19 Mart 2018 Pazartesi

İstanbul'dan bildiriyorum

Bodrum’dan çekilmiş fotoğraflara dalmış yakaladım kendimi. Zamanın donduğu o anlara ışınlanmak ne güzel olurdu sahi. Arkadaşlarımın arasına, koyların koynuna, evimin sıcaklığına.

Evet dostum, sana İstanbul’dan yazıyorum…

Araya bir hafta sıkıştırıp eve kaçmayı başardım. Fotoğraflardaki bostanımız ayrık otlarının arasında kaybolmuş, rokalar tohuma kaçmış. Set üstünde, köyle sınır, komşu evlerden biri satın alınmış tadilat yapılıyor. Yatak odasındaki rutubet boyunu uzatmış. Çiçekler açmış, bahar gelmiş. Bisikletimi özlemişim. Dolaştım iki hafta sonu da nefes aldım döndüm gerisin geri. Yoksa boğulacaktım.

İşte bu bir haftalık Bodrum kaçamağını saymaz isek Şubat ve sonuna bir şey kalmayan Mart ayı burada geçmiş olacak. Kim bilir belki Nisan’ın tamamı da… Yarattığı huzursuzluğu şimdilik rafa kaldırıyorum. Yalan değil İstanbul’da huzursuz ve mutsuz oluyorum. Sıkılıyorum, iki gün sonra kaçasım geliyor. Tanımadıklarımı ciddiye almıyorum ama böyle söyleyince bana kızan arkadaşlarım var. Sahi “Öyle yazma!” ne demek?. Neden beni kısıtlamak yolunu seçersin? Bırak dökeyim içimi. Bu huzursuzluğun yükünü al sırtımdan. Hak ver azıcık. Bil ki beni, baktığın birkaç fotoğrafla hayatı sadece bana güzel kılma. Hiç derdim yokmuş gibi davranma. Aramızdaki tek fark, senin gibi şikayet etmiyorum o kadar. Bil ki beni, yorma.

Duru sömestri için Bodrum'da idi. İner inmez yürüyüşe çıktık. İstanbul'a birlikte döneceğimizden haberimiz yok o sırada.
Mandalina bahçeleri arasında yürüdük. Ebru ve Cem'in bulduğu yeni rotada. Seçkin, Kerim de bizimleydi.
Sömestrinin bitmesiyle İstanbul'a Duru ile birlikte döndük.
Uçmayı eskisi kadar sevmiyorum. Özellikle fırtınalı havalarda. Yaptığım en sarsıntılı uçuş oldu.

İstanbul’dan yazıyorum dostum... Zira bu sefer iş için değil, babamın yanında olma gerekliliği bizi İstanbul’a getirdi. Tıpkı geçtiğimiz yıl Haziran ayında olduğu gibi. Ağır akciğer ameliyatı, peşinden kemoterapi kimin hayatını değiştirmez ki. Yaşadığımdan biliyorum. 10 yıl olmuş yeneli. Bütün hayatımı değiştirdi hem de. Hayat sana güzel dediğin hayatı verdi bana. Yani gökten zembille inmedi. Zor bir sürecin sonunda karar aldım o kadar. Eşim, ailem ve halen çalıştığım şirket destekledi. Yetti. Sen de destekledin ya, unuttun mu? Git dedin, stresten uzak dur dedin, iyi gelir dedin… Ne çabuk unuttun da “hayat sana güzel!” diyebiliyorsun.

Resim çizmeye çok vakit bulamıyorum. Biraz da kendi resmini yapmam konusunda ısrar edenler yüzünden soğudum diyeyim. Babam en iyi modelim bu aralar.

Şimdi babam aynı şeyi yaşıyor. Onunla birlikte bizlerin de hayatı değişiyor. Haziran sonundaki o kadar olumlu rapor, doktorların güzel sözlerine rağmen geri döndü, yeniden oturdu akciğerine. Yeniden çekirdek aile olduk. Yanındayız, koşturuyoruz. Hatırlar mısın nefesimi tutmuş, beklemiştim… Şimdi yine nefesimi tutmuş bekliyorum. Bak kardeşim ne becerikli. Alternatif yollar arıyor da buluyor. Hollanda, Amerika, Küba… Ab-ı Hayat ağacını arıyor bir nevi. Hele Mayıs ayında FDA onayı çıksın beklediğimiz immünoterapi de kapıda. Kemoterapinin aksine, hastalıkla mücadelede ilaç yerine kendi bağışıklık sistemini harekete geçiren bir tedavi yöntemiymiş. Kanserli hücreyi tanıyamayan vücuda, onu görme yeteneği kazandırıyormuş. Üstelik kemoterapi gibi yıkıcı da değil diyordu doktor. Hali hazırda Türkiye’de uygulanan bir tedavi olmakla birlikte sigorta FDA onaysız karşılamıyor ne yazık ki. Seansları 20 ila 40 bin TL arasında değişiyor. Bak bunlar sahiden yüksek rakamlar.

Tabii annemi atlamayayım. Fiziken daha iyi görünse de alzheimer epey ilerlemiş. Sabahları aynı döngüyü yaşıyorum ofise gitmeden. “Nereye gidiyorsun?” “İşe anne!” “Akşam gelecek misin?” “Elbette…” “Peki şimdi nereye gidiyorsun?” “İşe anne!” “Akşama gelecek misin?”…

Annemin Alzheimer'i hızlı ilerliyor. Birlikte eski şarkıları söylemeyi teklif ettim.
Hem eğlenelim hem egzersiz yapmış olalım.

Ofise nasıl gittiğimi var sen düşün. Mahallede, sokakta, apartmanda, toplu taşıma araçlarında ve elbette ofiste çöküp kalmış ağır bir mutsuzluk var. “Öyle de yazma!” ne demek? Allah aşkına. Tüm şehre bulaşmış kapkara bir mutsuzluk. Bir canavarın midesine inmişiz denli. Sen ne dersen de öyle dostum. Burası mutsuz, güvensiz, gürültünün, uğultunun, trafiğin ortasında beton bir ada.

Ofiste de hiç yoktan başka bir endişeye kapı açıldı ya nasıl açıldı anlatayım. Bil ki beni, "oh tuzun kuru" deme.

Geldim gelmesine fakat çalışacak boş makine bulmak pek nasip olmadı. Vardiyaya kaldım desem yeridir.
İş arkadaşlarımla bu aralar daha çok benimle birlikte oluyorlar. Bu da mutlu ediyor beni. (Asmalı Cavit)
Alakasız gelebilir ama ofisten bir kare. Pırıl pırıl bir atlıkarınca atı karanlıkta.
Sanırım bahsi geçen mutsuzluğu böyle anlatabilirim. 

Ticaret bu. İyi günün olur, kötü günün olur, olmaz mı? Oluverdi işte. Sen de ki “bir müşteri gitmiş ne olacak?” ben diyeyim “nar”. Müşteri bir ama beş marka. Olmaz mı? Oluverdi işte. Böyle olunca birileri işten çıkarılır, küçülmelere gider şirketler. Al sana yazılı olmayan kural "son gelen ilk gider"… Bu sefer ilk gelenlere soruldu “Gitmek isteyen olur mu?” diye. Soru bu sorulur. Zira herkes mutsuz, metal yorgunluğundan bahsediliyor. Yalan değil. Kim ister ki huzursuz çalışmayı. İstemem doğrusu. Sıkıntım da biraz bundan. Birbirine günaydın demeyi esirger olmuş insanlar. Sorduğunda da ifade edemiyorlar. Mutsuzlar ama nedenini açıklayamıyorlar. Toplantıda "Hakları da korunacak şekilde ayrılmak isteyen gönül rahatlığıyla gidebilir” dendi. Giderim diyen oldu. Gitmeyeyim diyen de. Düşüneyim dedim ben de. Öyle ya bugünden yarına hiç beklemediğim yeni bir ihtimal gündemim oluverdi. Kim ister ki böyle bir olasılığa hazırlıksız yakalanmayı. Ben istemem doğrusu. Lakin böyle söyleyince de gideceğim demek olmuyor mu? Dedim. Dedim de yeni endişelerim oldu nur topu gibi. Zam da gelmeyince düşündüğüm gibi kaldım domates fiyat artışlarının altında. Bir nevi salça oldum. Yine de bil ki şikayet etmiyorum dostum. Belki de ben gideceğim demişimdir, düşüneyim diyerek. Karşılığında da git denmiştir basitçe. Olmaz mı? Oldu galiba…

Benden 2 hafta sonra da Hülya geldi. Yemek masasından bozma atölyesinde Bodrum'a dönüş tarihi belirliyoruz.

