11 Nisan 2014 Cuma

Solundayım!

Sokakta büyümüş şanslı çocuklardanım ve insan ister istemez hatırlıyor. Özellikle yaz tatilleri uyanıp sokağa adım attıktan, akşam babalar işten gelip yemeğe oturana kadar eve girilmezdi. Misket kekler, ebeden saklanır, koşar, atlar, zıplardık. Arada dudak kıvırarak ekmek almaya gider, zorla öğle uykusuna yatırılırdık. Eğer eve sokulmamışsak atlanan öğün ekmek arasına sıkıştırılmış olarak elimize tutuşturulurdu. Dizimizdeki yaraların kabuklarını yolar, ter ve toz kokardık. Yatmadan evvel annemin söylenmeleri eşliğinde, derimiz soyulana kadar yıkandığımızı da söylememe gerek yok sanırım. Yazarken dahi yüzüme kocaman bir gülümseme oturuverdi.

Bir dönem ise tek derdimiz, mahalledeki sınırlı sayıdaki bisiklete sıramız geldikçe binmekti. Yoğurtçu Zülfü Sokak boyunca bir aşağı bir yukarı gidip gelirdik. Ne eve çağırılmalar, ne de sofraya oturmuş baba bizi eve sokmaya yeterdi. Bisikleti öyle çok sevmiştik ki annelerimiz "Oğlum taşmanlarınız ezilecek... İlerde çocuğunuz olmayacak..." diye takılıp dururlardı. Üzerinden nereden baksan 30 yıl geçmiş...

"Bodrum'da yeni hayat" hikayemi bir bisiklet yolculuğuna kitlediğimden bu yana sadece yaklaşık bir buçuk ay oldu. Bisikletimi alır almaz da antrenmanlara başladım. Yetmemiş olacak ki artık işe de gidip geliyorum. Fakat kendimi denemek, kondisyonumu istenilen düzeye çekmek için başka alternatifleri de programa almayı istiyordum. Bu sebeple geçen haftasonu Çanakkale Şehitleri Anma Turu'na katıldım. Hem ilk kez bir tura katılmış olacak ve her zamankinden fazla kilometre yapacak, hem de daha önce gitmediğim şehitlikleri görecektim. Özetle bu bodoslama başlangıç, yıl sonu yapacağım yolculuk için küçük bir demo olacaktı. Hızlı bir programlanmanın ardından sırasıyla Alp, bisikletimi aldığım Velespit'ten Alperen ve son anda aramıza katılan Ahmet ile birbirini henüz tanımamış küçük bir grup oluşturduk.

Ekip 10 numara. Alp, Coka, Ahmet, Alperen
Dardonos Yerleşkesi, kamp alanı. Ben soldaki çadırda kaldım.
İki Ahmet, iki amatör


Grubumuzun gurur duyulacak denli uyumlu olduğunu baştan söyleyeyim. Çanakkale'ye intikalimizden tutun da, tur sırasındaki davranışlarımıza kadar 10 numaraydık. Birinin atladığını diğeri işaret etti. Tecrübeliyle yeni, bilenle bilmeyen arasında hep bir yardımlaşma oldu. Bu otomatik refleks 2 gün boyunca turu bizim için çok daha keyifli yaptı. Hayatı pratik çözümlerle okumak omuzlarımızda taşıdığımız gereksiz yükü atıyor. Alp, Alperen ve Ahmet'ten epey şey öğrendim. Ayrıca çadır hayatının, azla yaşamak, olanla yetinmek, düzenli olmak adına Bodrum'da hayalini kurduğum hayatla metaforik olarak örtüştüğünü gördüm. Vazgeçebildiğim her şey için bir kez daha mutlu oldum. Ne kadar az şey, o kadar çok mutluluk.

O kadar ciddiler ki parkur hakkında konuşuyor olabilirler.

Ayrıca çevredeki diğer insanlardan da öğreneceklerim olduğunu biliyordum. Daha kalabalık grupların, pek çok tura katılmış bisikletçilerin birbirlerini nasıl idare ettiklerini dikkatle izledim. Az buz değil, kayıtlı 1700 bisikletçiden bahsediyorum. Küçücük bir yanlışın grupta domino etkisi yaratacağını düşünmeden edemiyor insan. Genellikle sesli uyarı kullanılıyor. Buna zaman zaman beden hareketleri de eşlik ediyor. Belki daha sakince söylendiğinden, belki yanında biri olduğunu hissettirdiğinden olacak en çok "solundayım" diye seslenilmesini sevdim. Yoksa "Yavaş!", "Sağa dikkat!" diye bağırmak, başkalarını uyarmak seyir için önemli.

Tur öncesi bisikletler toplanmaya başlarken.
Kayıt işlemleri tamamlandıktan sonra turun başlamasını bekledik. Kabaca 1700 bisiklet varmış.

