21 Kasım 2016 Pazartesi

2016'da ne oldu?

Biliyorum ki olgun bir domates gibi kokabilmektir Bodrumlu olmak. Güneşle kızarmak, yamru yumruluktur olmaktır biraz da. Hayata teslim, zamanın şekillendirdiği, üzerinde zeytinyağı gezdirilip, kekikle bezenen, her şeye hazır... Ben ne kadar olgunlaştım, kızardım, yamru yumru oldum bilmiyorum ama artık o ilk ham meyve de değilim. Yeşilden kırmızıya dönmeye hazırlanıyorum belki de...

Hayat hep bir şeylere hazırlanarak geçiyor ki yolda olmaya çok benziyor bu. Yolculukların iyi kötü sürprizlerine açık ve alternatifleri bol olması, tercih edilen her sapağın değiştirdiği kimyası, kendi hikayeni gittikçe benzersizleştiriyor. Mesela tekliften 2 yıl sonra Hülya ile kendimizi hazır hissettiğimiz Mayıs ayında evlendik. Geride bıraktığımız yılın en parlak izi de bu oldu zira.

26 Mayıs 2016

Ailelerin dahi nikah salonunda tanıştığı 26 Mayıs Perşembe günü, bir grup şahidin önünde evlendiğimizde saat 14:30 idi. Tantana yapmadan, sessiz sedasız, gelinliksiz, yüzüksüz bu sade nikahı aradan çıkarmış olduk. Basmadığımız nikah davetiyesini veya bir çağrı telefonunu bekleyenler olduğu gibi içlerinden alınanlar da oldu elbet. Nikaha gelemedik, düğüne gideriz diyenler de kendini derin uzay boşluğunda buldular zira düğün gibi ilanını da yapmadık. Zaten, yedi yıllık arkadaşlığımızı başa koyarak söylüyorum; evliliği hiç takmadığımızdan parmaklarımıza paket lastikleri takmıştık. Nitekim aşkın devlet onayına ihtiyacı yok.

Bitse de gitsek...
İlk resmi öpücük!




Bir bardak daha çay doldurdum. Taze ekmeği, güneşin turuncuya boyadığı odada böldüm. Masada peynir ve tereyağı hala var. Yumurta kabuklarını toplarken, Hülya biraz daha domates kesiyor. Evi kaplayan yeni koku şükürle çınlıyor duvarlarda. İyi ki buradayız, iyi ki burada yaşıyoruz.

Her sabah farklı bir renk farklı bir gün doğumu
Güneş manzaramızı hep bir başka görüntüye çevirdi durdu.
Gün batarken de ayrı oluyor.

Kendimizi hazırlamamız gereken nereye varacağını, ne kadar süreceğini bilmediğimiz, ilk kez deneyimleyeceğimiz bir yol daha hediye etti 2016. Bir zihnin içinde geleceğe uzanırken, geçmişinde onunla birlikte kaybolabileceğimiz, sonunda birbirimizi kaybedebileceğimiz bir yolculuk. Sahi böyle bir şeye hazırlanılır mı? Sizi doğuran kadının zamanın içinde yavaş yavaş yok oluşu çaresizce nasıl izlenir?

Anne ve babalar yaşımız kaç olursa olsun bize bir şeyler öğretmeye devam ediyorlar.
Bundan sonra araba, annemi istediğimiz an ziyaret edebilmemiz için gerekli.

Yaz başında Alzheimer başlangıcı teşhisi konulduğunda annemin önünde hatırı sayılır bir zaman olduğunu düşünmüştüm. "62 yaşında biri için epey erken değil mi?" sorusunu tutunulacak dal gibi görmek, kabullenememe de sayılabilir. Kim kabul edebilir ki zaten? Kendimize sarılacak yeni şeyler arayıp durduk ama annemin yolculuğu zaten başlamıştı. Unutması gerekenlerden çok hatırlaması gerekenleri zamanın derinliklerinde kaybetmesinden anlamalıydık. Artık yalnız bırakamayız. Onu öyle önden bir başına göndermek olmaz. Beraber yürüyeceğiz ve bir sürü yeni şeye hazırlayacağız, altından kalkılacak.

Her sabah güneşin doğuşunu izlemek için erkenden kalkıyorum. Bir kaç tavuk ve horoz, tüm yaz yüksek güvenlikle korunan Ali İhsan Bey'in bahçesinde dolaşıyorlar. Elde sopa veya su tutularak kovalanan Yakaköy'ün asıl sahipleri çimlerin arasından kahvaltılıklarını seçiyor. Folluklarından toplanmış yumurtaları da az evvel bizim kahvaltı masamızdaydı. Rengi güneşle yarışır sarısına tuz ekip tat biçtik damağımızda. Kırık yumurta kabuklarını toplarken, tarladan doğma yamru yumru domates, mis gibi kokuyordu bir dua gibi. Bu nimeti ödülden saymayıp yerine marketi koyanları 2016'da bırakıyorum. Haddim değil ama (işe de yaramayacağını bile bile) geldiği yeri buraya taşıyacaklara net olarak "gelme kardeşim" demek istiyorum.