Bir ay sonunda bu duygularla kaçtım Bodrum’a. Kaçtım diyorum ama biletim zaten alınmıştı, takvimimi organize etmiştim. Daha da önemlisi babamdan izinliydim. Bir hafta daha kal dendi son dakika. Kalmadım. Evime gittim nefes almak için. Ofiste makine beklemekten gecelere kaldığım haftadan biriken işlerimi hallettim. Ot yoldum biraz. Toprak çapaladım. Bir gün ektiğimiz baklalardan harika bir yemek de yaptı Hülya. Komşunun bahçesindeki ağaçtan iki limon alıp sıktım üstüne. Bisikletime bindim, arkadaşlarımı gördüm ilk pazar. Pazara inemedim rüzgardan. Eski bisikletimi takasa verdim, yeni bir katlanır bisiklet aldım İstanbul’da kullanmalık. Rakı içtim Hanende’de, evde, verandada. İyi geldi zamanında senin de dediğin gibi, “hayat sana güzel!” demezden hemen önce… Beni bil ki dostum, kendini bilesin…

Bu manzaraya uyanmak çok iyi geliyor.
Bostana bizden çok tavuklar bakar olmuş
Fakat baklalar şahane..
Otlar o kadar uzamış ki, büyük sayılabilecek Şef gözden kayboluyor.
Yeni bisiklet. Ufaklık diyorum kendisine. İstanbul'da işime çok yarayacak.
Bisiklet demişken kendimi yollara  da attım.
Beni anda tutabilen yegane şey bisiklet.
Tabi başka güzellikleri de var.
Yolda olmayı seviyorum kısaca. Ertesi gün İstanbul'a dönecek olsam da 126 km'lik rotayı döndüm.
Havaalanından Bebek'e ufaklıkla gittim.
İstanbul rakısız çekilmiyor diye, bisikletimle karşılıklı rakımızı içtik.
Ertesi gün de ofise birlikte gittik.
Eve kapanmayacağım dedim. Pek gitmem Sarıyer'e indim bir Cuma rakı içmek için.
Tarihi Denizkızı Meyhanesi / Sarıyer
Söz konusu cuma olunca rakı illa ki içiliyor. Bu sefer Asmalı Cavit yerine Denizkızı'nda oturdum.
Ofisten Hüseyin de katılınca bana, Döndükten sonraki ilk haftaya nokta koyduk.
Hülya dönene kadar Bebek'teyim. Yemek masasından bozma çalışma alanım. Evde de çalışıyorum tabi.
Elinde büyüdüğüm bu Manolya ağacı Bebek kadar benim içinde önemli. Onunla bitireyim.


Şimdi yeniden İstanbul’dan yazıyorum sana… Bak baharla geldim üzerimde toprak, ot ve iyot kokusuyla. Ceplerimde mimozaların neşesi, yeni doğmuş danaların heyecanı, güzel gözleri. Seni her sabah karşılayan köpeklerin oyunlarıyla geldim. Sana İstanbul yeniden geldim. Şikayetsiz, olduğum gibi...

19 yorum:

  1. Şikayet etmeden, hayatın getirdiklerini kabullenerek yaşamanız ve Bodrum' da nefes alanı ve kaçacak bir dünya yaratmanız çok güzel.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkür ederim yorumunuz için. hayatı akışına bıraktığımdan beri daha mutlu ve huzurluyum.

      Sil
  2. Ahmet Bey merhaba,

    Hayat bir bütün olarak mücadele demek belki ama insanlar genelde kıskanma duygusunu merkeze koydukları için karşılarındaki türdeşlerinin sadece mutlu anları olduğu düşünüp fesat düşüncelerle yaklaşmaktan vazgeçmediği sürece hiçbir zaman tam anlamıyla istediğiniz tepkileri alamayacaksınız sanırım.

    Hayatta kırılma anları herkesin karşısına çıkıyor. Bir insanın aynı anda hem mutlu olduğu yere, evine gidememesi hem aynı anda anne babasının hastalıklarıyla mücadele etmek durumunda kalması bir tarafa belki de ekonomik olarak da sorunlu bir döneme girmesi bir sürü insanı psikolojik olarak yıkabilecekken şikayet etmemeyi seçip hayatı olduğu gibi kabul edebilmek de bence oldukça cesaretli ve güçlü bir duruş oluyor ama bunu görmek için öncelikle görmeyi istemek ve kıskanma hissiyatından arınmak gerekiyor.

    Umarım en kısa sürede olumsuzluk gibi görünen tüm süreçleri atlatır hayatınızın daha keyifli geçtiği günlere geri dönersiniz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. aslına bakarsanız beklediğim, almak istediğim bir tepki yok ama haklısınız anlamayacaklar. :) zira anlarlar diye bekliyordum. Güzel dilekleriniz için teşekkür ederim. İnsan böyle moral veren, yalnız olmadığını hissettiren mesajlarla daha güçlü oluyor...

