8 Aralık 2013 Pazar

Sandviç ekmeğine çift kaşarlı tost

"Gel gidip tost yiyelim" dedi. Saat beşi geçiyordu. Karanlıktan hemen önceydi ve ayaz iyice çökmüştü. Pırıl pırıl bir hilal göğe yerleşmiş, Levent'in, etekleri sigara kokan gökdelenlerinin arasında her zamankinden daha parlak duruyordu. Ofisle büfe arasındaki birkaç yüzlük adımı ve rahatsız bar tabureleri üzerinde, tostlarımız gelene kadarki zamanı işten güçten, havadan sudan konuşarak geçirdik. Dertleşmekti diyelim. Tam da tostların yarısına gelmiştik ki asıl konu açıldı. Midyeler su kaynadıkça nasıl açılıyorsa öyle, kendiliğinden.

ticket of bodrum
Bir Bodrum bileti!
Ne eksik, ne fazla, güncemde ne yazıyorsam o kadar açık, o kadar istediğini bilir bir şekilde anlattım. Hayatımın geri kalanını Bodrum'da yaşamak istediğimi, daha önce ayak üstü de olsa söylemiştim. Detaylı konuşmak üzere sözleşmiştik. Üzerinden bir buçuk ay geçmişti. İşte bu akşamüstü hayallerimin bir heves olmadığını, sınamak istediğimi birkaç yıldır nasıl hazırlandığımı tekrar ettim. Bir sürü insanın bir dolu hikayesini dinlediğimden bahsettim. Bu hikayelerin bana işaret ettiklerini çok iyi okumuştum. Artık benim için önemli olan İstanbul'la ekonomik bir köprü kurmaktı. Bir sigara çıkardı paketinden, ayaza çıktık. Sigarasını yakarken ciddiyetle beni dinlemeye devam etti.

On bir yıldır birlikte çalışıyorduk. Bu kadar uzun süre beraber çalışmanın altında oluşturduğumuz güven kadar aramızda ihlal etmediğimiz bir mesafe de vardı. Belki de bu mesafenin adı saygıdır. Birbirimize o mesafe kadar yakın o mesafe kadar da uzaktık. Patron-çalışan ilişkimizi de arkadaşlığımızı da aynı mesafe şekillendiriyordu 11 senedir.

Biraz da üşümeye başladığımızda sözü aldı. Benim yaşadığım sıkıntıların aynısını zaman zaman yaşadığından bahsetti. Bu yüzden beni çok iyi anladığını söyledi. Yalnız, İstanbul'la bağımı koparmamı istemediğini de dile getirdi. Dolayısıyla beni destekleyeceğini söylediğinde yüzüme bir gülümseme mutlaka oturmuştur. O da gülümseyerek "hem bize de bir kapı olur" dedi. Arada bunalınca birkaç günlüğüne kaçabilecekleri bir yer olması fikri çok güzeldi. Kimbilir her gün gidip geleceğim küçük bir ofis te tutulurdu. İçine de topu topu 3 laptop konurdu...

Tek bir şey rica etti benden. Biraz zaman tanımamı, bir sene daha İstanbul'da kalmamı... Tamam dedim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder