zaman olarak bahar aylarını planladığını iyi biliyordum. Sürpriz oldu ve aniden gelişti her şey. Hülya'nın planlarından haberdar babası bir gün ustasıyla çıkageldi. Ölçümler yapıldı fiyat verildi. Baharı beklemeye gerek yoktu. Bizim de Bodrum'a ne zaman döneceğimiz belirsizdi. Kalışımız uzadıkça uzuyordu. El sıkışıldı. Usta iyi bir adam. Bir hafta on güne biter dedi gitti. Lakin kalkıştığımız işin bizi bu kadar yoracağını bilmiyorduk tabi. Tam da çok yorulduğumuz bir yılı ardımızda bırakırken hem de...

Hesap dışı gelişmelerle teslim süresi uzarken...
Biz de masa, sandalyelerimizi değiştirelim dedik...

İstanbul'a yine geliş nedenimiz aslında annem ile ilgili. Babamın vefatından sonra peşinden koşulması gereken resmi işlere başlamış ama bazı noktalarda tıkanmıştık. Zira annemin de onay ve imzası gerekiyordu. Dükkândan, babamın hesaplarına, emekli maaşından, küçük şeylere her şeye erişim annemden geçiyordu. Ne yazık ki iki senedir gittikçe derinlerine indiği Alzheimer hastalığı da anneme engeldi. Daha önce yapılabilirmiş ama yıl içinde gündemimiz hep babam olduğundan annemle ilgili vasi atanması konusunu hiç düşünmemiştik. Karşımıza pırıl pırıl bir vesayet davası meselesi çıktı böylece. Mahkeme de devlet hastanesinden heyet raporu istiyor haklı olarak. Atlayıp İstanbul'a döndük. Bir hafta içinde her şeyi tamamladık. Mahkeme de devrisi sene başına gün verince yeniden Bodrum'a dönebilirdik ama bu sefer de başka bir durum çıkıverdi karşımıza...

İkisini hep bu fotoğrafla anacağım.
Mehmet ve annem
Bu yıl neredeyse hastaneden çıkmadık.

Bodrum'da geçirdiğimiz üç hafta boyunca annem evde yardımcısı Aycemal ile kaldı. Her ne kadar bir bakım evi alternatifimiz de olsa annemin bakımı konusunda önceliğimiz evinde bir bakıcıyla yaşaması fikriydi. Babamın başında geçirdiğimiz dönem kardeşimin de duygusal hassasiyetini keşfetmiştim. O kadar hassastı ki birkaç kez hastanelik olmuş, yaşı ve kilosu göz önüne alındığında hep kalple ilgili tetkikler yapılmıştı. Sonradan anlaşıldı ki yaşadığı stres kas romatizması diye bir rahatsızlık doğurmuştu. Tıpkı benim cildimde doğurduğu gibi. Döküntüler, kurumalar, egzama... Hep stresten. Hasta bakmak kolay bir iş değil. İçinize attıklarınızı beden bir şekilde ortaya çıkarıyor. Şimdi söz konusu annem olunca benzer bir stresten nasıl uzak kalacağız halen bilmiyorum. Çünkü annemle ilgili çok önemli kararları artık babam olmadan almak zorundaydık. Bu yüzden bazen biraderle birbirimizden farklı fikirler de savunsak işi tartışmaya değil, konunun çevresinde dolaştırabildiğimiz, alabildiğine geniş bir toleransa döndürdük.

Mehmet benim en iyi arkadaşım oldu İstanbul'da

Mesela bana göre annemi bir bakım evine emanet etmek daha en başından mantıklı geliyordu. Tanıdık tanımadık pek çok Alzheimer hasta yakınıyla yazıştım ve konuştum. Bu hastalığı tanımayan herkese de kulaklarımı kapattım. Fakat önce babamın ardından kardeşimin düşüncelerini öncelikli sayıp hiçbir ısrarda bulunmadım. Mehmet görmek, tanımak üzere gittiğimiz bakım evlerine giremiyordu bile. Hemen kalbi sıkışıyor, geceyi hastanede geçirebiliyordu. Babamdan onay çıkana dek konuyu hiçbir zaman öncelikli bir hale getirmedim. Ölümünden sonra dahi evde bakım seçeneğini gündemde tuttuk. Aycemal ile pekâlâ yapılabilir gözüküyordu. Zira anneme hem iyi bakıyor hem de iyi anlaşıyordu. Üç hafta Bodrum'a dönebilmemiz biraz da onun sayesindeydi.