      Sil
  3. Kolaylıklar diliyorum, hastalık ve hastaya nezaret nedir çok iyi bilirim. Hayattan küçük kaçamaklar normal zamandakinden de mutlu eder insanı. Boşverin milleti simit yesek "Hayat sana güzel" diylorlar. Önemli olan hayatı güzelleştirebilmekte. Babaya geçmiş olsun, size dayanma gücü diliyorum. Hülya'ya selamlar...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne güzel demişsiniz; "simit yesek, hayat sana güzel!" diyorlar... :) çok çok teşekkür ederim yüzümü güldürdünüz.

      Sil
  4. Kolaylıklar diliyorum Cokacıgım...Sana ve babacıgına...

    YanıtlaSil
  5. hayat sana güzel olsun ... hatta çok güzel olsun ... ben sizin aldiginiz kararlara imreniyorum ... sunulmusu yasamamak cesaret isi ... Isyan etmek sunulmusa yurek ister ... "Demain" yada "Tomorrow" diye yari belgesel bir film var - ne kadar dogru bilemiyorum ama soralim kendimize temel ihtiyacimiz olan yeme icmeye hane butcesinin ne kadari gidiyor? https://www.youtube.com/watch?v=NUN0QxRB7e0 ... Yasar Amca'ya cok gecmis olsun ... Saglicakla kalin

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hayat hepimize güzel. sağolun bu güzel mesajınız için :)

      Sil
  6. hayat size ve sevdiklerinize sağlıkla yeniden güzel olsun, babanıza acil şifalar, sizlere kolaylıklar, hayat sana güzelcilere de hayatın gerçekten eşsiz olduğunu idrak etmelerini dilerim.

    Fıskiyekafa

    YanıtlaSil
  7. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  8. Ben de kaçmak isteyen ama bir türlü karar veremeyenlerdenim. Gerek sizin gerekse tavsiye ettiğiniz bazı kaçakların yazılarını büyük bir ilgiyle ve iştahla okudum, okuyorum. Sizdeki samimiyet, olduğunuz gibi görünmeniz, hayatı olduğu gibi şikayetsiz kabulünüz... Evet, bir Süpermen değilsiniz zira ondan daha gerçek ve kendinizin bir kahramanısınız. Anne ve babanıza bol şifa dilerim, umarım en kısa zamanda güzelliklere kavuşursunuz. Çok içten samimiyetiniz, azminiz ve olduğunuz gibi göründüğünüz içi iyi ki varsınız ve hep var olunuz... Ve umarım biz de siz güzel insanlar gibi kaçarız, elbette kaçmamızla şehri içimizde taşımadan... Sevgiyle kalın...

    YanıtlaSil
  9. Ben de kaçmak isteyen ama bir türlü karar veremeyenlerdenim. Gerek sizin gerekse tavsiye ettiğiniz bazı kaçakların yazılarını büyük bir ilgiyle ve iştahla okudum, okuyorum. Sizdeki samimiyet, olduğunuz gibi görünmeniz, hayatı olduğu gibi şikayetsiz kabulünüz... Evet, bir Süpermen değilsiniz zira ondan daha gerçek ve kendinizin bir kahramanısınız. Anne ve babanıza bol şifa dilerim, umarım en kısa zamanda güzelliklere kavuşursunuz. Çok içten samimiyetiniz, azminiz ve olduğunuz gibi göründüğünüz içi iyi ki varsınız ve hep var olunuz... Ve umarım biz de siz güzel insanlar gibi kaçarız, elbette kaçmamızla şehri içimizde taşımadan... Sevgiyle kalın...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. yanıtlamayı atlamışım kusura bakmayın... bir an evvel hayallerinize kavuşmanız dileklerimle....

      Sil
  10. Sevgili Coka,
    Uzun zamandır yazılarınızı okumamıştım,
    şimdi haberdar oldum gelişmelerden..
    Güzel annenize ve babanıza iyilikler diliyorum. Ne kadar zor olduğunu kendimden biliyorum ama umutlu olmaya en çok onlar için mecburuz. Ömürlerini bize dair umutlarıyla yeşertmiş canlarımıza borcumuz bu.. Acil şifalar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkür ederim güzel söz ve dilekleriniz için...

      Sil
  11. Allah şifa versin , sizlere de kolaylıklar diliyorum

    YanıtlaSil