Yaşadığım iki küçük sürprizi araya sıkıştırmama izin verin. Önümüzdeki ay yapılacak Gökova Turu’na beni onur konuğu olarak davet eden Levent Bey ile tanışmaktan büyük mutluluk duydum. Hatta ikinci günün önemli bir kısmında beraber pedal bastık. Hediye ettiği formayı da bu karşılaşmanın önemli bir anısı olarak saklayacağım.

Turun son bölümünde Rahman Ketenciler ile karşılaşmak ve tanışmak tam bir sürpriz oldu. Çizimlerini büyük bir hayranlık izlediğim Rahman’ın bloğunu takip etmenizi öneririm. İnanıyorum ki çok ta uzak olmayan bir zamanda birlikte bisiklete binecek ve resimler çizeceğiz.

Feribotta çok güzel kareler vardı.
Türkiye'nin pek çok yerinden bisiklet dernekleri gelmişti
ODTÜ, İTÜ, Trakya vs üniversitelerin bisiklet kulüpleri de eksik kalmadılar
Feribot otoportresi

Organizasyon hakkında da şikayet değil ama bir iki kelam edesim var. İşin içine devlet eli girince sanki her şey müsamereye dönüyor. Özellikle ilk gün, kayıt noktasında, açıkça fon oluşturmak üzere toplanmış gibiydik. En azından ben öyle hissettim. Aynı alanda yapılan konuşmalar, askeri bandonun çaldığı marşlar ve atılan kısa şehir turu ile arka planda çok iyi bir haberdik ve güzel fotoğraflar verdik. Devlet erkanı mutluydu... Tüm bunlar ve protokol için hoyratça harcanan zaman, bisikletlere bindiğimiz anda bir koşuşturmaya dönüştü. Hoş ilk kez tura katılan biri olarak yine de keyif aldım lakin bisiklet sürmeyi seven birinin 1700 kişi ile birlikte hareket etmekten mutlu olacağından şüpheliyim.

Ayrıca yüzlerce insanı şarj kuyruğunda gördükten sonra kamp yaptığımız Dardanos Yerleşkesi‘nin de kalabalığa pek hazırlıklı olmadığını düşünüyorum. Yine de misafirperverlikleri, ihtiyaçlarımızı giderme çabaları için teşekkür etmek isterim.

İkinci gün hava nefisti
Alçıtepe'de mola
Abide ile turu tamamlamış olduk.


İki günde yaklaşık 100 km yol yaptık. Özellikle son bölümdeki merasimi es geçip, 4 arkadaş olarak yaptığımız dönüş yolculuğu büyük keyifti. Doğada seyir halinde, bisiklet üzerinde hiçbir şey düşünmeden tek bir şeye odaklanmak bize derin bir nefes aldırdı. Turu tamamladığımızda duyduğumuz gurur ise tüm yorgunluğumuzu aldı. Yaşadığımız şehirde aynı anda ne kadar çok şeyle ilgilendiğimiz, bölündüğümüz vs düşünülürse buna herkesin ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Bu küçük kaçış herkese iyi geldi.

Uzun lafın kısası, başım göğe ermedi ama çok güzel bir deneyim, anılar ve bolca ağrıyla geri döndüm. Bodrum yolculuğu için fiziksel olarak olmasa da mental olarak hazır olduğumu gördüm. Ayrıca birinin solunda olmanın ne kadar güzel bir şey olduğunu da eklemeliyim. Tıpkı kalp gibi: Solundayım!

1 Nisan 2014 Salı

Gökkuşağı takvimi

Bodrum takviminin yavaş yavaş netleşiyor olmasına rağmen, arada "gökkuşağı kovalıyorum" duygusuna kapılıyorum. Göç zamanımın yaklaşmasından olabilir. O tarih yaklaştıkça çevrem, arkadaşlarım, bu şehir vs daha da umursamazlaşıyor. Doğal olan da bu herhalde. Zamanla yalnızlaştığımı fark etmek benim için yeni bir duygu. Eğer bu, bir çeşit yabancılaşma ise paniğini yaşıyor olmalıyım. Çünkü insan tüm bunlar olup biterken, birilerinin kendisiyle hareket etmesini bekliyor. Fakat benin hayatım değişirken kimsenin hayatı değişmiyor sonuçta. Bu sanma hali tıpkı uzay mekiğinin kapsülünden ayrıldığı ana benziyor. Hiç bir şey yapamıyor birbirinden uzaklaşıyorsun.

