15 Mayıs 2013 Çarşamba

Az olmak, az almak, azalmak...

Güzel bir akşam üstü. Bebek Parkı'nda Hülya ile çimlere uzanıp günün tadını çıkarıyoruz. Okumayı çok sevdiği dergilerinden birini okuyor. Ben de etrafı izleyerek notlar alıyorum. Kuşlar, köpekler, insanlar bir aradalar. Çocuklar kuşları kovalıyorlar, parkın köpekleriyse tasmalılara merakla yaklaşıyor. Dondurmasını yiyen, kahvesini içen yetişkinler. Yarın Pazartesi olmayacakmış gibi dingin bir pazar öğleden sonrası. Zaman yavaş akıyor. Bir süredir hissettiğim gibi.

Pazar akşam üzeri parkta çimlere uzanmak iyi geldi.
Hülya kimbilir hangi öyküde kayboldu
Çimlerin tadını çıkaran parkın köpekleri
O.Gönenç'in "Bodrum'da Yeniden" kitabını bitirirken
İyi bir okur olmadığımı bilmiyorum. Konu gitmekle alakalı olunca kitaplar da beni buluyor.

Akşamları iş çıkışında yürüdüğüm yolun tadını çıkarıyorum epeydir. Koşturmadan, krampsız, sakin sakin. Güneyin yavaş akan zamanına ayak uydurmaya bir yerden başlamak lazım. İki coğrafyanın hayat ritmi birbirinden çok farklı. Haliyle bazı şeylerden vazgeçmek, azalmak, biraz da bir avuç kalabilmek gerek. Aslında taşınmalarım esnasında, belki zamanı yavaşlatarak değil ama eşyalarımı azaltarak bir adım attım sanırım. Eskimiş, sırf bir anısı var diye bir köşede duran şeylerden vazgeçtim. Sen anmadıkça o cansız objenin kendi kendine yaşattığı bir şey yok. İhtiyacım olduğunu sanıp aldığım pek çok şeyden kurtuldum, kurtulmaya da devam ediyorum. Mesela İkea'ya, sahiden ihtiyacı olan şeyi almak üzere gidip, gereksiz eşya, ürün her ne ise alıp çıkan çok kişi tanıyorum. Ben de buna dahildim. Tersini yapabileni pek duymadım doğrusu. İki sene evvel Galata'ya taşınırken yatak, masa ve gardırop almıştım o da ihtiyacım olduğundan. Giyim kuşamla da ilgili alışverişi epey azalttım. Mesela sabah yürüyüşleri için aldığım ayakkabıyı saymazsam en genç ayakkabım 3 yaşında. En yaşlısı ise 10.

Yürüyüş güzergahım. 4 Levent-Bebek arası yaklaşık 40 dk sürüyor.
Artık bu trafiğin içine girmiyorum
Yürüyüş yolum üzerinde ana yollara yaklaşınca trafik artıyor
Nihayetinde, eşya sorumluluğu gibi bir şey sahiden var. Bir nevi bağımlılık. Tatile çıkarken ütüyü fişten çektim mi sorusu net bir kanıt bana göre. Muslukları kapattım mı?, Alarmı kurdum mu? vs vs. Peki yolun sonunda bir haftamızı geçireceğimiz yere geldiğimizde ne değişiyor da tatillerde mutlu oluyoruz? Herhalde eşyalarından sorumlu olmadığımız yerlerde yaşamakla alakalı olsa gerek. Düşünün, TV yok, ütü yok, playstation yok, sulanacak bir oda dolusu menekşe yok. Ne onlarca t-shirt, ayakkabı vs var ne de dolaba stoklanmış son kullanma tarihinin bitmesini bekleyen barkotlu yiyecekler var.

İyi de, gideceksem ve temelli yerleşeceksem, oralara dımdızlak mı gideceğim?
Geçen hafta bir akşam üstü yemiş almak üzere ilkokul arkadaşım Feyyaz'ın yanına gittim. Lüks araba ve müşterilerinden geçit vermeyen Lucca'nın hemen sırasındaki kuruyemişçiden bahsediyorum. Ayaküstü sohbet ettik. İstanbul dışına taşınmak vs derken söz, 15 yıl evvel diş tedavimi yapmış olan Halit Bey'e geldi. Onun şehirden gittiğini biliyor, ama hikayesini bilmiyordum. Göcek'te havalı bir ev yapmış. Feyyaz'ın tabiriyle köşk. Orada da müşterilerinin gelip kendini bulacağını, yeni müşterileri olacağını düşünüyormuş. Bir dönemin iyi diş doktorlarından olunca "doğru!" diyor insan. Fakat işler pek istediği gibi gitmemiş. Buradaki bütün konforunu, koşullarını oraya götürmesine rağmen kimya tutmamış, dönüvermiş İstanbul'a. Halit Bey'i bulup konuşmak, hikayesinin tamamını dinlemek isterim. Lakin benim anladığım o ki, bulunduğu yere uymak yerine, her şeyi kendine uydurmaya çalışmış. Bölgenin bünyesi de onu kabul etmemiş sanırım.

Başa dönecek olursam, şu an yaptığım, zamanı yavaşlatmaya çalışmak. Eşyalardan, alışkınlıklardan kurtulmak sandığım kadar zor değilmiş. Kendi iç sesimi dinledikçe zaman da yavaşlayabiliyor. Vapur kaçarsa kaçsın, denk gelmedi işe gecikeceğim varsın biraz geç kalayım. Yetişmek üzere çıkılacak yola biraz daha erken düşeyim. Yetişemezsem de yetişemem ne yapalım. Zaten sona bu kadar hızlı koşulur mu?

4 yorum:

  1. İyi ornekler kadar kotuleri de ogretir insana degil mi? Bu arada ayni gunde zaman farkiyla ayni yesilliklerde oturmusuz. Kopekler de tanidik:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bir sürü hikaye toplayınca, iyi olsun kötü olsun, sahiden de insan pek çok ders çıkarıyor. teoriği ne zaman biter bilmiyorum ama pratiği için gün sayıyorum. )

      Sil
  2. "Zaten sona bu kadar hızlı koşulur mu?" Bu hiç aklıma gelmemişti, desem? Kaçacak vapurlara koşmaya paydos! :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. her şey acil her şey acele halbuki biraz yavaşlamak ruhumuza çok iyi gelecek

      Sil