Sabahlar nasıl heyecanla beklenmez ki?

2016'da 50 yaş üstü emeklilerden çok çocuklu aileler Bodrumlu oldu, oluyor. Bunun için önümde bilimsel bir veri ya da şehir raporu yok. Çıplak gözle görmek ve hissetmek mümkün. Tıpkı benim yaptığım gibi onlar da şehirlerini peşlerinden getiriyorlar. Şehir üstüne şehir yığıyoruz. Nitekim hiç hırsızlık vakası görülmeyen Yaka'da yaz başı ve sonu olmak üzere sitede iki olay yaşadık ki biri bizim evde cereyan etti. Site yönetiminin tedbir olarak düşündüğü kamera ve alarm sistemi bana tam bir şehirli refleksi ve abartılı görünüyor. Lakin hırsızlarımızı da getirdiğimiz, getireceğimiz gerçeğini kabul etmem lazım. Gerçi pek çalınacak bir şeyimiz yok ama olsun. Yabancı birinin evini kurcalaması hissi yeterince incitici bir duygu... Artık pek görmediğim beyaza boyalı mavi panjurlu Bodrum evlerinin hepsinde demir parmaklık takma vaktidir.

Nasıl bir büyük şehirli portresi çizdiğimizi görünce mütevazi ve iyi biri olarak bilinen kendimi bile şımarık saydım. Sağlıklı olmasa da bir genelleme yapacağım zira tarife uyan bu kesim taşları yerinden oynatabilme yeteneğine sahip. Dolayısıyla şehirli olarak neden sevilmediğimizi artık biliyorum. Dağdan gelip bağdakini kovuyoruz. Üst perdeden konuşuyoruz, saygısızız. Paramızla her şeyi satın alabileceğimiz sanıyoruz. 800 TL'lik eve 2000 TL kirayı ucuz sanacak kadar aklımız bir karış havada. Fiyatları yükseltip, 50 TL'lik lahmacundan şikayet ediyoruz. Ben de pek sevmedim bu büyük şehirlileri. Evlat olsa sevilmezler.

Gelenlerin artması gibi benzer hayalleri kuran ve soru soran insan sayısı da arttı. Demek ki daha çok insan gelecek. Zaten Bodrum hızla değişiyor. İsimli okullar açılıyor, yollar genişletiliyor. Gelenler arttıkça konforlu hayat vaatleri de artıyor. Bu yönde bana gelen soruların da içeriği değişti. Artık "nerede yaşarım?" yerine "Hangi okul iyi?" gibi sorular geliyor. Hemen "bilmiyorum" diyeyim. Soruyu pas geçip daha yakın markajı tercih eden, çat kapı ziyarete gelen veya kahve içelim davetinde bulunanlar da fazlalaştı. Ne yalan söyleyeyim bu epey rahatsız edici. Hele hiç tanımadığım insanların 40 yıllık arkadaşımmış gibi nezaket ve görgü sınırlarını aşmaları beni oldukça zor durumda bırakıyor. Şimdilik sayıları çok değil... Daha ilk yazışmasında konuya "Sen bize oradan ev baksana!" diye giren biriyle neden kahve içeyim? Üstelik böyle bir şey yapamayacağımı söyleyince alınan insanlarla. İyi niyetli olduğunu düşündüğüm ama internetten baktığı evi görmemi rica eden "hani siz orada yaşarım derseniz..." diye lafa girenleri de aynı profilde değerlendiriyorum. Görünüyor ki ülke gibi, Bodrum gibi insanlar da değişiyorlar. Belki de bundan sonra bu kadar açık olmamalıyım.

Bodrum demişken, bir şehir efsanesi sandığım Bodrum Tüneli, Bodrum-Yalıkavak yolunun genişletme çalışmalarıyla vücuda büründü. Yakında bir duble yolumuz olacak. Bunu iyi anlamda söylemiyorum. Zira yol demek daha az yeşillik demek daha da fenası bol bol araba demek. Sakin evimizin verandasından belli belirsiz görülen yol, altı çizilmiş bir satır gibi belirgin, boz ve ağaçsız artık. Hiltilerle törpülenen, güdükleştirilen tepelerden yankılanan tak tak tak sesi hemen önümüzdeki zeytinlikte patlıyor, kışla beraber içine yeni bir site yapılacak olan. Önümüzdeki yıl daha fazla şehre domuzlar indi haberi duyacağımız kesin artık.

