6 Temmuz 2012 Cuma

Gıdıklanan Bahçe

Babamın çok güzel bir bahçesi var. Babamın diyorum çünkü evde toprak işleri ondan sorulur. Annemin hakkını yemeyeyim ama bahçe ile olan ilişkisi ise babamınki kadar derin değildir. Daha çok sulanma ve yıkanma kısmıyla uğraşır. Oysa babam, her bahçeye girişinde kendi mitini yazar. Çiçekleri tek tek ayıklar, uzunları arkaya, kısaları öne eker. Parmaklarını toprağa sokar ve ona göre su verir. Sonra bahçe takımlarını temizler, düzenler...

Babamı uzaktan izlerken, ne kadar mutlu olduğunu görürüm. Bahçesiyle uğraşırken, az evvel işten, güçten ve insanlardan yorulmuş adamdan eser yoktur. Toprakla uğraşarak uzaklaşır herşeyden. Artık bulunmaktan en çok keyif aldığı yerdedir. Bahçe de git gide güzelleşerek cevap verir babama... Pembeye kaçar, çiçeklenir, meyve verir. Çok gurur duyulacak bir tablodur. Babam da, bahçe de gülümser ve bu benim için Bebek'i Bebek yapan yegane şeydir.

Temmuz 2012, Bugün bahçenin bir iki resmini çekmek için gittiğimde, babam yine işe koyuluverdi.
Temmuz 2012, Ortancalar
Temmuz 2012, babamın bahçesi.

Temmuz 2012, babamın bahçesi.
Şanslıydım, çünkü daha sonra Beşiktaş'ta beş yıl oturduğum evin de bir bahçesi vardı. Sadece kargaların yaşadığı, pencerelerden savrulmuş çöp torbalarının ağaçlarda asılı kaldığı, apartman arasına sıkışmış ölü bir alanın, ilgilendikçe nasıl bir bahçeye dönüştüğünü izledim. Kargaların yerine kumrular, serçeler geldi. Bahar larda kelebek ve arılar görülmeye başladı. Süslü püslü bir şey oluverdi. Kendi bahçem olduktan sonra şunu söyleyebilirim ki, toprağıyla oynamak her bahçeyi gıdıklar, güldürür! Karşılığında seni kendi saatine uydurur, zamanı yavaşlatır. Dingin bir ruh hali üfler yüzüne. Tabi burada bahçe değil balkonum olsaydı da yeterdi. Önemli olan mutlu olmak istiyorum dediğinde, sana cevap verecek bir alternatifin olması. Keman çalmak ta hoş olurdu ama o kadar yetenekli sayılmam. Spor disiplini desen sıfır. Yapacak bir şey yok, hisseme bahçe düşmüş. Güzel olan da, o bahçe bana bir şeyler işaret edip, bir sürü şey söylemiş, ben de farkına varmadan dinlemişim.

Mayıs 2008, Beşiktaş'ta oturduğum evin bahçesi. 


Mayıs 2008 


Salyangozların bıraktıkları parlak ize bakıp hala kıskanırım. 



Bugün artık Beşiktaş'ta oturmuyorum. Uzun seyehatleri nedeniyle eski eşim bahçeye bakmamı rica eder de, arada giderim. Hem bahçe özlenen bir şey. Yerini değiştirdiğim için küsüp yıllarca yemiş vermeyen fındığın dalları dolmuş. Böğürtlenler birbirleriyle yarışmış Ağustos'u bekliyorlar. Yasemin bulduğu her yere tırmanmış.

Dün akşamüstü çiçekleri sularken, bahçenin zamanına yeniden bıraktım kendimi. Boyumca ortancalar bana dokundular. Toprağa yalınayak bastım. Az evvel ki boğucu trafik benim sorunum olmaktan çıktı. İçinde 3 tur attığım mahallede park bulma stresi, ayaklarımı ıslatan suyla yok olup gitti. Ne ertesi günkü toplantıyı düşündüm ne de balık istifi şehir dokusunu. Babam oldum. Bahçenin içimde büyüttüğü duygu, Ege’de kurgulamaya çalıştığım hayatı naif bir şekilde tarif ediyor.

6 yorum:

  1. Eve gitmek istedim bu yazıyı okuyunca... Ev neresiyse artık?

    YanıtlaSil
  2. Babam tek bir adım atarak gidebiliyor. Ben de bunu nasıl yaptığını çözmeye çalışıyorum... Çok teşekkür ederim yorumunuz için.

    YanıtlaSil
  3. Bahçe şahane, bayıldım. "Bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur" derler ya eskiler, çok haklılar. İçim açıldı fotoğrafına bakarken bile. Sefayla çıkarın tadını...

    YanıtlaSil
  4. Off nasıl imrendim bu bahçeye ben.... Hele ki ortancalar!!! Bir türlü bakamadım ben ortancalar, hem de once sevmeme rağmen. Anladım ki, güneşin sönmüş halini seviyorlar. Bir gün kuytu bir duvar dibim olursa, toprağı eşeleyip köklerini oraya bırakacağım. Bakarsınız minik kıkırdamalarla yüz verirler bana:)
    Huzur dileklerimle

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Oturduğumuz çoğu ev bahçeli olunca az çok çiçekleri tanıyor insan. Ortancalar dediğiniz gibi gölge seviyor. Üretmesi de basittir, kırıp toprağa saplamak yetiyor. Hatta dibine paslanması için küçük teneke kutulardan vs koyun; bu çiçeğin rengini değiştiriyor. Şu an oturduğum evin, bahçe sayılmaz apartman boşluğunda bile yetiştiriyorum. Büyüyüp hemen renk kattılar. Umarım sizin de hayal ettiğiniz bir bahçeniz olur, siz toprağını gıdıkladıkça bakın nasıl kahkahalar atacaklar:)
      Sevgiler.

      Sil
  5. merhaba Coka:)) İlk fotoğraf bana ilk kez küçük yaşlarda kitabını okuduğum sonra filmini defalarca izlediğim "Gizli Bahçe" (sacret garden)filminin bir karesini hatırlattı ve filme tema olan mucizevi bahçeyi kalbim hızlı atar böyle zamanlarda:)) Bir de aklıma İngiliz ressam William Hunt'ın tablosu geldi.Tabloda bir bahçe resmedilmiştir. Bir adam kapıya elleriyle abanmış, sanki içeriden bir yanıt beklemektedir. Bu tablo Londra Kraliyet Akademisi'nde sergileniyorken, bir sanat eleştirmeni tablonun ressamına döner ve "Güzel bir tablo doğrusu, ama anlamını bir türlü kavrayamadım" der. "Adamın vurduğu kapı hiç açılmayacak mı? Ona kapı kolu çizmeyi unutmuşsunuz da..." Hunt gülümser. "Adam sıradan bir kapıya vurmuyor ki..." der ve tablosunun anlamını açıklar. "Bu kapı, insan kalbini simgeliyor. Ancak içeriden açılabildiği için dışında kola gereksinim yoktur". Güzel insanların gizli bahçeleri vardır. Senin ve babanın gibi.))

    YanıtlaSil