23 Haziran 2013 Pazar

Ortanca

Kapı pencerenin açık olmasını fırsat bilen rüzgar, perdelerle oynamaya karar verdiğinde evdeki temizlik henüz bitmişti. Rüzgarın hareketlendirdiği her şeyin yükselttiği temizlik kokusu, bir madalyon denli asılı kaldı havada. Kısa bir duşun ardından hazır nemli kalmışken, esintinin kıyısına kuruldum usulca. Kuşlar cıvıl cıvıl, ışık taze. Bir de şu Lucca'nın geriden gelen uğultulu aspiratör sesi olmasa.

Bebek ortancalarım

Kısalı uzunlu, sadece toprağa saplanmış dalların çoğu pembe çiçeklere bürünmüş. İncecik gövdesinden patlamış bir ortancaya bakakaldım. Pespembe... Meğerse gözüm dalmış. 6 ay gözü dalar mı bir insanın? Benimki dalmış işte. Bebek'te zamanı yavaşlattım diye sevinirken farkına bile varmamışım. Geçivermiş zaman. Öyle ya sadece taşındığımla bitmedi. Kısılacak ne varsa kıstım ki biraz bir şeyler biriksin. Azaldım çoğalmak için. Çarşıya uymayan tek hesap, ağzımdaki 15 yıllık kaplamaların koyuvermesiydi lakin sağlık her şeyden evvel geliyor. Yoksa kapıdan çıkar çıkmaz hayata karışmak, sabah yürüyüşleri, parkta vakit geçirmek gibi pek çok şey nimetten sayılır hala. Zaman zaman sıkıntısını yaşayacağımı düşünsem de ailemle burun buruna yaşamak o kadar da korkulacak bir şey değilmiş. Babamın, eve birkaç "izinsiz" girişi de tamamen eksik onarımlar ve bahçe ile ilgiliydi. Şimdi O'nun toprağa sapladığı çıplak çubuklardan bitiveren ortancalara bakıyorum. Çelimsiz gövdelerinde kocaman çiçekler var. Gözüm dalıyor, zaman geçiyor. Galata'dakinden çok daha yavaş ama Bodrum'a kıyasla hala hızlı. Bense rölantideyim.

Daha yeni, iki ya da üç gün oluyor; iş arkadaşlarımdan biri soruverdi:
- Nasıl gidiyor Bodrum hazırlıkları?

Belki de bu yüzden Haziran'a ayrı bir parantez açmakta fayda var. Çünkü Haziranla birlikte, tıpkı az evvel ortancaya gözümün dalması gibi hayat tam ortasından yarıldı. Yapmaktan, tadını çıkarmaktan keyif aldığım her şey önemini yitirdi. Ne resim çizebildim doğru dürüst ne yazı yazabildim. Ne uyku kaldı ne dinlenmek. Hülya ile o çok sevdiğimiz Asmalı Cavit'e gidemedik, rakıyı unuttuk. Masa başı sohbetlerinde birlikte kaybolduğumuz dostlarımızdan ayrı düştük. Öyle ya gitmekten, İstanbul'dan, Ege'den konuşurduk. Haziran boyunca Bodrum'u unutmamak için tek yaptığım şeyse kitap okumaktı. Çoğu Bodrum’u anlatan kitaplar...

Kendini okurdan saymayan, yılda bir kitap ya okur ya okumaz bendeniz
2013 yılıyla birlikte ayda bir kitap noktasına geldim.
Bodrum'la ilgili üç kitabı da işyerinden eve yürürken bitirdim.
Dostlu ve misafirli rakı sofralarını özledim. 
Asmalı Cavit'te erken rakısı.
Artık bu resim ve çizimleri paylaşmak sakıncalı olacak sanırım.

Gezi Parkı eylemleri üzerine çok şey yazıldı çizildi. Ne yazsam tekrar ediyor olacağım ama şunu söylemem lazım. Hayatımla ilgili planlarımı unutturacak denli heyecanlandırdı ve umutlandırdı. Bodrum'a gitmeyi bir kaçış olmaktan çıkarıp, gerçek bir özgürlük hareketine çevirdi, anlam kazandırdı. Bodrum hayali benim için cılız bedeninden patlayan koca ortanca çiçeği gibi pespembe oldu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder