23 Ocak 2018 Salı

Mağdur

Henüz dinmiş yağmurun yıkadığı köy sokaklarının arasından bakkala çıkayım dedim. Çıkayım zira yağmur nedeniyle pazara inilememiş, dolaptaki erzakımız azalmış. Pazarla aramız 7 km. Köyden sal bisikleti aşağı neredeyse pedal basmadan Veysel abi'nin tezgahına varıyorsun. Fakat dönüş öyle değil, 15-20 kilo yükle yukarıya kan ter içinde tırmanmak gerek. Asıl yağmur yağdı mı iniş tehlikeli oluyor. Düşer müşersin Allah korusun. Bunun asfalt yanığı var, kafa göz yarması, kırığı çıkığı var. Hiçbir şey olmasa ıslanıp, üşütmek var. O yüzden yağışlı havalarda otur oturduğun yerde diyorum kendime.

"Al bir araba kurtul!"

Duymamış olayım. Demeyin de bir daha... Satarak kurtulduğuma inanmışken, alarak nasıl kurtulayım? Dünyanın en pahalı benziniydi, vergisiydi, bakımıydı vs derken hapsedilmek var yeniden. Milyarlık teneke parçaları için park kavgaları, 3. sayfa haberi oluyor bu ülkede. İş için İstanbul'a gittiğimde istisnasız her sabah bunun kavgasını yapan adamlar görüyorum. O trafik kukaları yetmemiş, park yerini bekleyen adamlar tutulmuş. Geçiniz... Büyük konuştuğumun farkındayım lakin, Bodrum'un bir tane bile fazladan arabaya ihtiyacı yok.

sold
Temmuz 2014'te satarak kurtuldum.
walking to the home
Özellikle iş çıkış saatlerinde İstanbul'da yürüyerek araba sollayabiliyordum.
Bu resmi çizdiğim akşam 52 arabayı gerimde bıraktım.
Her yer mis gibi toprak kokuyor. Son yağmurlarla köy ve civarı iyice yeşermiş, kış ortasında bahara dönmüş gibi. İkili üçlü gruplarla ineklerini araziden getiren isimsiz teyze ve amcalarla merhabalaşıyoruz. Bazen başını eğmen yetiyor, elini kaldırıp selamlaştıklarımız göz aşinalığımız olanlar. Hal hatır sorduklarımız yaşadığımız süre içinde tanıdıklarımız. "Nasılsın Eda Teyze?" "Eyiii! Nireye gidiyoru?" "Bakkala..."

eda teyze
Eda Teyze...

Geçen sene mevsim kuraktı. Önünden geçtiğim tüm hayvan sahiplerinin, ceplerindeki kısıtlı parayı hazır yeme yatırdıklarını biliyorum. Hazır yemle hayvan beslemek, şebeke suyuyla bahçe sulamaya benziyor. Sen sula dur otun büyümez de yağmur geçsin üzerinden delirirler. Yağmur yetiyor her şeyi güzelleştirmeye. Bak bu sene insanların da yüzleri gülüyor. Güzelleşiyorlar.

Bacalardan çıkan beyaz duman, bulutlara, kokusu ise köyün diğer kokularına karışınca doğru yerde yaşadığımdan emin oluyorum. Yukarılara tırmandıkça, içinden geçtiğim yeşillik, tepenin etekleri boyunca aşağıya akıp denizle kavuşan bir nehir gibi görünüyor. Geldiğim şehirde "artık yağmur yağmasın!" "yaz gelsin!" diye yakaran insanların gerçeklerden ne kadar uzak olduklarını üzüntüyle izliyorum. Yağmur yağmazsa yiyecek yok, içecek yok, sağlık yok.

Vardığımda Bakkal Ali abi'nin kapısı açık. Zemheri üfledikten sonra bacalar tütmeye, kapılar, pencereler kapanmaya başladı zira. Bakkalın kapısını zil çalıp açtıracak değilsindir lakin Ali Bey evinin bir odasını bakkala çevirdiğinden kapı kapalıysa zile basacaksın. Hele son lokmasını çiğnerken açıyorsa kapısını, ağzının kenarındaki kırıntıyı eliyle sildiğine şahit oluyorsan bil ki sofrada yakalamışsındır. Başkalarını bilmem ama epey mahcup oluyorum. "Hay Allah sizi de sofradan kaldırdım" diye. Kapı açıksa rahatım. Hal hatır sorma faslının ardından bir paket makarna ve 2 şişe su ile evin yolunu tutuyorum.