Yine de Bodrum hala çok güzel ve bana çok iyi geliyor. 2016 içinde İstanbul'a 9 hafta olmak kaydıyla 6 kere gittim. İstanbul'a bakışım önceki yıllara göre daha yumuşak olsa da o 9 hafta buranın kıymetini iyice katmerlendirdi. Ben de bu kıymeti bisiklet turlarıyla taçlandırıyorum ki hayatın tadı biraz daha çıksın. Üstelik bu yıl kendimi daha güçlü hissettiğim ve kendime güvenimin zirve yaptığı bir yıldı. Geçen sene yaptığım yolun üzerine bir 1000 km daha eklemişim. 3. kez Çanakkale, Gökova, Kavaklıdere ve Hadi Ben Kaçtım turu yaptım. Bodrum'da hafta sonu, hafta içi koşulan yarımada turları, Bodrum-Milas-Bodrum performans sürüşlerine katıldım. 130 km'lik günübirlik mesafemi 158 km'ye çıkardım.

Yaz-kış, soğuk-sıcak her koşulda bisiklete bindim. Evin pazar alışverişlerini de bisikletle yapıyorum.
Bisiklet köpek ilişkisi sanılanın aksi yönde işledi burada. Havlayanlar da dahil 50-60 köpekle tanıştım, arkadaş oldum.
Pazara inerken

Geçen pazardan dönerken, yokuşta yetiştiğim teyze "Yorulmuyor musun?" diye sormuştu. O an bisiklet üzerinde kan ter içinde yakalanan biri gibi değil de kafamda dolaştırdığım genel bir cevabı paylaşmak isterim. Ne o an heybelerimde taşıdığım ağırlık ne uç uca eklenen km'ler ne de tükenmek bilmeyen yokuşlar beni yoruyor. Geride bıraktığım yıl anladım ki daha çok insanlardan yorulmuşum. İnsan kadar hiç bir şey yormuyor... İşte bu yüzden olacak ki bayramda tek başıma yaptığım Gökova Turu'nu 4. Hadi Ben Kaçtım Turu olarak tescilledim. O tur aynı zamanda tüm zorluklarına karşın beni dinlendiren bir tur oldu. Ayrıca yıl içinde Muğla'da Levent Abi Bodrum'da Seçkin ve Cem ile yaptığımız günübirlik turların tadı hala damağımda.

Menteşe dağlarında kendimi küçücük hissetmek beni en mutlu eden şey.
Bisiklet hayatımı çok renklendiriyor. 
Birlikte pedal basmaktan büyük keyif aldığım Levent Abi ile spontan Muğla-Akbük turu finali.


Seçkin harika bir yol arkadaşı.
Tek başına tur yapanların bir bildiği varmış. Bayram Turu'ndan çok şey öğrendim.


Son İstanbul seyahatlerimde de bir arkadaşımın bisikletiyle işe gidip geldim.

Tüm katılımcılarının evlerinden ilk kez bu kadar uzakta ve ilk kez gittiği Karadeniz'de, Artvin'den Ordu'ya pedal bastığı 3. Hadi Ben Kaçtım Bisiklet Turu'nu ayrı bir yere koymak isterim. Fakat gündemimiz turun kendisinden çok, tamamladığı Ordu'da TV'lere kitlendiğimiz darbe girişimiydi. Bittiği günün arkasında saklı kaldı koca tur.

3. Hadi ben kaçtım Artvin-Ordu Bisiklet Turu / Karagöl-Borçka

Darbe girişimi ve sonrasının fiziksel ve zihinsel yorgunluğunu hala yaşıyoruz. Bu ülkeyi yönetenlerin kendilerine yeni mağduriyetler yaratma çabasının bizi getirdiği nokta artık toparlanır gibi değil gözüküyor. Tehlikeli bir şekilde de ayrıştırıldık. Siyaset hiç bu kadar nezaketten ve saygıdan uzak olmamıştı. Cehaletin kutsandığı, kendi gibi düşünmeyenin yok sayıldığı bir dönemden geçiyoruz. Bu daha nereye varır bilemem ama hiç de iyi bir tablo yok karşımızda. Bunu gören, okuyan pek çok insanın Ege'de bir kasabaya yerleşme hayalleri artık yurtdışına yönelmiş durumda. 2016'da yurtdışına yerleşen arkadaş ve tanıdıklarımın sayısı 6... Aileleriyle birlikte 13 kişiyi buldu. Her şeyin daha net görüldüğü ve daha büyük hareketlerin izlendiği İstanbul'da yurtdışında yaşama koşullarını araştırmaya başlayan arkadaşlarımın sayısı da az değil. İtiraf edeyim ki aklımda olmasa da bir kaç site karıştırdım bu kadar çok insanla konuşunca. Hatta babam orada doğduğundan dolayı Makedonya'dan vatandaşlık almanın kolay olduğunu sanmıştım ama Balkanlar'daki etnik ayrımcılık burada da karşımıza çıktı. Makedonya, Türk ve müslüman vatandaş istemiyormuş son tahlilde!...

