17 Haziran 2017 Cumartesi

İstanbul'a haziran çıkarması

Tüm kalbimle inanıyorum ki bu güzel şehir, ona hangi rengi, hangi kokuyu, ismi, mevsimi yakıştırırsak yakıştıralım başında gri bulutlarla olmayı seviyor. Gözlerimi kapattığımda, kulağında inci denli su damlaları küpe, boğaz boyunca üfleyen rüzgarla dans ettiğini görüyorum. İçinde yaşayanlara inat İstanbul öyle mutlu ki. Bizler yaz gelmedi diye hayıflana duralım, o, sonbahara sımsıkı tutunmuş adeta. Kendimi “İstanbul’da sonbahar”ı mırıldanırken yakaladım. Koca şehir, gözlerimin önünde şiirsel bir zarafetle, bu şaşkın mevsimin tadını çıkarıyor. Bana da bunu yazmak düşmüş demek ki. Varsın yaz gelmesin...



İnsanlar "Yaz neden gelmedi?" şaşkınlığı yaşayadursun İstanbul’a gelişimin üzerinden 3 hafta geçti bile. Öyle görünüyor ki Haziran sonuna dek İstanbul'da kalmaya devam edeceğim. Daha şimdiden Bodrum'a taşındığımdan beri en uzun İstanbul seferimi yapmaktayım. Eğer şirazesi şaşmış mevsim dayanabilirse bu güzel şehir ay sonuna dek katlanabileceğim zamanı bana tanır. Bu sefer İstanbul benden yana...

Tabi İstanbul'a neden geldiğim sorusunu yanıtlamalıyım zira daha evvel mızmızlanarak bahsettiğim diğer seferlerinden hatırı sayılır bir farkı var. Normalde bu yazı Mayıs'ta 4. kez katıldığım Gökova Bisiklet Turu'ndan bahsetmeliydi. Fakat hayat beklenmedik senaryolar koyabiliyor insanın önüne. Mayıs sonuna doğru gelen telefonda kardeşim, babamın ameliyat olması gerektiği haberini verince aldığım derin bir nefesi, İstanbul’a gelene dek tuttum.

dd n bro
Babam hep olduğu gibi çizimlerimin de kahramanıdır. Diğer kahramanım da elbette kardeşim.

İstanbul'da çektiğim ilk video. Zaten Bodrum'daki kadar kayıt yapamadım.

Görünen o ki doktorlar, akciğer zarına tutunmuş pirinç tanesi kadar lekelerden şüphelenmişlerdi. Takip ederek zaman yitirmek yerine, henüz oraya buraya atlamamış, başka bir yere bulaşmamış bu lekeleri, akciğer zarıyla birlikte almak istiyorlardı. Kendininkinden bağımsız başka doktorlardan da benzer şeyler duyunca ameliyatın kaçınılmaz olduğunu ikna olduk. Zira zor bir operasyondu. Alınan karar hızla uygulandı.

with my father
Makamında

Başta babam olmak üzere tüm aile yaşamın yeni bir virajındayız ve hayat, sonrası için bize başka bir senaryo yazıyor. Nerden mi biliyorum? Çünkü beni Bodrumlu yapan süreç de bir sağlık problemiyle başlamıştı. Bir sürü şeyden vazgeçmiştim. Alışkanlıklarım yenileriyle yer değiştirdi. Hayallerim, beklentilerim, hayata bakışım, çalışma biçimim, yeme içme alışkanlıklarım, aklınıza ne geliyorsa hepsi ve sonunda da yaşadığım şehir değişti. Şimdi de babam o noktada. İlk olarak çocukluğundan beri severek yaptığı mesleğini bırakmak durumunda. Başımıza kötü bir şey gelmeden hareket edemiyoruz ne yazık ki... Yoğun bakımda kaldığı ilk akşam babamın rahatsızlığına bakıp kendi yaşadıklarımı ne çabuk unuttuğumu düşündüm.

Babam ameliyatın ertesi günü odaya alındığında doktoru planlanandan erken taburcu olacağını müjdeledi. Bu hepimizi iyi hissettirdi doğrusu. Bodrum'da haberini aldığımda tuttuğum nefesi işte o an bıraktım. Zira yanında kaldığım birkaç gece, çektiği ağrıların şiddetini, sessizce annesine seslenmesinden anlamış ama bir şey yapamamıştım. Sadece saçını okşayıp "geçecek" diyebildim. Aslında an gelecek ve her şeyi unutacağını fısıldıyordum farkına varmadan.