Eve metreler kala, siteden çıkan o küçük kamyonet beni pas geçmeden duruveriyor. Yağmur ha yağdı, ha yağacak. Bacalardaki dumanlar kuvvetlenmiş, rüzgara yatıyor. Mezarlığın başındaki kavakların sesi duyuluyor köyün içinde. Tıpkı rüzgarla uzayan ağaç dalları gibi pencereden uzanıyor esmer adam. Selamsız sabahsız yekten giriyor konuya.

-Kalan son odunumu da sana vereyim güzel abim!

Kamyonetin damperine atılmış odunları fark ediyorum. Belli ki dolaşılmış, bir kısmı da satılmış.

-Yap bi güzellik be güzel abim!
-İhtiyacım yok ki?

odun_wood
Son 2 yıldır soba ile birlikte ağaca saygım arttı.
Odun kokusunun insanı bir yerden alıp nerelere götüreceğini hayal bile edemezsiniz.

Ağustos'ta Bodrum'un son kuru kalan odunlarından almıştım. Kaba bir hesapla 2 ton yetecekti. Zaten saklayacak yerim de olmadığından fazlasına ihtiyacım yoktu. Kış için hazırdım.

-Mağdur etme bizi güzel abim?
-Param da yok!
-Abi bu sitede de kimsenin parası yok beya!

Nefes almadan konuştuğundan mıdır nedir hipnoz olmuş gibi dinliyordum kendisini kıpırdamadan.

-Abi bak ben sana bir güzellik yapayım, sen de bizi mağdur etme olur mu? Tonunu 375'ten bırakayım sana.

375 harika bir para. Bugün Bodrum'da 500'den aşağı bulamazsın. Bir bit yeniği olmasın. Diye düşünürken arkadaş arabadan indi bile. Elimdeki su şişelerini almak istedi. Direndim ama aldı. Peki diyebildim.

-Bu odunun hepsini vereyim ben sana.
-Yok artık, valla yerim yok.
-Abem ben sana güzel dekor da yapıcam merak etme.

Yağmur da başladı ya orada durmanın alemi yoktu. Peşimden gelirken arabaya da dön diye işaret etti. Bahçeye girdik beraber. Torbanın altına istiflediğim odunları fark etti.

-Tamam abi buraya atarız odununu.
-E at bakalım.
-E adın ne senin abi?
-Ahmet...

Kafamda da bir taraftan hesap yapıyorum. Sahiden para yok üzerimde.

-Yalnız anladım ben seni.
-Neyi anladın?
-Sen kiracısın.
-Nereden anladın?

-Elinde makarnayla dolaşan adam böyle bir evde olsa olsa kiracı olur, dedi gülümseyerek. Hem bak bu sitedeki en bakımsız bahçe seninki. Aşağıda Neco müşterim, Melis Hanım müşterim. Bir bahçeleri var yaz kış çıkmam valla.

Konuşmasından anlıyorum bu adam Trakyalı. Sordum.

-Uzunköprü'lüyüm, Edirne, bilir misin?
-Annem Edirneli, yengem de Uzunköprü'lü.
-Te bak kan bu çekiyor demek. Yaş kaç Mustafa abim? Var mı çoluk çocuk?
-Ahmet.
-Pardon güzel abim.
-45 yaşındayım.
-Deme ya...
-Çocuk da yok! Senin?
-Diycem ama gülme tamam mı?
-Peki!
-Yaşım 38. 3 tane de torunum var... Eee hani gülmeyecektin Mustafa abi...
-Ahmet...

