26 Ocak 2014 Pazar

Süzme yazı

Az sonra okuyacağınız yazı daha önce yazdığım 69 yazı, okuduklarım ve dinlediklerimi süzmek suretiyle oluşturulmuş olup, yeni bir hayatın anahtarını vermez. Güneye gitmeyi hayal edenler için faydası dokunabilir. Kaldı ki başka günce yazarlarını takip ediyor ya da oralara yerleşmiş insanlar tanıyorsanız, aşağı yukarı benzer şeyleri duyacak ve sonuçlar çıkaracaksınız. Dolayısıyla yeni bir metin değildir. Yine de, hadi başlayalım...

Madde 1: Hayal kurmak.
Birinci adım istisnasız hayal kurmak. Üstelik bedava olduğu için de dilediğiniz kadar süsleyebilirsiniz. İnsanı çok mutlu ediyor, bir an için zihinsel seyahatlere çıkarıyorlar. Defalarca da kurarak bu konuda bir refleks geliştirmenin önemli ve gerekli olduğunu da söylemeliyim. Tekinin peşinde koşmak yerine bir sürü hayalinizin olması hayal kırıklıklarının yaratacağı etkiyi azaltıyor. Böylece öz güveniniz sizinle yürümeye devam ediyor.

thought
Genelde hayal kurarken evdeki hesap çarşıya uymaz. (2011)

Birinci aşamada yapılan önemli bir hatayı da es geçmeyeyim. Hayalinizi, cepteki parayla tartarsanız geçmiş olsun. Para hayali bile bozar. O yüzden hayallerimizi, daha ilk aşamada bütçe meselesiyle yormamak gerek. Çünkü parayı düşünmemiz gereken noktaya gelene dek yapılacak çok şey var.

Madde 2: Dürüst cevaplar
Birkaç önemli soru var ki vereceğiniz cevaplar doğru bir yol çizmeniz için önemli. Ne kadar samimi cevaplar verirseniz hayat size o kadar yardımcı oluyor. Aksi durumda ise hayalini kurmadığınız bir noktada buluyorsunuz kendinizi. O halde sormaya başlayalım.

"Neden gitmek istiyorum?"
17 milyonluk İstanbul'da “güneye kaçsam” hayali kuran kaç kişi vardır dersiniz? Trafik, kalabalık ve bu kasveti gerekçe gösterecek kişi sayısıyla aynıdır sanırım. Üstelik hepsinin aklından birkaç kez küçük bir kafe açayım fikri geçmiştir. Bir genelleme üzerinden yazıyor olsam da sistemin bizleri hep aynı düşünmeye itmesi yeterince şüpheli zaten. Bu bile gitmek için gerçekçi bir neden olabilir. Şu sıralar sağlık problemiyle gündemde olan Nejat İşler, Gümüşlük'e kaçışıyla ilgili kendi gerekçesini, Tuncel Kurtiz'e şöyle söylüyordu: "Orada gerçek mücadele var, doğayla... Ötekilere kafam basmıyor."

Oturup düşündüğünüzde aklınıza gelen nedenler sadece trafik, kalabalık vs ise o zaman önce yaşadığınız şehir içinde bir çözüm aramanızı tavsiye edeyim. Mesela bana adalar işaret edilmişti. Fena bir fikir değildir. En azından yeni bir hayal kurun. Hatta birkaç hafta üst üste oraları gezin, görün...

Renkli Hayal / Colorful Dream
Bir ara Büyükada'da oturmayı düşünmüştüm

"Nerede yaşayacağım?", "Orada yaşayabilir miyim?"
Bilenler benim göç hayalimin Bozcaada aşkıyla başladığını bilirler. Bu bir yaz aşkıdır. Tatillerde, bayramlarda vs sık sık gidip gelmişimdir. Fakat bu gibi yerleri, eğer temelli yaşayacaksanız kış aylarında da görmek gerekir. Yazla sarhoş olan zihnimizi berraklaştırmak, doğru adım atmak adına önemli. "Orada yaşayabilir miyim?" sorusu böylece daha rahat cevaplanacaktır.

