23 Ağustos 2012 Perşembe

Bozcaada

Arabalı vapurun hareket etmesiyle, yorgun yüzüme çarpan rüzgarı hep sevmişimdir. Köpüren denizi izlemek de güzeldir. Güneş, kıvamı yoğun bir turuncuyla boyar her yeri. Biz ışıkla oyalanaduralım Bozcaada'da gemiye yaklaşır usulca. Mutlaka özlemiştir o da beni. Aramızda bir bağ var sonuçta.

Geyikli iskelesi


Adayla ilişkim 2000’lerin başında başlar ve alınan bağ ile resmiyete bağlanır. Dolayısı ile İstanbul’dan gitmek fikri ilk kez Bozcaada’da yeşermiştir desem yalan olmaz. Atmosferi, dokusu ve yaşam ritminden midir nedir, adanın kandırıkçı bir yanı vardır.  Aklı çelinir insanın. Kısa tatillerin sonunda, bağları görüp şarap yapmanın hayali herkesçe kurulur. Sokaklarında dolaşırken, kendini o güzel evlerin birinde yaşadığını hayal etmek pek eğlencelidir. Hele sonradan adaya yerleşmiş bir kaç kişiyle tanışınca “neden ben de yapamayayım ki?” diyerek iyice köpürür insanın içi. Olmadı şurada bir kafe açarız diyeni de çok duydum. Gideni de bilirim, döneni de. Müdavimi toz kondurmaz, günübirlikçisi çoktur. Denizi soğuk, rüzgarı daimdir. Kısacası Bozcaada adamı baştan çıkarır, sarhoş eder, hayal kurdurur. Bu tuhaf duygularla adanın bir parçası olmak için emlakçılar taranır, pencerelere yapışık telefon numaraları aranır.

2003 yaz başıydı. İki aylığına adadan bir ev kiralamıştık. Eski eşim sezonu Bozcaada’da geçirecekti. İşte bu dönemin armağanı olmuştur o bağ. Ekonomimiz henüz bir ev kondurmaya yetmediği için yatırım olarak bırakmıştık. Boşandıktan sonra da bana kaldı. Bugün hala öyle durur. Arada bir gittiğimde mutlaka çıkarım. Birileri bakımı karşılığında üzümü alır. Böylece bağ yaşamaya devam eder.

Bozcaada'da ki bağım

Üzümler neredeyse dalında fermante olmuşlar
Zeytin ve Hülya
Bağda gün batımı

Geçen hafta yani bayram’a çeyrek kala ofis arkadaşım Evren, “Bozcaada’ya gelsenize!” demese belki de İstanbul’da kalıp boş şehrin tadını çıkaracaktık. Ada’ya gitmek hiç aklıma gelmemişti. Bayram, seyran ve hafta sonları gidilmez bana göre. Çok kalabalıktır çünkü. Elde de bir program yoktu. Biraz düşünüp, “neden olmasın?” dedik. Tabi son bir kaç güne sıkışınca Bozcaada’ya alelacele telefonlar açıldı. Malum her yer kalabalık. Mesela değil Bodrum’da, annemin evinde bile boş yatak yoktu. Bodrum’a gidemeyecektik. Oğlu, gelini, torunu, dünürleri ve babam Yalıkavak’taki ilk bayramında annemi yalnız bırakmayacaklardı. Biz de katılsak büsbütün daralacaktı hareket alanları. Alelacele açtığımız o telefonlar neyse ki işe yaradı. Otel ayarlandı, hazırlanıldı ve yola çıktık. Üstelik bu Hülya’nın ilk Bozcaada seyahatiydi.

Bayram trafiğini düşünerek, ilk kez Tekirdağ’sız bir güzergah belirledim. Sosyal medya üzerinden takip ettiğimiz kadarıyla doğru da yapmışız. İstanbul’dan Edirne istikametine kadar otobanı kullanıp, Edirne’ye 25 km kala Havsa’dan çıkıp, Uzunköprü, Gelibolu’yu geçip Eceabat’a vardık. Ve toplam 6.5 saat sonra Bozcaada’daydık. Lakin bunun bir de dönüşü vardı! Adaya vardıktan itibaren kafamı kurcalayıp durdu.

Bayram trafiğine yakalanmadığımız fantastik rota


Bir kaç şey değişmiş elbette. Başta, tatilci insan profili. Bir iki senedir, bir kaç günlüğüne uğrayan ve kendini adalı gibi hisseden kesim, o bohem havayı dağıtmış. Biraz daha beyaz yakalıların uğrak yeri olmuş sanki. Küçük resim galerileri restoranlara dönüşmüş. Ada kafe yer değiştirmiş. Gazete erken gelir olmuş. Karga nüfusu, kedi nüfusundan hep fazlaydı. Lakin kargalar insanla arasındaki mesafeyi 60 cm’e düşürmüş. Habbele plajının tek tesisi Mitos, belediyeyle ters düşmüş, kapatılmış. Fakat hemen koyun üstüne, kıyıda bir otel yapılmış. Duyduğuma göre, önümüzdeki sene 3 tesis daha yapılarak Ayazma Plajı gibi trafiği artırılacakmış! Bu hoşuma gitmedi tabi ki. Duyduğum tek güzel haber ise Rumların ada’ya geri dönmeye çalıştıklarını öğrenmek oldu. Umarım gelirler!

