2 Aralık 2012 Pazar

Perşembe

Asmalı Cavit'ten yer ayırtmaya gittim. Malum yarın cuma, Hülya ile her hafta yaptığımız gibi rakımızı içeceğiz. Kendim gittim çünkü telefonla rezervasyon yaptırmak neredeyse imkansız. Bir gün önceden aramakta fayda var. Daha önce bir kaç kez telefonda, "yerimiz yok" denmesine rağmen, şansımızı denemek üzere kapısına dikildiğimiz oldu. Sağ olsunlar her seferinde geri çevirmeyip mutlaka ağırlayacak bir yer buldular. Üstelik yer ayırtmaya bizzat gidince şeytana uymak da var. Bir duble rakı, pekala perşembe akşamlarına da yakışır. Lakin bu akşam, şeytan aldı götürdü satamadan getirdi. Yarın için ise yerimiz hazır.

Asmalı Cavit - Fotograf: Kalyan Neelamraju / Flickr
Asmalı Cavit'in özellikle mezeleri harikadır. Deniz börülcesi ve köz patlıcanını çok severim. Ahtapot salatası, ızgara kalamar ve hamsi tavası parmak yedirtir. Ortaya mevsim yeşilliklerinden salata söylenirse, masa kurulmuş olur. Tabi ki diğer mezelere de göz atmanızı öneririm. Fesleğenli mezgit, lakerda ve bilumum ot (bu yazıya başladıktan sonra cibes otu yedik, nefisti.) denenmek için sıralarını beklerler. Kısaca damak tadına önem verenler için burası doğru adrestir. Benim için en önemli ikinci şey ise ne konuştuğunu anlamaktır. Bazı meyhanelerde çalan müzik ya da müzisyenler yüzünden masadakilerle değil tabağınızla baş başa kalıyorsunuz. Asmalı Cavit'te özellikle Türkçe tangolar güzel bir fon oluşturuyor. Türk sanat müziği ise vazgeçilmez. İki katlı mekanın girişinde az masa var ve meyhane atmosferini en iyi burada hissediyorum. Havanın iyi olduğu zamanlar pasaj da tercih edilebilir. Üst kat, daha kalabalık gruplar için düşünülmüş. Başka bir havası var. Güleryüzlü personeli ve hızlı servisi de eklersem aşağı yukarı tanıtmış oldum sanırım. Girişi gözden kaçabiliyor, bu yüzden Serdar Benli'nin bana yaptığı gibi "Yakup'u bul, karşısına gir!" diyerek tarif edeceğim. Hemen hemen her cuma oradayız. Denk gelir de yolunuz düşerse bekleriz. Eğer değilsek, bir yer keşfetmiş olursunuz fena mı?

Buna karşın, Galata'ya taşındığım ilk yıl, Karaköy'deki Akın Balık sıkça uğradığımız bir mekandı. Mütevazi dekoru, kağıt örtü üzerinde servisi ve çay bardağında rakısıyla, salaş bir balıkçı lokantasıydı. Beni iyi hissettiren, kendine has bir tılsımı vardı. Ne var ki uzun zamandır gitmiyorum. Hızla popüler oldu. Sanırım işletme de bu popülerliği kaldıramadı. Servis kalitesi artmak yerine iyice düştü. Hatta o kadar yavaşlar ki, en son gittiğimizde kendi masamıza servis yaptım. Bazı arkadaşlarımın anlattıklarından, gelen hesaplardaki tutarsızlıkları duydum. Şu kısacık iki senede nelerin hızla değiştiğine iyi bir örnektir. Ucuz ve iyi balıktan, pahalı ve kötü balığa yatay geçiştir Akın Balık...

Akın Balık Karaköy mekan olarak çok güzeldir. Fotoğraf: akınbalık.com galeri
Çarşı'nın içindeki Turgut'un yeri de sevdiğim mekanlardandır. Galata, Beşiktaş arası yürüyüşlerimizin son durağıdır. Izgaraları çok lezzetlidir. Kızartmalar bazen yoğunluğun azizliğine uğrar. Mezelerden kaya koruğu turşusunu tercih ederim. Lakin köz patlıcanı bir türlü tutturamadılar gitti. Onun dışında servisi hızlı ve temizdir. İçerde oturuyorsam duvarlardaki resimleri incelemek çok hoşuma gider. Turgut Bey’in, mekana gelenlerle çekilmiş fotoğrafları, oranın hikayesini anlatıyor gibidir. Burada Beşiktaş Belediyesi'ne de bir parantez açmak gerek. Belli ki "Sokakta hayat var" diyerek Beyoğlu'nun masa kaldırma operasyonuna ince bir gönderme var ama masaların iç içe geçmesiyle Çarşı’da yürümek imkansızlaşıyor.

Beşiktaş Çarşısı'ndaki Turgut Vidinli restaurant müdavimi olduğum yerlerdendir. Fotograf: Google

Bu saydıklarıma bir dönem sürekli gittiğim, nefis Girit mezeleriyle, Haliç'teki Cibali Kapı Balıkçısı, üniversite arkadaşlarımla geleneksel buluşmalarımızda gittiğimiz Çukur Meyhane'yi de eklersem soranlar için hatırı sayılır bir liste yapmış olurum. İstiklal'de Eleos, Cankurtaran'daki Balıkçı Sabahattin'e nadir gitsem de iyi lezzetler listeme girmeyi hak ediyorlar.

Uzun lafın kısası meyhaneleri, dostlarımla rakı içmeyi, onlarla mezeler tatmayı ve muhabbeti, İstanbul'u ise artık sadece cumaları seviyorum...

2 yorum:

  1. Merhaba,

    Serdar Benli'nin yazılarından ulaştım blogunuza. Serdar Benli'ye de hayalimizin peşinde araştırma yaparken rastlamıştık. Sonra amcamın arkadaşı çıktı o ayrı. :)
    En başından başladım okumaya, heyecanla devam ediyorum. Şu anda Bodrum'da olduğunuzu bildiğim için bir nevi sonunu bildiğim bir hikaye gibi okuyorum, sonunu bilmenin verdiği huzurla diyelim ya da. Hayat bu, sonu demek yanlış aslında, en azından şimdilik hayal ettiğinize kavuştuğunuzu bilerek diye düzeltmeye çalışayım.
    Durup mesaj bırakmak istememin nedeni ise çok güzel yazdığınızı farkettim. Yazım kurallarına uygun, özenli kelimelerle anlatamınıza ve doğru Türkçeniz’e hayran oldum.
    Artık böyle yazılar okuyamıyoruz. Öğrenmediğimiz tuhaf bir dil konuşuyoruz. Ve ben kendi adıma çok rahatsız oluyorum bu katliama katkıdan bulunmaktan. Bunu söylemek istedim, şimdilik.

    Sevgiyle,
    Ege

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Ege,

      Henüz resmen Bodrumlu olduğumuz söylenemez fakat öyle ya da böyle bu işin, İstanbul ayağını tamamladığımı düşünüyorum. Bundan sonrası biraz da geri sayım. Kısmet olursa yıl sonunda göçümüzü tamamlayacağız.

      Yazar olmaktan çok çizer olarak bildikleri için zaman zaman 'boşver yazmayı' diyenim pek oluyor. Fakat Türkçe'me ve dilime özeniyor, dediğiniz gibi dikkat etmeye çalışıyorum. O yüzden yazılarıma dair böyle bir yorum almaktan hem mutlu oldum hem de cesaretim arttı. Güzel yorumunuz için çok teşekkür ederim.

      Sevgiler
      Coka

      Sil