Biz laflarken küfe küfe odunlar taşınıyor bahçeye. Gözümün önünde tartılıyor, benim küfeleri not alarak saymam isteniyor. Yağmur arttıkça muhabbete aynı oranda yoğunlaştı. Bildiğim Edirne'den değişen Edirne'ye, işten güçten herşeyden konuştuk. O da Edirne'den getiriyormuş tırlar dolusu odunu. 10 sene olmuş, Bodrum'da satıyormuş. Merak edip sorunca anlattı. Aslında memleketinde tonu 270 liraymış. Bodrum'da 500-600'den alıcı çıkınca burayı ekmek kapısı yapmışlar. Ağustos'ta aldığım odunlarla kendi odununu karşılaştırdı. Getirdiği Mermer meşe denen bir tür. Ağır ve verimli bir ağaç. Bendeki ise Bilecik tarafındanmış. Hafifliğini çürük olmasına bağladı. Sahiden de içi boştu çoğu odunun.

warm winter 2
Odunlu hayat üzerine karalamışım... Ocak 2017

-Abi son 5-6 küfeyi hediye edeceğim. Ara boşlukları da düşerim hesaptan. 3 tonu bulacak öyle görünüyor. Sen bizi mağdur etmedin biz de sana bir güzellik yapalım istiyorum, Mustafa abi.

-Estağfurullah... Ama gidip para çekmem gerek. Bu arada öğrenemedin gitti adım Ahmet...
-Ya işte yorgunluk güzel abim. Merak etme ben seni bankamatike götürür eve de bırakırım.

Odun atması bittiğinde yağmur da şiddetini iyice artırmıştı. Özür diledi kısık bir sesle;

-Abi sana buraya dekorunu da yaparım dedim ama yağmurda zor olacak.
-Tamam, önemli değil.
-Ağustos'ta affettiririm kendimi, sana bi güzel kamyon hazırlarım. Dekoru da benden olur.
-Bence bu odunlar bize 2 sene gider.
-Yakarsın Mustafa abim.
-Ahmet...
-Hay Allah!..

Su içmek üzere peşimden verandaya geldiğinde de şömineyi gördü. Birden neşelendi.

-Soba diyorsun ama burada şöminen de varmış be güzel abim. O halde vereceğim taktiği not al. Katalogluk alev çıkarttıracam sana.
-O nasıl olacak?
-Dinle güzel abim. Yengeye sürpriz... Başlık bu.

Heyecanla anlatmaya devam etti:
-Benim odunların içinden 6 tane uzun çatacaksın bunun içine. Bir göz boşluk bırak ki içine tutuşturacak şeyleri koyasın.
-Biliyorum. Zaten öyle yakıyorum.
-Bak şimdi Mustafa abim formül şu...
-Ahmet.
-Ahmet abicim bu 6 odunun üstüne ve altına birer çivi çakacaksın. Çattığında dışa bakacaklar. Sonra cereyancıdan kalın bakır tel alacaksın. Kalınlardan. Bu çivilerin etrafından dönerek dekor yapacak yaktıktan sonra da bana dua edeceksin?
-Ne oluyor bakır tel sarınca?
-Katalogluk alev çıkıyor... Çek fotografını at instegrama, felsbuka havan olsun.

Yağmur iyice şiddetlenirken suyunun yarısını içti. Para çekmek üzere hep beraber kamyonete atladık. Kısacık yolculuğumuzda da sohbet döndü durdu arabanın içinde. Her şey tamamlanıp beni eve bıraktıklarında yüzümüzde sıcak bir gülümseme vardı.

-Allah razı olsun Ahmet abi...
-Ah bak adımı doğru söyledin... Sahi senin adın neydi, sormayı unuttum bak...
-Gülmiycen ama...
-...
-Abi benim adım Mağdur... Yalan değil te bak nüfusuma. Kaydet telefonumu da. Odun isteyen filan olur verirsin. Tabii Edirne'ye de gelirsen mutlaka ara. Anacığımın rakısından ikram ederim sana. Hayde Ağustos'ta görüşürüz...

Sonra o güzel adamlar kamyonetlerine binip, çekip gittiler...

4 yorum:

  1. şansın varmış sana güzel insanlar çatmış.Bana Torba'da bunların üçkağıtçıları çattı.Tam işi bitiriyordum pazarlığımızı duyan ,güneşlenmekte olan bir kadın apar,topar havlusuna sarılıp koşarak yanıma gelip 'Sakın ha ' deyip beni kurtarmıştı :) odunları da mostralık öyle güzel dizmişlerdi ki kamyonete,hala gözümün önündeler :)

    YanıtlaSil
  2. Te be A(h)met kardasim... Ne (h)os olmus beyaa ... toprak ya cekmis bak ...

    Bunlari yasiyabilmis olmaniz bir kenara, bunlari yansitmis oldugunuz icin size mutesekkirim... Isvicre'den kucak kucak sevgilerimle, saglicakla kalin ...

    YanıtlaSil