30 Haziran 2018 Cumartesi

Zincir

Kürek ile sapını bir araya getirirken "Ne yapacaksın?" diye sordu. Bu eve bizimle gelmemiş bir kürek, sanırım evin inşaatından kalma olup, bahçede unutulmuştu. Kiri, pası biçiminden anlaşılıyordu zaten. Hani öyle yapı marketten aldığımız yakışıklı, cilalılardan değildi. Arada bahçe işlerinde 2-3 kişi çalıştığımızda kullandığımız olmuştu. Kısacası yedek, bir kenarda sapından ayrılmış bahçede duruyordu işte. Hülya da merak etti doğal olarak. Kendi küreklerimiz varken neden bu eski küreği sapıyla bir araya getiriyordum. Çünkü girişte atmam gereken yarım bir fare yatıyordu.

Kedi dediğin fare yemez, oynar, boğar bırakır. En azından ben görmedim kedinin fare yediğini. Gerçi köyde kedi var mı ki? Arada tasmalı ve arsız bir sarman gelir geveze. Odun, kömür kokusunu tanır çünkü. Köy meşe koktu mu bilir ki ızgaraya et atılacak, damlar hemen. Onun dışında görmeyiz. Bir de siyah beyaz var suratsız hem de tembel. Kimi zaman bostanın içinde uyuduğunu, evin merdiveninde oturduğunu görmüşümdür de ben diyeyim ayda bir siz deyin iki.

Drogba
Köpekler ki sayıca kedilerden fazlalar. Onların da fare öldüreceklerini, hele böyle belden aşağısını bırakacaklarını sanmıyorum. Tanıdığım köpekler içinde sadece Drogba'nın iki kez koyun telef ettiğini biliyorum ki kendisi ”köylünün kanlısı” diye bilinir zaten, fareyle işi olmaz. Bakkala çakkala çıktığımda bana sıklıkla eşlik eder de arada yol üstünde gördüğü tavukları kovalar. Yani köyü çınlatan tavuk seslerinden de tanınır Drogba... Belki tavuk boğup bırakmışlığı da vardır. Şimdi iftira atmayayım hayvana.

İlk tanıştığımızda onun için böyle oynadığım bir fotograf yapmıştım.

Diğer köpekler bu kadar namlı değil. Kendini sevdirmeye gelen Şef ki kocaman bir şeydir ondan bir zarar gelmez. Kedi bile kovalamaz fare kovalasın. Reis, kırk yılda bir bırakılıyor genelde bağlı. Reis’in yancısı ise bizim siteye inmez, ufak tefek bir şey zaten. Emine Abla’ların ki de ineklerin başından ayrılmaz.

Şef
Geriye kalan seçeneklerden yılan ki iki yıl önce veranda dibinde bir baykuşla mücadelesine tanıklık etmiştim. Benden korkup havalanan baykuş bırakınca, hızla çalılıkların arasına akıp kaybolmuştu. Akşamüstü aynı çalılıklarda ineğini otlatan Eda Teyze "Yılan ya suya ya da fareye gelir, sene zarar etmez!" demişti. "Dokunma oolum! Sakın öldürme!"

Bu yılan hikayesini böyle çizmişim zamanında... Daha çok çizmeliyim yeniden...

Köy yeri bu elbette yılanı çok. Haliyle site içinde engerek öldürülmüşlüğü var. Yazdan yaza gelen korkuyor tabi çoluk çocuk Allah korusun. Şehirlisi yılanı gördü mü eziyor başını. Yerlisiyle, dışardan gelen arasındaki çizgiyi de bence bu belirliyor. Köylü yılan öldürmüyor. Eda teyze de demişti. "Hele garaysa hiç dokunma. Git oolum de gide o!". Karaydı, verandanın dibindeki musluğa gelmişti. Su içecekti ki çatıda nöbette baykuş atılıverdi üstüne. Ben göreyim diye çıktığımda alamadan yılanı kalktı gitti. Kara yılanın canı kurtulmuştu. Özellikle yazın site kalabalıklaşınca yazlıkçıların, yönetime "Yılan var!" şikayeti yaptıklarını bilirim. "İlaçlayalım, zehirleyelim vs" panik dolu önerilerle gelirler. Eda Teyze der de beriki duymak istemez "Öldürürsek fare basaa buraları, oluu mu heç?". Vallahi insan çok daha garip bir mahlukat. Korktuğu için öldüren tek canlı.