Bir hayale aşık olmamak gerek. Bir numaralı kaçış gerekçemin "sağlık" olduğunu düşünürsem ada koşuları bildiğimden farklı bir tablo koyuyordu ortaya. Anakara ile tek bağın, feribot kış tarifesiyle sınırlı olması, meteorolojik hareketlerin kısıtlamaları da buna eklenince Bozcaada'da bir ömür hayalini rafa kaldırdım. Her ne kadar "Tanrılar Tenedos'u (Bozcaada'yı) insanların ömrünü uzatmak için yaratmış." dense de...

Moralimi bozdum mu? Hayır. Hayal kurma reflekslerim güçlü olduğundan hemen yenisini kurdum ben de. Vazgeçmek ve defalarca fikir değiştirmenin ne kadar güzel olduğunu bilemezsiniz. Varsın "önce böyle diyordun ama" desinler. Umursamayın. Hayat sizin bir kere...

Bu soruyu çoğul sormak da gerek. Çünkü en azından benim hikayemde Bodrum tercihinin altında Hülya'nın hayatıma girmesi de var. Yani tek olarak düşünmeye başladığım bu yolculuk sevdiğim insanın benimle yürümeye başlamasıyla seyrini değiştirdi. Sosyal hayatımız kadar, Duru'nun ihtiyaçları için de yeni detayları düşünmeye araştırmaya başladık.

lets go?
-Benimle Bodrum'da yaşar mısın? +Elbette

Çocuk ve eğitim konusu hakkında çok ehil değilim ama Merve İldeniz'in bu konuda verdiği bir röportajı önemli buluyorum:

"...Oysa özel okulda hep aynı tarz insanları görüyorlar ve hayatı öyle sanıyorlar. Her türlü sosyal ilişkisini kurabileceği, gelişebileceği bir okul buldum. Bilgileri zaten takmıyorum, okuldan böyle bir beklentim yok. Her şey çok hızlı değişiyor ve tüm bilgiler bir parmak mesafesinde artık. Ben ona sadece şunu dedim, İngilizce öğren, matematik dört işlemi bil, bunlar sana hayatın boyunca yeter. Geriye kalan neye ilgin varsa, zaten merakından öğreneceksin..."
alternatifanne.com / Merve İldeniz röportajından

conversation with duru
Duru'yla Bodrum'dan

"Karşılaşacağım yeni durumlara hazırlıklı mıyım?”
Gideceğiniz yer sizi kucak açarak bekliyor olmayacak. Dolayısı ile yeni koşulları önceden biliyor olmak geçiş sürecinin yaratacağı etkiyi azaltabilir. Mesela Ege'de ani zaman yavaşlaması diye bir şok var. Oralara sadece yazları giden kış hayatını bilmeyen bizler için bunu görmek pek mümkün değil. Bu yeni durumlarla tanışmak için arada oralara kaçın.

Atasözleri ve deyimler boşuna söylenmemiştir. "Küçük yerin dedikodusu büyük olur" sanırım en çok duyacağınız cümle olacak. Bugün kimsenin kimseye teğet geçmediği bir şehirde yaşıyoruz. Komşularımızı tanımıyor, esnafla selamlaşmıyoruz. Gittiğim herhangi bir yerde insanların sadece telefonlarına baktığını gördüğümden giderek yalnızlaştığımızı söyleyebilirim. Küçük yerde ise herşey başka ilerliyor. Hem bir yabancı olarak sizi uzak tutup hem de sıkı bir takibe alacaklar. Bodrum'da barlar sokağına ismini veren Dr Alim Bey'in hikayesini okumanızı isterim. (Enişte Gözüyle Bodrum / Baskın Oran, sf. 122) Hemşiresiyle hakkında çıkarılan dedikodu yüzünden istifa ediyor. Belki Barlar Sokağı'na ismini vermek bir çeşit özürdür.