Ne demişti Sema: "Unutmak şifadır…" Babama geçmiş olsun demek için aradığında, eski eşimle konuştuk. Boşuna "insan, nisyanla maluldür" denmemiş. Her uykuya geçiş öncesi bunu düşündüm. Arada geçmişte aldığım notlar, yazılar veya çizimler dahi hafızamdan siliniyor demek. Dönüp bakmasam hepten kaybolacaklar görünüşe göre. Kaldı ki insan tekrar tekrar unuttukça hatırlaması da güçleşiyor ve üstelik bu duruma alışıyor. Kabul ediyorum ki unutmaya programlanmış olmasak yaşamak çok daha güç olurdu. Hayatın bir köşesinde takılır kalır, yerimizde sayardık. Mesela, kimseyi affedemezdik. Diğer taraftan unutamadığımız güzelliklere, anılara takılıp hayattan tat alamazdık. Vesaire vesaire... İyi ki unutuyoruz diyerek uykuya daldım her gece.

Babam, vaziyetin eş dost tarafından bilinmesini istemediğinden olacak, şehri örten bulutlar bir taraftan da bizi gizledi sanki. Aralıkla da olsa inceden bir yağış, yağış serinliği, esintiler, üşümeler, üzerini örtmeler var. Hepimizden gayrı, başta da dediğim gibi şehir durumdan memnun, hala mevsimin tadını çıkarıyor. Bizim için bu iklim asıl ziyaretlerin başlamasıyla değişti dersem yalan olmayacak sanırım. Kötü anlamda söylemiyorum. Zira her ne kadar babam istese de gizlilik, hele ki konu sağlıksa inandığım bir şey değil. O yüzden ziyaretlerin artması, gelen gidenin olması o kara bulutları dağıtmaya yetiyor. Zaten babamın lafıdır; “En büyük ibadet muhabbet” Eh! hayat dediğin de muhabbetle geçer. Dolayısı ile “İyi gördüm seni!”ler, “Maşallah!”lar, tahtaya vurmalar, adını telaffuz etmekte zorlandığım ilaçlardan daha etkiliydi bana kalırsa. Nitekim 4. gün sonunda direnleri, 5. gün de epidurali çıkardılar. 6. gün akşam taburcu edildi. Yağmur da dinmişti.

cokas
Cokalar
İstanbul'da bulunduğum süre saniye saniye uzayadursun artık evimi, dostlarımı, bisikletimi, akşam rakısı, bostan ve her dakikasını hediye saydığım Bodrumlu hayatımı özledim. Her ne kadar kendimi şehri kaosunda boğan kalabalıktan uzak tutsam da koşuşturmalar, aynı anda birkaç yerde olmama çaresizliği, zihinsel meşguliyetler epey yordu beni. Normalde dalından dut yiyecektim bu aralar, sabah turlarına mayomla çıkacaktım. Hülya ile ev rakısı içecektik verandada. Yeni hayaller kuracaktık. Ana derdimiz su kesintilerine karşı alınacak tedbirler olacaktı. Tıpkı 2 sene sonra kışın sadece soba ile geçirilebileceğini keşfettiğimiz gibi. Küçük bostanımızı büyütüp tamamen kendi ürettiğimiz sebzeleri tüketme yoluna düşecektik. Gerçi dönünce tüm hayatımız yine bu saydıklarımdan ibaret olacak. Sağlıklı olan da bu. Kalabalık metro yolculukları, sıkışık trafik, mutsuz yüzler, şiddete meyil, yazın gelmemiş olmasına duyulan boş şaşkınlık vs gibi dertten sayılmaz dertler geride kalacak. Bu dünyada tek görevimiz sağlığımızı korumak, başka bir şey değil… Sahiden.

Görünen o ki serin hava hatta yağmur devam edecek İstanbul’da. Şehrin umurunda olmayacak ama dönmeden hemen önce finali Asmalı Cavit’te yapacağız Hülya ile. İllaki birileri de yanımızda oturur, kahkahalar atarız rüzgarın geldiği yöne. Yaşar'a kaldırırız kadehleri... Sağlığınıza.