7 Nisan 2016 Perşembe

Yaban otu

Kış boyunca evin etrafını saran sarılı morlu çiçekler, uzun zarif otlara bakıp 'Güzeller ama hiç biri Haziran’a kalmayacak!” dedi Eda Teyze. İnekleri için ot toplamaya devam etti. Uzun zamandır burada yaşayanların “yazın Bodrum’da kalmayacaksın” bilgisi de buradan geliyor olabilir. Öyle ya, yaban otu dediğin güneşi gördü mü kayboluyor ortalıktan. Haziran ile birlikte giden, bir süreliğine kaybolanlara bakıp bizatihi yaban otuyuzdur belki diyebilirim. Eksik mevsimdendir yabanlığımız. Kalabalıktır bizi yaban otu kılan. O yüzdendir ki 4 mevsim inekleriyle yaşayan Eda Teyze’nin bilgisinin yanından geçemeyiz hep yarım kalırız.

Uzun uzun anlatmayacağım. Kendisi ortada yokken, ineği güvende hissetsin diye hırkasını ağaca asan birinden bahsediyorum. Gelir arada ot toplamaya, bez heybesine kendi, çuvalına da ineklerinin yiyeceklerini ayırır. Bazen elime bir sürahi su alıp yanına gider sohbet ederim ki hep haklıdır Eda Teyze... Ne dese, ne anlatsa doğru söylüyordur. Elimde tuttuğum su parlar, beni yarım kılar, bir yaban otuna dönüşürüm Haziran'da kalmayacak.

Eda Teyze yoksa endişeleniyor. Adını sordum, gülerek baktı Eda Teyze...

Bu bilgiyle yarışılır mı? Yarışamadığından yok etmeye geliyoruz büyükşehirlerden. Perdesini kumandayla açmakla övünen, doğa sevgisi bahçesiyle sınırlı, elde sopa tavuk kovalayan insanlar geliyorlar Bodrum'a akın akın. "O kadar para verdim bu bahçeye, tavuk mavuk giremez" diyor lavuk. Isınmak için soba, ocak için tüp kullanmanın tadını çıkarmak varken eminim doğalgaza da yazılacağız. Sokağında kokan çöp konteynırından, sızan pis sularından, sabah koşusunu kıyısında yaptığı Kurbağalıdere’nin midesini kaldıran görüntüsünden kaçtığını yüzünü buruşturarak anlatanların, problemi tezek kokusuna indirgemeleri buraları daha da değiştirecek. Şikayet edilen eşek bil ki senden kat be kat haklıdır bu coğrafyada. Terkedilen köpeklerin ahı ne zaman tutar bilinmez.

Sadece Eda Teyze'nin değil köyün inekleri de yaban otlarını seviyor.

...arada ziyarete geliyorlar.

Bodrum’a göç eden nüfusun yaş ortalaması da iyice gençleşti. Ayrıca öğrendiğime göre artan terör tehdidi de yerleşmek isteyenlerin sayısını artırmış. Gittikçe artan sayılarıyla, yeni gelenlerin (kendimi ayırmıyorum) buraların kimyasını değiştirdiği aşikar. 3-5 aydır Bodrumlu olup kendini muhtar ilan etmişleri tanıdıkça herşeyin hızla bozulacağını daha da rahat okuyabiliyor insan. Öyle ki, “buraya geldiler, memleketlerine benzettiler!” diye gelenleri şikayet eden büyük şehirliler, bu küçük ege kasabasını İstanbul’a, Ankara’ya benzetmek için adeta yarışıyorlar. Gelir gelmez İstanbul locası, Ankara masası kurmak koca bir bir tehdit bana göre. Pizza, hamburger yemek, kağıt bardakta İtalyanca kahveler içmek bir büyükşehir geleneği ve artık bölgenin her yerine yayılmış durumda. Gelmeden evvel İstanbul'unuzu, Ankara'nızı orada bırakın demek işe yarar mı bilmiyorum ama bir daha bir daha tekrar edeyim. İşini bir şekilde uzaktan yapabilen ya da buralara taşıyabilen öğretmen, doktor, mimar, tasarımcı, yazar, çizer vs ön adımları çoktan atmış bile. İşini taşıyamayacak olanlar ise farklı yollar arıyor. Turizm işi yapmayı planlayanlara bu sene kapı erken kapandı. İnşaat sektörüne adım atanlar mutlular mı bilmiyorum. İstanbullu yaşam koçları, nefes hocaları, yoga eğitmenleri de bir bir emlakçı oluyor. Varın siz anlayın buraların ne şenlikli bir yer olduğunu...

İnsanlar geldikçe markalar da peşlerinden geliyor tabi. Adım başı marketlerden birinin Yakaköy’e de açılacağı konuşuluyordu geçenlerde. Evet burnumun dibinde bir market; minibüs beklemek, olmadı bisikleti yüklemek, o yükle tekrar gerisin geri tırmanmak hatta bazen de elde torbalar 2,5 km yukarı yürümek zahmetini ortadan kaldırsa da zamanın bu hamlelerle hızlandırılmasını içime sindiremiyorum. Bahçenin temizliğini Hülya ile birlikte yapmaktan mutluyuz. Bakkala gitmek, kahveye bırakılan mektup ve kartlarını almak harika bir şey. Çünkü insana uğraş gerek, bu uğraşlardan mutlu olmak gerek. Erken kalk, pazara in, taze şeylerle dön evine. Bahçenle ilgilen, yemek yap kitabını oku değil mi? Uğraş olmazsa anlatacak hikayen olmaz. Hikayesiz insan, "yuvarlanıp gidiyoruz" der sorana. Oysa hayat yuvarlanarak ıskalanacak bir şey değildir bence.


Uğraşırsınız karşılığında Karalahana alırsınız mesela.


A video posted by ahmet coka (@ahmetcoka) on


A video posted by ahmet coka (@ahmetcoka) on


Bu kadar şeyin ardından Bodrum'da yaşamaktan çok mutlu olduğumu yazmak şaşırtabilir. Bir yaban otu gibi mutluyum hem de. Bu coğrafyanın suyuna teslim oldukça açılan kapılardan bir bir geçiyorum. Bahçeye giren ineği kovalamak, tavuğu kışkışlamak akıntıya karşı kulaç atmaktan başka bir şey değil. Çabuk yorulur bunu yapan ki gözlemliyorum da. Bavullarında şehirleriyle gelenlerin hiç bir zaman bilemeyeceği, anlayamayacağı bir şey bu.

Bodrum'da yaban otu olmak bile kolay değilken onun gibi mutlu olmak, Eda Teyze'nin bana verdiği en büyük payedir. Ömrümün sonuna dek gururla taşıyacağım. Yenilerin gelip beni yok edeceğini bilsem bile...