Kayıtlar

hayaller etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Davulun sesi

Resim
"Kuru kaldık! demişti şoförün hemen yanındaki... Mesut "Aman abi o konuyu açma" diye devam etti. "Ot bitmedi ki hayvanları dışarı salayım, hep hazır yem hep hazır yem. Yeminle iflahım kurudu!" "Kuru kaldık!" diye tekrarladı Mesut'un hemen yanındaki... Beni zeytin dökmeye davet eden Bakkal "Zeytinler de küçük kaldı, yağış olmayınca" dedi, "Küçük kaldı!" diye tekrarladı bakkalın hemen yanındaki. Toprak suya doymayınca o meşhur Ege otları da bitmiyor bir türlü. Bu seferde "Aç kalıyoruz." dedi hemen yanımdaki. Mantar, çintar hak getire. Hak getirse de ederi yüklü, sofraya gelmez bir türlü. Badılcan bitmemiş, böber çıkmamış topraktan. İşte bunlar hep kuruluktan. "Kuruluktan" diye tekrarladı aynı kişi. Yani hayvanlar için neyse bize de o... Hep hazır, hep hazır yemek, nereye kadar böyle gider?... Billah iflahımız kuruyor. "Kuruduk valla" dedi şoförün yanındaki. Ben böyle anlatınca "sahiden Bodrum...

Burası da Bodrum

Resim
Evin içi yavaş yavaş közlenen patlıcanın kokusuyla doldu. Bu sihirli kokunun sahibini küçükken pek sevmezdim ama babaannem yapmayı çok sever, mavi badanalı odanın ortasında duran kuzineye sıra sıra patlıcan yatırırdı. Ve tabi bir de kırmızı biber... Kuzine genelde hiç boş kalmazdı. Bu küçücük oda bazen limonla, kestaneyle, biberle bazen de patlıcanla tütsülenirdi. Şu an kayıtsız kalamadığım bu rayiha için babaannem "evin bereketi" derdi. İçinden de şükreder, dudakları kıpırdasa da duyamadığım bir dua ederdi. Hatıraların arasında dolaşıp kaybolmak çok güzel. Hatta peşi sıra hikayeden hikayeye atlayabilirim fakat Hülya'ya yardım için kalktım. Can çeker ket vuramazsın. Patlıcan ve biberleri ocağın üstüne attıktan sonra kıymayı kavurmaya koyulmuş. Patlıcan közlenir de rakı olmaz mı deyince tek buçuk göz kırptık birbirimize. Zaten bu saatten sonra her şeyi bir güzel öğlen rakısına bahane olarak kullandık... Genelde rakıya eşlik eder masadaki her şey. Lakin rakıyı eşlikçi ...

Ben zaten parlamayan hayalleri severim.

Resim
Bodrum'a gelmeden evvel hayalini kurduğum anların resimlerini çizerdim. Kendi kendimi heyecanlandırır, bu sayede hayalime doğru yeni adımlar atardım. Sabırla örüldü bu yol. Merkezinde rakı sofralarının kurulduğu bu hayallerin her bir anına salaşlık hakimdi. Güneş, deniz, sevgilim, renkli ampuller, mavi panjurlu beyaz evlerle kurulmuş bir dünyaydı. Tuz ve yosun kokan terliklerime bulaşmış mazot ve ayaklarımda midye kesikleri. Kıyıdan sallanan oltayı birkaç kediyle beklemek veya uzayan sakallarımın arasında bir-iki kalem saklamak gibi sıradan hayaller benimkisi. Öyle yatlar, şaraplar, bana özel koy filan derdinde hiç olmadım. Kafe açmak filan, kurumsal dünyanın, modern kölelerine minimal tuzağından başka bir şey değil. Bunun yerine mendirekte sakız çiğneyerek ufka bakmayı geçirmişimdir aklımdan. Ben zaten parlamayan hayalleri severim. Kimsenin bakmadığı... İstanbul'dan gitme fikri 2003 ile Bodrum'da yaşama kararı ise 2012 ile başlar Püskül ve amele yanığı Bodrum hay...