Gidilecek yer ile ilgili anılar okumak da insanı güzel hazırlıyor

Nelerden vazgeçebileceğinizi de düşünmeye başlayabilirsiniz. Vazgeçmek yükselmeye çalışan bir balondan yük atmaya benziyor. Ne kadar hafifseniz o kadar rahat hareket edebileceğinizi zaten kestirebilirsiniz. Elinizdekilerden vazgeçemiyorsanız, gideceğiniz yerde ihtiyacınız olmayacağına kanaat getirdiğiniz şeyleri almayı bırakabilirsiniz mesela. Yine de çok sevdiğiniz veya anısı olduğunu düşünüp kullanmadığınız öylece duran eşyalarınızdan kurtulmanın bir yolunu bulun. Tatillerde kendimizi mutlu hissetmemizin nedeni de eşyalara karşı sorumluluğumuzun sıfır olması. Bir şort bir t-shirt yetiyor. Yeni hayatınızı eskiler üzerine kurmamakta fayda var. Sahi... Eve 102 ekran 3D Led TV almanız gerektiğini kim söylüyor size?

Kabul etmeliyim ki şehirde yaşamanın bize getirdiği pek çok avantaj var. Şık bir yerde yemek yedikten sonra şehrin yeni festivalini takip etmek, sevdiğiniz grubun konserini izleyip çıkışta sıcacık evimize dönmek oralarda yapabileceğimiz şeyler olmayabilir. Kısmen bunlardan da vazgeçmiş oluyorsunuz. Eğer üzerinizde, saydığım şeylerin tozu bile kalırsa, gittiğiniz yerde hiçbir işe yaramayan karşılaştırmalara girmeniz kaçınılmaz. Bu karşılaştırmalara girmemek için vazgeçmenin hakkını verin derim.

Elbette buraya daha çok şey yazılabilir. Hasret diye bir şey var mesela. Sevdiğimiz insanları geride bırakmak da cesaret istiyor. Bir sürü detayın düşünülmesi gerektiğini söylemek istediğimden yazdım yoksa açılımına girmeyeceğim. Demek istediğim kendinize her soruyu sormalı ve büyük bir samimiyetle cevaplamalısınız. Bu süreç sizi karşılaşacağınız her duruma, en azından teorik olarak hazırlıyor olacak.

"Nasıl para kazanacağım?"
Okuduklarımdan, konuşulanlardan ve dinlediklerimden çıkardığım sonuç hep aynı şeyi söylüyor. Hangi işi iyi yapıyorsunuz? Kolunuzdaki altın bileziğiniz ne? Tasarımla uğraştığımdan benim için kağıt, kalem, internet ve bilgisayarımın olduğu her yer tasarım ofisidir. Dolayısı ile dünyanın neresinde olursam olayım müşterilerime hizmet vermeye devam edebilirim. Öyle de yapacağım. Çetin Altan'ın "elektrikçiysen dünyanın her yerinde iş bulursun ama eski Cumhurbaşkanı'yım dersen sana kimse iş vermez" sözü buraya cuk diye oturuyor. Herkes gibi "gider bir kafe açar, gül gibi geçinirim" diyorsanız geçmiş olsun. Yılın 70-80 günü iş yapacak bir yerin sizi bütün yıl nasıl doyuracağını çok iyi hesaplamanız gerekiyor. Fark yaratabilme beceriniz, insan ilişkileriniz vs pek çok dinamik attığınız her adımı etkileyecektir. Açmayı hayal edeceğiniz kafeyi bile...

i'm rich!!!
Param yok diye moral bozmak yerine kendi paramı yapmıştım :)

Madde 3: Eylem
Buraya kadar cebimizden (kışın oralara gitmeler dışında) beş kuruş çıkmadan bir hayalin etrafını çok güzel ördük sanırım. Beş kuruş harcamadığımız gibi büyük bir tasarruf da yaptık. İzafi olarak bir kenara önemli bir para ayırmış olduk. İşte bizi eyleme geçirecek olan da bu izafi para. Şimdi gerçekten bir hayalin etrafın örmeye başlarsanız bu birikim somut olarak elinizde olacak. Ben eyleme böyle başladım. Bir kaç senede de istediğim yere getirdim.