Bunları düşünürken dalmışım da köyü inleten o isyankar eşeği duyunca kendime geldim. Kuşlar hala neşeli ötüyor. Bir kaç gündür soğuk üfleyen hava yerini ılık bir kucağa bırakmış koynunda ısındığın. Dün gece ilk kez yaktığımız şömineden yayılan odun kokusu aralık kapıdan içeri giriyor. Gürül gürül yanarken güzelce ısındığımız anın çektiğim fotoğrafını Pınar, Bülent ve Cevat'a gönderdim. Başında şarap içip sohbet edilebilir diye. Bir kaç çeşit peyniri de arkadaş ederiz masaya. Birlikte bir anımız daha olur.

Ateş başı


2016'nın hediyesi ahbaplar bahsettiğim. Ev ziyaretleri sıklaştı onlarla tanışınca. Pınar ve Bülent bizden bir yıl sonra çocuklarını da alarak yerleşmişler Bodrum'a. İstanbul'dan tanıyordum ama bir samimiyetimiz yoktu. Cevat da Bülent'in arkadaşı. O Bodrum'a daha evvel yerleşmiş. Evini barkını kendi yapmış. Daha sonra uzun uzun anlatırım zaten. "Balık aldım hadi gelin!" "Cumartesi mangalı yakıyorum beklerim" davetleri daha çok uçuşur oldu. 2 senedir bizi hep bir yerlere davet eden Serdar Benli ve Levent Abi gibi yeni dostlarımız oldu.

2016 bize Pınar, Bülent, Uzay, Mercan ve Cevat'ı hediye etti.. Ne iyi etti...

Haliyle sosyal hayat daha hareketlendi. Geçtiğimiz yıl ulaşımı düşünerek hareket etmek yerine madem buradayız tadını çıkaralım anlayışına tutunduk. Kendi imkanlarımızın yetmediği noktada arkadaşlarımız yetişti. Bu bize iyi geldi. İnzivai Yakaköy yaşamı bir nebze olsun kırıldı.

Bu yıl merkeze daha sık indik
Dostlarımızla buluştuk
Ece İstanbul'dan Bodrum'a yeni taşındı.


Paris'ten Ahmet ve Devrim ziyarete geldi.
Daha çok denize girdik
2015'de koca yaz 6 kere denize inmiş ve yüzmüştük.

Buna köyden insanlar tanımanın avantajlarını da eklemek gerek. Eli kolu dolu geldiğimiz son İstanbul dönüşü, minibüsü site içine sokarak bize yardım eden Mehmet Abi, aynı gece "Bodrum'dayım, Yaka'ya dönecekseniz beklerim" diye aramıştı. Ağacımdaki incirin bitip bitmediğini öğrenmeden bana satmayı red eden pazarcıyı, nereye koyayım bilemedim. Bisikletle gittiğim için her defasında muz ve ceviz ikram edip cebime yolluk meyve sıkıştıran... Düşündükçe insanın yüzüne gülümseme oturuyor.

Filedeki bazı meyveler ikram.
Bu nimeti markete değişenler gittikleri yer neresi olursa olsun kimyasını bozuyorlar.

Önceliklerimiz de değişmiş. İstanbul'da üst üste kalınca fark ettim. İş benim ilk sıradaki derdim değil. Doğru bizi Bodrum'da tutan önemli bir kalem. Para kazanmalısın ki ayakta durabilesin. Zira işin öncelik sırasının aşağılara inmesi hem işlerimin kimyasını değiştirdi hem de kalitesini artırdı. Daha anlamlı hale getirdi. Ya da bana öyle geliyor. Ama şunu biliyorum yeni şeyler yapmaya zaman bulabiliyorum önceliklerin yeri değişince. Mesela bu yıl daha fazla bisiklet turu yaptım az evvel yazdığım gibi. Gezdikçe de daha önce yaşamında olmayan şeyleri görüyor, gözlemliyorsun. Ofis sandalyesinde olmak mı, sele de oturmak mı? Büyük fark yaratıyor.

Şimdi işimin başına oturma vakti. Bir bardak çay daha koydum kendime. Hülya iyice sarınıp kahve ve sigarasını içmeye verandaya çıkmış. Peşinde, annemin İstanbul'a dönmesiyle bize kalan Musti. Oradan oraya koşturuşuna gülüyor bir şeyler söylüyor, yüzünde harika bir gülümseme. Bir kaç dakika öylece izliyorum Hülya'yı. Bodrum'da onun gülümsemesinde yaşıyorum.

1 yorum:

  1. Yazılarınızı keyifle okuyoruz ve izninizle fikirlerinizden esinleniyoruz, sağlıcakla kalın :)

    YanıtlaSil