Yalnız yılan dediğin de fareyi bölmez ikiye. Yutuverir benim bildiğim. O zaman geriye tek bir fail kalıyor, o da bizim baykuş. Hani şu iki portakalı üst üste koyduğunuzda boyu posu anca o kadar olanlardan. Ki adını Portakal koyduğumuz, komşunun çatısından tarar Yakaköy'ü. O köşeyi bellemiştir kendine. Yani bizim bahçe onun mıntıkasıdır. Yakalanacak bir fare varsa onundur. Tüm vadiyi izler av arar. Farklı çatıları kendine tutmuş bir iki tane daha vardır. Onlar da gözleri dört, fare ve yılan arar köşelerinden. Birbirlerine seslenirler de çınlatırlar vadiyi.

Neyse yarım fareyi kürekle alıp attım, atarken aklımdan geçenleri yazdım...

7 yorum:

  1. Vay be! Şehirleştikçe zombileşiyoruz. "Ekolojik Modern"leşmemiz kokuşup duru :) . Sevgili Ahmet, YouTube kanalını da yazılarını da takip ediyorum ama okumak izlemekte zorlanıyorum. Zamanla ilgili bir problem yaşıyorum sanırım. Yani zamanı verimli kulanamama ya da bir bıkkınlık var :S Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. zamanla ilgili ben de benzer şeyler yaşıyorum ve zaman ayırıp yazımı okuduğun ve yorum yazdığın için çok teşekkür ederim... bu bıkkınlık geçiçi merak etme :)

      Sil
  2. Yılan insanı ürkütüyor. Buna rağmen özellikle kara yılanı öldürmemek gerektiğini söylüyorlar. Kükürtle evin etrafının çevirmek yılanları uzak tutarmış.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hiçbir yılanı öldürmeye gerek yok aslında. zaten insandan kaçıyor. bisiklet yolculuklarımızda yolda güneşlenirken bizden rahatsız olup kaçan çok yılan gördük. dediğiniz gibi evden uzak tutmak için tedbir almak yeter...

      Sil
  3. Merhaba,
    Elmanin curuk olani da malesef urkutuyor bizi. Ari da, bocek te urkutuyor... Doga ile barismaktansa, hep hukmetmeye calisiyoruz... Biraz felsefe oldu ama idare edin...

    Paylasmak istedigime doneyim, son bi kac yila kadar butun bahceler mukemmeldi buralarda, her turlu ilac pestisil vs, sanki kalemle cizilmis gibiydi hersey, arilar olmeye basladi. Panik. Halk ve yerel belediyler/hukumet birlik oldu ekolojik dengeyi tekrar yakaliyabilmek icin herkes bi sekilde efor sarfediyor. Simdi bahceler futbol sahalari kadar kusursuz gozukmuyor, ama degisen bisey yok yine yemyesil heryer, sadece mukemmel cim yerine, yonca, cim, ve diger bi suru yabani ot var ...

    Ayrica kucuk bir de tebrik 01.07.2018 sabahi 64 kmlik pedal basma icin ...

    Isvicreden kucak dolusu selam
    Saglicakla kalin

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. estafurullah, hem felsefe güzel bir şeydir ve yorumlarınızı hem keyifle okuyor hem de katılıyorum.
      insan dokunduğunu kurutuyor galiba. arısız bir doğa düşünemiyorum. lakin sevindirici olan oralarda insanlar farkına varıyorlar. seferber olmaları de umut verici. umarım her şey arıların sevdiği hale gelir...

      Sil