Son bir öneri; ev arama aşamasına geçerseniz internetten uzak durun derim. Oraları dolaşın, insanlarla tanışın. Ahbaplıklar kurun, yardım alın ve gidin kendi eviniz kendiniz seçin. Kolay gelsin...

6 Ocak 2014 Pazartesi

Kutsal kaseler

Az sonra resimde gördüğünüz 4 küçük kasenin ne olduğunu ve benim için önemini yazacağım. Ama önce küçük bir girizgahı hak ediyorlar diye düşünüyorum.

Kutsal kaseler

Tek başına olmak özgürlükle eşit benim için. Bir tercih, yaşam biçimi. Tek başına olmanın güzelliğini bir kaç senedir tadan biri olarak biri olarak şunu söyleyebilirim ki kırılgan sanılan hayalleri, alternatifsiz görünen hedefleri pekala esnetiyor. Daha rahat karar alabilmek, bir şeylerden kolayca vazgeçebilmek veya bambaşka hayallere yelken açabilmek rahatlığı işte bu esneklikten besleniyor.

Tek başınalığı överken yalnız kalmayı hayal etmediğimi altını çizerek söylemeliyim. İkisi aynı şey değil. Ekşi sözlükte yapılmış bir tanımı buraya taşımak yerinde olacak. Çünkü küçük bir Google araştırmasından aklımda kalan ve en sevdiğim tanım bu: "Tek başınalık beceridir. Yalnızlık beceriksizlik." (Ekşi Sözlük)

Bundan 2 sene önce kafamda, yukarıdaki gibi net tanımlar yokken henüz, sadece içimdeki sese kulak vererek, Hülya’ya "benimle gelir misin?" diye sormuştum. "Evet" deyivermişti. 2012 yılının Ocak ayıydı. O "evet" ile birlikte Marmaris Selimiye’ye demirlemiş hayalimin rotasını net olarak Bodrum'a çevirdim. Öyle ya ikinci baharını yaşayacak çiftin inziva bir hayat yaşaması saçma olurdu. Ayrıca "neden Bodrum?" diye gelen sorulara bir nebze cevap verebilmiş oldum sanırım.

Bu dört küçük kaseye gelince. Pazar sabahı, dolabın içinde kutusunda dururlarken buldum. İçine bal, reçel vs koymak isteyince Hülya itiraz etti. Çünkü bu kaseler Bodrum'daki evimizde kullanılmak üzere alınmıştı. Şaşkınlıkla duraksadım, ardından yüzüme kocaman bir gülümseme kondu. Görünen o ki Hülya Bodrum’la ilgi hayaller kurmaktan öteye bir adım atmıştı.

1 Ocak 2014 Çarşamba

Bodrum'da 12 gün

Bir dönem her hafta sonu babaanneme gitmek bizim değişmez aktivitemizdi. Arabaya doluşur köprüyü geçer ve önü çayırlarla dolu, evini ziyaret ederdik. Buzdolabı sütlaç ve muhallebi dolu olduğundan ilk olarak mutfağa koşar ve bir tabak sütlü tatlıyı mideye indirirdim. Arada gizlice yemeye kalkıştığımda babaannemin beni gülümseyerek izlediğini görürdüm. "Ye hadi, ye!" derdi. Zaten tabak tabak tatlıyı bize yaptığını söylerdi.

Birkaç saat sonra ayrılacağım Bodrum'dan, damağımda o çok tanıdık tatla ayrılıyorum. Sanki babaannem gülümsüyor. Ben de dönmek istemiyorum. Burada ılık çikolata gibi ağır ağır akan zamana karşılık, İstanbul'a iner inmez dahil olacağım hızlı hayatım beni bekliyor. Eğer bunu da bir tat ile anlatacak olsam kuru, saman gibi ve özensiz bir hamburgeri tarif ederdim. Fotoğraflarda şişman, sağlıklı ve dolu gözüküp, önünüze sönmüş olarak gelenlerden hani. Bana kalsa dönmezdim İstanbul'a, hayat çok kısa...