Bu arada tahmin ettiğim gibi çok kalabalıktı her yer. Özellikle bayramın ilk günü ada kapasitesini iyice aştı sanki. Öyle ki insanlar gece on, on buçuk gibi hala yemek yemek için yer arıyorlardı. Kaldığımız üç akşamda da bu sahne tekrarlandı durdu. Bizim şansımız ise, bir gün evvel adaya gelen Evren’in 3 günlük rezervasyonları daha ada dolmadan yapmış olmasıydı. Böylece yer sorunu yaşamadık. Lakin kalabalık servisi de etkilemedi değil. Yol ve üstüne deniz, güneş yorgunluğunu ekleyince ilk gece yemek yediğimiz Asmalı Meyhane’de 4 arkadaş pek bir şey anlamadık. En azından karnımız doydu diyelim.

Asmalı Meyhane. Bu arada sosyal medyadan Lodos Meyhanesi'ni de önerenler oldu.

İkinci gece, Salkım’a oturduk. Menüsünde rakı yokmuş; şarap restoranıymış. Biraz hayal kırıklığı yaşamadık değil ama itiraz etmedik. Fakat şarap, küçük porsiyonlu mezeler ve iki avuç salatadan çok sonra gelince biraz gerildik doğrusu. Neymiş, kadeh kalmamış. Kısacası servisten sınıfta kaldılar. Yoksa önümüze gelen her şey çok lezzetliydi, haklarını yemeyelim.

Üçüncü akşam müşterilerini memnun etmekte iddialı bir restorana gittik: Battı Balık. Finalde adisyondaki fazla rakı ve şüpheli su adeti içimizi bursa da en eğlendiğimiz akşamdı diyelim. Adını ilk kez duyduğum nefis ege mezeleri, balık, rakı ve sohbet dört dörtlüktü. Eğer giderseniz uyarayım; fiyatları ada genelinin üzerinde. Ne olur ne olmaz adisyonu da mutlaka kontrol edin. Bir de, dondurmalı peynir tatlısını es geçmeyin derim.

Batı burnu her akşam şarabını kapıp gelenle dolar, gün batırılır.
Şarabımızı alıp, bağdan üzüm ve incir topladık, Polente'deki yerimizi aldık. Evren, Şerife ve Hülya
Gün batımı

Merkeze sadece 1 km uzaklıkta olan Otel Alize’de kaldık. Bozcaada’da sıcak su ve temiz çarşaf dışında başka bir lüks aramadığım için bence gayet kalınacak bir yerdi. Bozcaada otellerinin çok odalı pansiyonlar olduğunu bilince çok fazla bir şey beklememek gerek.

Genel olarak fiyatlar da bir parça yüksek gibi. Özellikle balığın İstanbul'un 2 katı fiyata satıldığını söyleyebilirim. Bir adada balığın bu kadar pahallı olmasına anlam veremiyorum. Bu yüksek fiyat meselesinde, dışarıdan gelip adada tesis açan şehirlilerin de parmağı olduğunu düşünüyorum.

Bozcaada iskele ve eve dönüş

Bozcaada'da yaşama fikrini 2007 yılında terketmiştim. Hayallerle gerçeklerin yerini değiştirince daha sağlıklı bakabiliyor insan. Ama yine de Bozcaada'nın bende bıraktığı iz o kadar derin ki bayramsız, seyransız hafta arası programlarıyla tekrar tekrar geleceğimi biliyorum.

5 yorum:

  1. Bozcaaada öyle bir coğrafya, bir kere aşık oluyorsun, sonra araya onlarca şey girse bile durmadan çağırıyor. Kalabalıklaşıyor, değişiyor, dönüşüyor ama nihayetinde ada olarak kalmaya devam. Ben 94'ten beri gidiyorum, genellikle çok sık, kısa süreli değişim inanılmaz, aşk baki.

    Kaçış planınızda İstanbul adalarını da düşünmez misiniz. Bizim yeni hedefimiz adada bir yıl geçirmek, istanbul'u sevmesek de bir bağımız kalması gerektiği için.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunuz için çok teşekkür ederim.

      İstanbul Adaları'nı Galata'ya taşınmadan evvel düşündüm ve fakat çalıştığım şirkete gidip gelmesi İstanbul koşullarında fazla vakit alacaktı.

      Kaçış planım ise yıllar içinde şekillendi ve an be an değişmeye devam ediyor. Kaçmaktan çok göç etmek diye düzelteyim. Bozcaada ise sürekli gitmeyi isteyeceğim ama yaz kış yapamayacağım bir yer. Zaten beni oraya bağlayan bir bağ var. Tek bir sebeble neden anakara tercih ettiğimi açıklayabilirim: sağlık.

      Sil
  2. Ahmet Bey, cok keyifli bir yazi olmus, kaleminize saglik! Biz de sizinle adayi yine bir gezdik...

    Yolunuz Bozcaada'ya dustugunde, sizleri Bozcaada Fotograf Atolyesi'ne de bekleriz.

    https://www.facebook.com/bozcaadafotografatolyesi Facebook sayfamizdan detayli bilgi edinebilir ve guncel gelismeleri takip edebilirsiniz.

    Selamlar

    YanıtlaSil
  3. Bozcaada'da bir yer alıp orada yaşamak bana kalırsa hayatınızda verdiğiniz en doğru karar. Bozcaada'dan haberdar olmayan o kadar gezgin var ki, sizin bu davranışınızı görmek beni çok şaşırttı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunuz için teşekkür ederim. Hangi davranışım sizi şaşırttı anlayamadım ama eğer burada yaşamaktan vazgeçmekle ilgili yazdıklarımsa lütfen şaşırmayın. Hayatın bize hazırladığı farklı planlar olabiliyor. Bana hazırladığı plansa kanserdi. Adada yaşamaktan vazgeçmek tamamen sağlık sorunlarımla alakalıydı...

      Sil