Mesela işimle alakalı olarak, hiç gitmeyecekmişim gibi çalışıyor, çalıştırılıyorum hala. Kafamın içinde birisi işleri bitirmeden oradan çıkamayacağımı dikte ediyor sanki. Bu yıllardır içimde yer etmiş çalışma reflekslerimle alakalı elbette. Çünkü hiçbir zaman işimi bitirmeden ofisi terk etmemişimdir. Kimse arkamdan konuşmasın diye dikkat etmişimdir. Bu uğurda sevdiklerimi çok ihmal ettiğimi de biliyorum. Arada gönül koymuşlukları olmuştur. Bundan sonra illaki onların gönüllerini almalı. Bugünkü şekliyle çalışmak çok cazip gelmiyor; bu tempoda çalışmaktan da yoruldum. 20 yıldır içinde olduğum reklam sektörünün kimyası o kadar değişti ki benim için mide asidinden farkı kalmadı. Son birkaç aydır çektiğim reflünün ta kendisine dönüştü.

Ülkenin gündemini de yabana atmamak gerek. Haziran 2013'ten beri hükümet tarafından körüklenen ve sürekli artan bir baskı, üzerimde metal yorgunluğu, kılcal çatlaklar vs oluşturmuş hissettirmeden. Son yerel seçimin işaret ettiği üzere bu yıpranma devam edecek. Ne yalan söyleyeyim, gitmek istedikçe hükümetin yeni bahanelerle yolumu kesmeye çalıştığını düşünmeye başladım. Dün neredeyse ofiste tüm gün elektrik kesikti; biz de oturup muhabbet ettik. Seçim ertesi bu kesintiyi biraz manidar bulduğumuzu söyleyebilirim. Yalnız 30 Mart'a kadar nasıl gerilmişsek, elektrik kesintisini kârdan sayıyorum. Elektriksizlik tam bir rahatlamaya dönüştü. Soğuk ama güneşli bir havada konuşup durduk; oylamalara dair içimize düşen şüphelerimizle iyice üşüdük. Söz çabuk bitti, sus pus olduk. Pencereden dışarıyı izlemeye koyulunca kendi gündemime geri döndüm. Ofiste kaybettiğim zamana hayıflandım. Bisiklete atlayıp eve gidebilirdim mesela. İşlerimi halleder kendime kalan zamanı Nisan'ın bu ilk yazısına ayırabilirdim. Zaman kaybetmeye tahammül edemiyorum.

Bodrum'a dair ise yazacağım pek bir şey yok şu aşamada. Başta da dediğim gibi tarihin gelmesini bekliyorum. Hülya ile konuşmalarımız ışığında kaba bir hesapla Eylül’ün 15'inden sonra ev aramaya başlayacağız. Ekim ya da Kasım gibi taşınma işlerini hallederiz diye düşünüyorum. Taşınmanın hemen ardından ise benim için bütün hikayemin metaforu olacağına inandığım Bodrum-İstanbul bisiklet yolculuğunu tamamlamak istiyorum. Şu an illa bir şey yazılacaksa konu otomatikman bisiklet oluyor. Kaçış yok...

Haftasonları Caddebostan'da bisiklet sürmek çok zevkli oluyor
training day
Bu da benim demir atım...

Rölantide geçecek gibi gözüken bir yıl, bisikletle birlikte oldukça renklendi, hayatımı değiştirdi. Doğal olarak üstünde olunca, hem bisikletin kendisine hem de yaşamıma kattıklarına kayıtsız kalamıyorum. Bodrum'a beraber gideceğimiz düşünülürse şimdiden kopamaz hale geldim denilebilir. Vakit geçirdikçe benim için oyuncak olmaktan çıktı. Bisiklet olmasa, yazının girişinde anlattığım gibi sadece İstanbul'dan ayrılma zamanımın gelmesini bekleyecek, iş stresi, günlük rutin ve şehrin gittikçe artan karmaşası içinde o an hiç gelmeyecekmiş gibi hissetmeye devam edecektim. Yaşadığım yabancılaşmanın üzerimdeki etkilerini bisiklet üzerinde en aza indirebiliyorum. Mesela önümüzdeki hafta sonu Çanakkale'de "Şehitleri Anma Bisiklet Turu"na katılıp 2 gün boyunca hiç gezmediğim yerleri gezeceğim. Heyecanlıyım. Mayıs’ta da 5 günlük Gökova Bisiklet Turu rota olarak çok cazip, denk getirebilirsem orada da pedal basmayı çok isterim. Arada Alp ile yapmayı planladığımız bir-iki uzun sürüşü de programımıza dahil ettik. Adapazarı ve Şile gibi yerlere sürüşler hem yol tecrübemizi hem de kondisyonu artıracak. Ofise de bisikletle gidip gelmek gayet iyi antrenman oluyor. Seçtiğim rota itibariyle (Bebek-Baltalimanı-Çilekli-Levent) yaklaşık 15-16 km tutuyor. Yıllardır bilgisayar başında oturan biri için fena rakamlar olmasa gerek. Özetle, tüm bunları yaparken bir de bakacağım Bodrum'a gidilecek tarih gelmiş çatmış.