25 Kasım 2012 Pazar

Eğer

1
Babam 25 senedir çalıştığı salonu yan apartmandaki daire ile birleştirebilseydi, Bebek'te bankaların kiralamak için kuyrukta olacağı bir mekan elde etmiş olacaktı. Buradan gelecek kiranın, hayatı daha kolaylaştıracağından emindi. Hele bir müddet sonra Bodrum'a, annemin yanına gidecekse hayatları için önemli bir sabit gelir olurdu. Lakin yönetmelik, mevzuat, kanun veya her ne ise işte, onun yüzünden, çok çabaladığı halde salona dahil edemediği daireyi kiraya verdi.

2
Eğer Selimiye için yapılmış teklif havada kalmasaydı, o toprak satılacak, bu kış Bodrum'da bir ev alacaktım. Böylece okur sağ, yazar selamet bitecekti göçme sevdası. Toprak satılmayınca taşınmak bahara kaldı. Ev almak illa şart değil elbette, kiralanır ne olacak. Önce bir sene yaşayıp görelim. Lakin o bir sene, geçinecek kadar para da kenara atılsa fena olmazdı hani. Gelir sabit, gider belli. Tasarrufa bir yerden başlamalı.

3
Düşündüğü kadar öğrencisi olsaydı, atölyeyi çekip çevirmek daha kolay olacaktı. Eşinden de yardım alabilirdi ama yapmadı. Buna karşın atölyeyi yeni bir yere taşıma kararı aldı. Babamla konuştu, daireyi boşaltıyordu...

24 Kasım 2012 Cumartesi

Çatlak

İki sene evvel Galata'ya taşınırken; istediğim, kendi seçtiğim bir yerde yaşayacak olmaktan çok mutluydum. Burada geçirdiğim süre zarfında bir kere bile pişmanlık duymadığım gibi kısa sürede de mutlu ve huzurlu bir yuvaya dönüştü. Bir tek geçen yaz meydandaki gürültüden çokça şikayet etmişimdir ama o da edilmeyecek gibi değildi. Bu konuda sosyal medya üzerinden, bir mahalle sakini olarak epey tartışmaya girdim. Zaten burası mahalle olmasa yaşamayı tercih etmezdim.

Merkezi konumu, iki adım yakınında metro olması ya da beş adımda Tünel'e çıkabilmek hayatımı kolaylaştırdı. Taşınmamla birlikte, aynı dönem, yeniden nefes almaya başlayan Karaköy, başlı başına bir zenginlik oldu. Hatta bu sene Ops Cafe Karaköy'de, nisan ayında küçük bir sergi bile açtım. Oturduğum süre boyunca pek çok konsere gittim, sergi takip ettim. Daha önce hiç olmadığım kadar sanatın içindeydim.

Galata'da oturmanın ekonomik bir bedeli var. Eninde sonunda İstanbul dışında yaşayacaksam elimdeki kaynaklarımı doğru kullanmam gerek. Ufak ufak ev aramaya başladığımız da düşünülürse, bir birikim yapmak şart oldu. Daha önce yatırım yapmanın iki önemli enstrumanı tasarruf ve sabırdan söz etmiştim. Dolayısıyla iki yıl ara verdiğim tedbirlerimi Bodrum için seferber etmenin zamandır diye düşünüyorum. Haliyle kışları yakıt, benzin ve elektirik masrafları artıyor. Üstelik kira yenileme dönemi de yaklaşıyor. Tek gelir alınan maaş olunca bazı kalemleri gözden geçirmek gerekiyor.

Sonuç olarak planım bir parça değişecek gibi. Dert değil. Zaten hayatın getirdiği yeni koşullara karşı esnek olmak gerek. Henüz kaleme alamadığım ve kurgumu direkt etkileyen, değiştiren çok şey var. Başından beri İstanbul'da son durağım olmasını istediğim Galata'da bu hayalim gerçeklememiş olabilir ama ana fikir değişmiyor. Kimbilir belki de başından beri sızmak için aradığım çatlak, doğup büyüdüğüm Bebek'tedir.

12 Kasım 2012 Pazartesi

Küpe

Bodrum'da ilgili hikayelerin gelip beni bulması çok hoşuma gidiyor. Arkadaşlarım, tanıdıklarım ve sosyal medya üzerinden takip edenlerin bana verdikleri en güzel hediye bu. Bir de yazdıklarım ve çizdiklerimden yola çıkarak Bodrum'a yerleştiğimizi düşünenler var o ayrı. Henüz o aşamada değiliz. Lakin bayram tatili vesilesiyle bodrum sokaklarını dolaşıp yaşayacağımız yeri belirlemek üzere sağa sola bakındığımızı söyleyebilirim.

Geçenlerde gelip beni bulan hikaye, "Bodrum'a yerleşir en kötü bir cafe açarız, eş dost gelir, geçiniriz" yanılgısına iyi bir örnek olur. Bu konuda Serdar Benli'nin yazdıklarını da okumanızı tavsiye ederim. Hem eğlenceli hem de yol gösterici metinler.