Alzheimer hastalığının seyri bir rutine tutturulduğunda yavaşlıyor diye bilinir. Hastanın düzeni değiştiğinde durumları hızla kötüleşebilir diye anlatılır. Biz de evde bakım konusunda süregelen durumu devam ettirmeye karar verdik. Takip eden üç hafta boyunca birader de iki günde bir uğrayıp hem durumu kontrol etmiş hem de evin ihtiyaçlarını karşılamış, alışverişlerini yapmıştı. Görünen o ki durum idare edilebiliyordu. En azından bir müddet daha annem evinde pekâlâ yaşayabilirdi. Fakat Aycemal'in 15 günlüğüne memleketine gitme isteği bizim için her şeyi değiştirdi.

Tak tak tak...

Her şekilde istediğimiz gibi bir yere dönüştü.

Birkaç çekiç sesi daha duyuldu Meciyeköy'deki evden yükselen. Son pervazları çakıyordu usta. Hazır boya badana yapmışken, hadi kapıları da yenileyelim demiştik. Üstüne de birkaç mobilyayı değiştirdik. Toz toprak içinde alçı ve boya kokusu soluyarak iki haftaya yakın geçirdik evde. Yükselen çekiç sesleri tadilatın bittiğini müjdeleyen trompetler gibi düşünülebilir bu durumda. Mehmet ara ara gidin Bebek'te kalın, ev nasılsa boş dese de istemedik nedense. Zira babamın üstüne, annemin evdeki yokluğu içimdeki boşluğu koca bir kara deliğe dönüştürüyordu. Bunu şuradan biliyorum. Hafta arası çalışmak üzere gittiğimizde evin içindeki derin sessizlik, balkonda susamış çiçekler, bahçedeki çıplak ağaçlar hayatımızda nelerin değiştiğini önüme seriyor. Şu bir senede olup bitenlere bak... Tak tak tak...

Bir şeyleri yenilemek iyidir.
Oldukça radikal yeniliklere imza attık doğrusu
Masa ve sandalyeler gelmeden evvel kabaca böyleydi.
Masa ve sandalyeler
İkea imdadımıza yetişti.

15 gün anneme nasıl bakacağız diye kendimizi kemirmeye başladık. Öyle elini sallayınca elli bakıcı bulamıyorsun. Dışarıdan da farklı izleniyor tabi. Bebek büyük ev! Topla pılını pırtını, annenin yanına yerleş hem ona bakarsın hem kiradan kurtulursun gibi fısıltılar dinliyoruz. Bebek'te yolda çeviren annem ile ilgili içinde sakın, asla geçen istek ve nasihatlerde bulunuyorlar. Boğulmamak içten bile değil. Alzheimer hastasına bakmak bilinenden, bildiklerimizden ayrı durum. Evin alışverişini yapıp, anneyi gözle kontrol etmekten, ilaçlarını zamanında vermekten çok ötesi. Kaldı ki bunları yapmakla birlikte ihtiyaç duyduğu hijyeni sağlamak, yıkanması, tuvalet temizliği, çamaşırı, kıyafeti bizi çok aşıyordu. Önceki yazıda belirtmiştim. Bana en ağır gelen annemden aldığım idrar kokusuydu. Yıkanmak istemediğini, üst baş değiştirmeye yanaşmadığını bildiğimizden sürekli nereye kadar kandırabiliriz diye sorduk birbirimize. Bakımevi alternatifi de beraber yaptığımız sohbetlerden birinde tekrar gündeme geldi. Hülya ile birkaç yer gezmiştik daha evvel. İyi kötü bir fikrimiz olsun diye. Bu durum Mehmet'i daha hassas kılınca onun da gönlünü rahatlatacak bir yer bulmaya gayret ettik.

Annemin yeni evi.

Bulduk da... Bakımevleri genelde İstanbul'un doğusunda, güney kıyılarına konuşlanmış çok katlı apartmanlar. En azından bize önerilen yerler oralardaydı. Hasta doğal olarak umursamayacağı için masraf etmeye gerek duyulmayan detaylar hasta yakınlarını mutsuz ediyor. En azından biz rahatsız olduk. Sadece bir yer vardı ki hastalara misafir deme zarafetini göstermişti ama son İstanbul depreminden sonra gözümüzü kuzeye çevirdik. Orman içinde, bahçeli ve havuzlu iki katlı güzel bir villadaydı bulduğumuz kurum. Annemin burada çok mutlu olacağına ve iyi bakılacağına inandık. Tüm ihtiyaçlarımızı karşılıyor gibiydi ve on beş günlüğüne pekâlâ denenebilirdi. İçimizi rahatlatan yaklaşımları, her türlü düşünülmüş detay, güler yüz öncelikle bize iyi geldi. Anneme, unutsa bile her koşulda doğruyu söylememizi, kendilerine emanet ederken, tatile çıkıyoruz, yeni evimiz gibi tuhaf senaryolardan uzak durmamızı ve ziyaret alışkanlıklarımızı değiştirmememiz gerektiğini sağlık verdiler. Bunun dışında bir takım kan ve sağlık testleri, bulaşıcı hastalığı yoktur raporu gibi belgeler istediler. Biz de bunları hazırladık.

Annemin sağlık durumuna dair ne az şey bildiğimi bu aşamada gördüm. Geçmişten gelen kulağıma çalınmış sağlık sorunu, ameliyat vs gibi şeyler dışında doktorların sorduğu pek çok soruya yanıt veremedim. Bu noktalarda beni kardeşim tamamladı. Bilmek gerekiyor...

31 Ekim Perşembe gününü hiç unutamayacağım. Hava sıcaklıklarını 7-8 derece düşüren sağanak bir yağmur altında, annemi ve onun için hazırlanmış küçük bir çantayı alarak yola düştük. Annem, Hülya, Mehmet ve ben arabada uzunca bir süre sessizce yağmuru ve yolu izledik. Hayatımın en duygusal günlerinden biriydi sanırım. Boğazımdaki düğüm yutkunmamı engelliyordu sanki. Kimseye haber vermemiş, konuyu açmamıştık. Hayırlı evlatları babalarının ölümüyle annelerini bakımevine kapatıyorlardı. Kulaklarımızı başkalarının sözlerine tıkamıştık tıkamasına ama vicdanımıza neşter atmışlardı bir kere. Dil yarası kapanmıyor sonuçta.

Kurum yetkilileri, çalışanları ve misafirleriyle güzel bir akşam geçirdik. Annem uyuyana dek orada kaldık. Gittiğimizde odasını hazırlamışlardı zaten. Bizden sevdiği eşya, onu evinde hissettirecek fotoğraf gibi şeyler istediler. Odasına çekildiğinde de yarı mutlu yarı buruk ayrıldık oradan. Mutluyduk çünkü annem orayı daha ilk görüşte sevmişti. Kapıda Duygu Hanım kollarını açarak karşılamış annem hızlı adımlarla yanına gidip sanki yıllardır tanıyormuşçasına sarılmıştı.

Merakla sonraki gün gittiğimizde annemi iyi gördük. Bir sonraki gün de... Üçüncü gün evini çok sevdiğini ve çok iyi komşuları olduğunu anlatıyordu. 15 gün sonunda annemin, kurumun en geçimli, en uyumlu ve en sosyal misafiri olduğunu izledik. İçimizdeki burukluğu söküp atan annemin ta kendisi olmuştu.

Annem yeni evini de, komşularım dediği diğer misafirleri de seviyor.
Sık sık ziyaret ediyoruz ve gittiğimizde annem için iyi bir karar aldığımızı düşünüyoruz.

İstanbul'da kalışımızı uzatan ve evde boya badana yapmaya götüren süreçte Kasım'ın ilk haftasına denk düşüyor. Yapılan tahlil ve testlerde çıkan sonuçlar annemin takip edilmesi gereken birtakım durumları ortaya çıkardı. Büyük ihtimalle -ki bu benim yorumum- geçmişteki alışkanlıklarından kaynaklı iki kitle akciğerinde yer edinmiş. Rapora göre bu kitlelerin uyuduğu anlamını çıkarıyorum. Aile dostumuz doktorunun söylediğine göre ise normal şartlarda bu büyüklükteki kitlenin metastaz yapması beklenirmiş. Tabi doğru cevabı annemi takip eden doktorundan öğreneceğiz. Biz gönlümüzü ferah tutalım, yeni bir şey çıkmasın...

Tak tak tak.