Burası pekala yazıhane olabilir
Kumbahçe'den gün batımı

Zaten daha dün içinde hiçbir duygu barındırmayan iki e-posta geliverdi. İlki, Perşembe ve Cuma günü yerimden kalkmadan yapacaklarımın ve aciliyeti olanların altının çizildiği günaydınsız, nasılsınsız bir iş listesi. Bunu, bugünden biliyor olmamın neye ve kime faydası var bilmiyorum. İkincisi, uçuş saatimi ve check in yapmamı hatırlatan hava yollarının e-postası. Ayrıca Prag'a çok ucuz uçabiliyormuşum. Hatta eğer üyeleri olursam ayrıcalıklarım olacakmış. Hiçbiri bahçedeki minik mandalina ağacı kadar gerçek değil ne yazık ki.

20 Aralık gecesinden beri Yalıkavak'tayım. Topu topu 12 gün kaldım. Burada zamanın yavaş aktığını deneyimlemek için en doğru dönem kış. Yaklaşık 11 dakikanın bir saat sürdüğünü her yerde göremezsiniz çünkü. Şu birkaç güne sığdırdıklarımı başka türlü de açıklayamazdım zaten. İlk bir-iki gün yalnızlığımın tadını çıkardım. Kendi kendimle konuştum. Daha ilk günden çözmem gereken problemler hediye edildiğinden, ne İstanbul'u, ne ofiste bensiz ne yaptıklarını düşündüm. Tek merak ettiğim sonraları Püskül oldu. Hiç sıkılmadım. Ardı ardına mevsimler gelip geçti. Güneşe yayılan köpeklerin bir bildiği var diyerek ensemi kış güneşine verdim. Yağmur ve fırtınayı Yunan meteorologların verilerinden okumayı öğrendim. Yalıkavak ve Gümüşlük koylarında yürüyüşler yaptım. Araya bir önceki yazımı ve bir-iki karalama sıkıştırdım.

Oturup pek bir şey çizdiğim söylenemez

Bodrum'a da sık sık indim. Yalıkavak'ın sosyal hayatı, merkezin yanında pek üfürük kalıyor. Yani özellikle kışın yaşayacaksak Bodrum'un içinin en doğru yer olduğunu, coğrafyanın kendisi söylüyor. Hatta Bodrum'la Yalıkavak arasındaki sıcaklık farkı geceleri 7-8°C'yi buluyor. Burada geçirdiğim zaman boyunca 3 kere Mahmut Kaptan, bir kere Berk Balık'ta rakı içtim. Sadece dün akşam yılbaşı yemeğimizi Yalıkavak Çardaklı Restoran'da yedik. Kahvaltılarımı Yalıkavak'ta, İskele Cafe’de, olmadı Zeytinaltı'nda yaptım.

Berk Balık'ta öğlen rakısı
Marinada cilası

Elbette sevdiklerimi, tanıdıklarımı da ziyaret ettim. Sayelerinde yeni insanlar tanıdım. Çoğu yeni Bodrumlulardı. Vakit geçirdikçe biraz daha buralı oldum, biraz daha Bodrum'da yaşayabileceğime inandım. Etrafımdaki insanlar da buna çok katkıda bulundular. Hepsine kulak kabarttım. Yeni hikayelerim olduğu kadar uyarılar da aldım. Özellikle 40'lı yaşların olgun ve verimli iş gücünü Bodrum'da heba etmek gibi bir riske dikkat çekildi. (Bilgi; uyarı sahiplerinin hemen hemen hepsi İstanbul'a iş yapıyorlar.) Sıklıkla tekrar ettikleri İstanbul'daki konforumdan vazgeçmem gerektiğini zaten biliyorum. İnsanların en büyük yanılgısının büyükşehir şartlarını burada aramak olduğu bir kez daha teyit edilmiş oldu. Mesela şimdilerde beldeye doğalgaz gelmesi tartışılıyormuş. Kadirşinas halk bunu istemiyor. Açıkçası ben de istemezdim. Soba, klima vs. kısa süren kış mevsimi için gayet yeterli. Bizzat test ettim. Ayrıca bir başka tespit; Bodrum hayali kurup yerleşenlerin çoğu kısa bir süre sonra dönüyor gibi gözükse de yıllar içinde yerli-göçmen dengesi ciddi olarak değişmiş. Bir bilgiye göre önümüzdeki seçimlerde oy verecek seçmen profilinin sadece %40'ı Bodrum'un yerlisi. Buradan kendime yeni notlar çıkarıyorum.