İstanbul'un iyi restoranlarından Leb-i Derya'da idik cuma akşamı. Meyhane seven biri olarak, kardeşimin eşinin yaş günü olmasa pek gittiğim bir yer değildir. İkinci ya da üçüncü gidişim. Lakin yemekli bir organizasyon olarak ilk diyeyim. Dürüst olmak gerekirse bana hitap etmediğini söylemeliyim. Servis, sunum vs olarak harikalar, manzara desen nefis. Yemekler de lezzetli fakat porsiyonları ödenen hesapla yarışamıyor. Neyse konu da bu değil zaten. Doğum günü dolayısıyla masa epey kalabalıktı. Yanına oturduğumuz Bülent, Ömür ve eşini uzun zamandır tanıyorum. Haliyle Bodrum planımızdan haberdarlar ve bununla ilgili meraklı sorular yönelttiler. Laf lafı açtı, geldi Ömür'ün gülelim diye anlattığı öyküye. 

Leb-i Derya'dan boğaz manzarası



Hikaye yeni değil aslında. Bundan 4-5 yıl öncesine ait. Kahramanı ise bugün muhtemelen 38-40 yaşlarında. O zamanlar evli ve finans sektöründe çalışıyor. Bizlere de zaman zaman olduğu gibi an geliyor, O'na da tak ediyor ve eşinin itirazlarına rağmen her şeyden vazgeçip Bodrum'a yerleşmeye karar veriyor. Tahminim o ki ekonomik olarak iyi durumdalar. Çünkü yerleştikleri Turgut Reis'te para kazanmak adına attıkları ilk adım bir Jazz Bar açmak. Eş geliyor, dost geliyor lakin Jazz Bar pek istedikleri geliri getirmiyor. Ertesi sezon ani bir kararla burayı Rock Bar'a çeviriyorlar. Önceki sezona göre işler biraz kıpırdamış olsa da yine onları mutlu edecek parayı kazanamıyorlar. Hazıra da dağ dayanmaz tabi. İşin magazin kısmı bizi ilgilendirmez ama çiftin de arası açılıyor ve evliliklerini bitiriyorlar.

Bodrum'daki ikinci sezon daha bitmeden mekan yeniden kimlik değişikliğine gidiyor ve Türkü Bar olarak hizmet vermeye başlıyor. İçerisi müşteri dolup taşıyor, trafiği artıyor ve mekan çalışır hale geliyor. Lakin bu durum kahramanımızı mutlu etmiyor. Hayal ettiği şeyin çok uzağında kaldığından olacak İstanbul'a geri dönüyor.

Bazen hayal ettiğiniz yerde olabilir ama hiç hayal etmediğiniz şeyleri yapıyor olabilirsiniz. Benim gibi hayatını büsbütün değiştirmeye kalkanlar için güzel bir hikaye. Kulağıma küpe olsun.

5 Kasım 2012 Pazartesi

Dört ayaklı bilge

"Ne zaman nerede öleceğinizi seçemezsiniz. Ancak şimdi nerede ve nasıl yaşayacağınıza karar verebilirsiniz.”
Joan Baez


Kedisi olanlar bilir; kendilerini huzurlu ve güvenli hissettikleri yerde uyurlar. Yazın kapı eşiğini yatak belleyip, kışın kalorifere yakın olmayı tercih ederler. Ayak ucunuzda mırıldayarak uyuduğu gecelerden sonra bir bakmışsınız sonraki dönemi gardıropta geçiriyor. Özetle kediler her zaman olmak istedikleri yere kurulur, yaşar ve uyurlar.

Bence Joan Baez’in bir kedisi vardı. Belki de halen var. Yaşamı boyunca da hep olmuştur mutlaka. Baez’in bu sözünü “Son Durak Galata" yazımın başında da kullanmıştım.

PUSKUL
Püskül
Püskül’ü arabamın altında bulduğumda henüz bir kaç aylıktı. Çirkin kedilerce hırpalanmış, yalnız ve korkmuştu. Top gibi yuvarlaktı ve adını da fırça gibi tüylerinden aldı. Ne var ki parazit tedavisinden sonra geriye sadece adı kaldı. Gümüşsuyu’nda, bir apartman dairesinde büyüdü. Süt anneliğini Çıtırık yaptı. Çıtırık ise küçük bir terrierdi ve anne olmaya çok heves etti. Böylece köpekle kedi, anne - kız oldular.
pskl_ctrk
Çıtırık ve Püskül
sunday dog
Çıtırık, Püskül'ü emzirdi.

Beşiktaş’a taşınıldığında Püskül’ün bir bahçesi oldu. Burayı çok sevdi. Çirkin kediler kovaladı. Kuş yakalamayı öğrendi. Karnı ağrıyınca ot yedi. Yaprak ve rüzgarı oyuncak yaptı. Koştu, atladı, zıpladı. Çok mutluydu.





waiting for coka / reproach
Püskül'ü Galata'dayken resmetmiştim.
Boşandığımda, benimle birlikte Galata’ya taşındı. Bu yeni evi daha baştan beğenmedi. Etrafta kuş muş yoktu. Galiba karnı ağrıyınca ot yiyemeyecekti. Kemirecek halı, didiklenecek gazete bulunmayan yeni evde rüzgarla uçuşan yaprağa da hiç rastlamadı. Evdeki bir kaç sineği yakalamak rutine bağlanmıştı. Mutsuzdu. Galata’da daha fazla yaşayamazdı. Bunu açıkça söyledi. Geri dönmek istiyordu. “Hadi” dedi.“Beni yaşamak istediğim yere götür.”

Herkesin yaşamak istediği yerde yaşaması dileklerimle...