Evin çehresi epey değişti doğrusu. Renk ortamın ruhunu, duygusunu, kimyasını güzelleştirdi. Sosyal medyada birkaç fotoğraf paylaşmıştık boya işi bitince. İstanbul'a geri döndüğümüz, yeniden yaşamaya başladığımız düşünülmüş. İnsanların gördüklerini kendi kurgularıyla yoğurma gibi bir refleksi var. Bu istemsiz davranışa inanmaya başlamaları beni çok yoruyor doğrusu. Sosyal medyanın bu yanını sevmiyorum. Şimdi otur açıklama yap. Bodrum'a taşındığımızda bu kadar hayırlı olsun mesajı almamıştık. Buradan da söylemiş olayım, Bodrum'da yaşamaya devam ediyoruz. Evimiz, çevremiz, eşimiz, dostumuz hep orada. İstanbul'da yaşamak mı? Allah korusun! Bunun üstüne iyi de o halde bunca zaman niye İstanbul'dasınız diyen olursa da ilişkimi keserim.

Bir sürü şeyin peşinde koştururken artık çalışmam da gerek. Tabi evde bu pek mümkün olmadı.
Bu yazıyı tadilat bittikten sonra evde hazırladım. Şimdi içimde yeni bir enerji var.

Kendimi bildiğim anlamda yeniden tasarlamaya başladım. Biraderin tarım projesiyle ilgili uygulama ve internet sitesi tasarımı işleri vardı. Uzun süredir çabalıyor, bir yere getirmeye çalışıyor, son bir yılda içimden bir şey yapmak gelmediğinden ona pek yararım dokunmuyordu. Tembellik hızla ilerleyen bir hastalık gibi. Gerçi hem fiziksel hem duygusal olarak çok yorgundum ve zor bir dönemden geçtik. Lakin bir şeylerin bizce yeniden yoluna girdiğini hissetmeye başladım sanırım. Uygulamayı bitirdim. Şimdi sırada diğer işler var. Çalışma disiplinimi yeniden kazanmış olmak iyi hissettirdi. Belki annemin huzurlu olduğu bir yerde yaşaması, Hülya'nın Mecidiyeköy'deki evi benim de seveceğim bir hale sokması da etkili olmuştur. Bence gerisi, 2019 muhasebesi yapacağım bir sonraki yazıda gelir. Şimdi Bebek'e gidip çalışma zamanı...


Yorumlar

  1. Her bakımdan kolaylıklar diliyorum ve her şey gönlünüzce olsun diyorum..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederiz. Ümit ediyorum ki güzel günler yakın.

      Sil
  2. Kararlarınız hayırlı olsun. Bence anneniz açısından olmuş bile.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. sahiden hayırlı oldu... çok teşekkür ederim...

      Sil
  3. Sevgili Coka

    Yazamadim soyliyemedim bazi seyleri, es gectim gecmis yazilarinizi yorumlamadim ... ya neyse anlayin beni siz ...
    hayat devam ediyor...
    Sizde her ortama realist bakarak (ki buna imreniyorum - belki gecmisteki saglik tecrubelerinizden kaynaklaniyor bu cesaret) hayatin devam ettigini bizlerede yazdiklarinizla ciplak ve cibildak bicimde gosteriyorsunuz... tesekkur ederim. Isterdimki, hepimiz olmasa da cogumuz, sizin kadar cesaretli olalim hayata karsi, yokunmektense yasiyalim, kahraman/magdur olmaktansa, devam diyelim (kaldigimiz yerden devam), mahalle baskilarina ilimle alakasi olmiyan hurafelerin /soylenmislerin bizleri yonetmesine musade etmiyelim, yasanacak hayatin bir tane oldugunu bilelim...

    hersey gonlunuzce olsun, yazdiklarinizi seviyorum...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkür ederim notunuz için. bazen söyleyecek söz kalmıyor. o yüzden yazamadım, söyleyemedim demenizi anlıyorum. hayata karşı cesaretli saymam kendimi. daha çok korkularıma sarılıyorum. karşıma aldığımda engel gibi duruyor çünkü. yaptığım yanıma almak. böylece korkularımla beraber hareket edebiliyorum. sizin de dediğiniz gibi hayat devam ediyor. ayrıca epey kısa ve gittikçe kısalıyor...

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bu da geçer Ya Hu

Bodrum’da 1 yılın ardından

Bebek