Bakın şu 12 güne başka neler sığdı. İlkinde konuk olduğum, ikincisinin ev sahipliğini yaptığım "Yiyelim Güzelleşelim" organizasyonunun Bodrum'da yapılan üçüncü ayağında artık ekiptendim. Daha önce yazdım ama kısaca tekrar etmekte fayda var. Kendi meşrebimce anlatayım; hiç tanımadığınız insanlarla bir arada yemek yiyor, tanışıyor ve mutlu oluyorsunuz. Bir nevi sosyal masa. Yiyelim Güzelleşelim hayalken, işte böyle renkli bir projeye dönüştü. Sanırım son yemeğin detaylarını, projenin sahibi Doğacan o tatlı diliyle sitesinde illaki yazacaktır. Üstelik sosyal medya üzerinde tanıyıp, Nürnberg'te tanıştığımız erkek arkadaşı Boran da ona yardım edecekti. Benim durduğum noktadan bakıldığında öncelikle iyi bir ev sahibi olmaya çalıştığımı söylemeliyim. En nihayetinde Doğacan da, Boran da Bodrum'da ağıladığım ilk misafirlerim olarak tarihe geçtiler. Onları karşılamak, ağırlamak, transferlerine yardım etmek, kameraman olarak destek vermek çok eğlenceli oldu.

Yalıkavak pazar alışverişinden sonra Boran'la çizmek üzerine lafladık. photo by Dogacan Onaran
Yemeklerin bir kısmı Yalıkavak'ta bir kısmı Bitez'de yapıldı
Mutfakta hummalı bir çalışma vardı.

O gece hakkında da bir-iki söz söylemeliyim. Şu bir gerçek ki, Yiyelim Güzelleşelim her adımda daha da güzel oluyor. Hem lezzetler, hem insanlar hayata yeni anlamlar katıyorlar. Hazırlanışının her bir aşamasına şahit olduğum İtalyan menüsü ile mekan birbirine çok yakıştı. Ev sahipliğini üstlenen Tuna ve Volkan çifti evin her taşını neredeyse bir bir kendileri dizmişler. Tuna ile daha önce, adı çok geçen Mahmut Kaptan'ın kızı olarak tanımıştım. Her ikisiyle böyle bir mesaiyi paylaşınca hem çok sevdim, hem de çok mutlu oldum. Bodrum'daki dostlara yenileri eklendi dersem yanlış olmaz.

Yiyelim Güzelleşelim Bodrum ekibi, resmi çeken Ayşegül'ü atlamamak gerek

2013'ün bana kazandırdığı en güzel dostlarım, Doğacan ve Boran

Doğacan ve Boran'ın gelişiyle arada trafiği artıracak dostlarının olmasının ne kadar önemli olduğunu görüyor insan. Ayrıca Bodrum'a taşınma planımdan bahsettiğim an Yalıkavak'taki bu evi tutan annem ve babamın bana ne büyük destek verdiğini şimdi daha iyi anlıyorum.

Bodrum'da yapılacak en güzel şeylerden biri

Gümüşlük'te uzun uzun sohbet ederken

Yılbaşı hediyem

Bu süre zarfında bana özel bir mutluluk vardı ki o da Hülya'nın Bodrum'a gelişiydi. İstanbul trafiğinin üzerinde yarattığı stresi daha havayolu yolunda online takip etmiştim. İstanbul'da sevgilini bir hafta görememekle, Bodrum'da bir hafta görememek arasında aylar kadar fark olduğunu bilmem söylememe gerek var mı? Sesini, kokusunu, bakışını, gülüşünü özleyince insan haklı olarak şunu düşünüyor. Burada zaman ılık bir çikolata gibi ağır ağır akıyor. İnsan başına oturup sevgilisiyle birlikte tatmak istiyor.