9 Mart 2017 Perşembe

Bodrumsuz

Geçen gün sosyal medyada Gencer Yıldız (@gncryldz), bloğu çok boşladığıma dair tatlı bir uyarıda bulundu. Bu yazı yazıldığı sırada da, bir önceki yazımın altına sevgili Beyhan Karaman, benzer bir yorumda bulunmuş. Ne yalan söyleyeyim memnun oldum. Zira okumayı sevmeyen bir toplum olduğumuz tescillidir. TUIK raporlarına göre 2016'da kişi başına düşen kitap sayısı 8,4'e yükselmiş. Pek gurur duyulacak bir oran olmadığı aşikar. (Bu arada kendimi de okurdan saymıyorum. Ortalamayı epey düşürenlerden biri olduğuma eminim.) Aynı oran içine gazete, makale, blog vs eklenince bile sonuç 10'u bulmuyor. Dolayısıyla her ne kadar kendime bir hafıza yaratmak için yazdığımı söylesem de zaman zaman suya yazıyorum duygusunu hissettiğim olmuştur. Lakin bana yalnız olmadığımı hissettiren, karşımda okuyan birileri olduğu kanıtlayan yorum ve mesajlar sayesinde birilerine temas ettiğimi anlıyorum. Satır aralarında rastlaştığımız herkese bu vesile ile teşekkür ediyorum. O halde yazmaya devam...

Belli bir disiplinde tutmaya çalışsam da blog yazmak hatta çizmek için elbette zamana ve biraz da kafa patlatmaya ihtiyaç var. Bu ara bunu bana sağlayan koşullardan uzak kaldığım bir dönem oldu. Kafamın içinde kendi kendime konuşabildiğim güzel zamanların en başında da bisiklete binmek geliyor. Pek çok yazının, pedal çevirirken çıktığını söylememe gerek yok sanırım. İster tek başıma ister iki kişi veya bir grupla süreyim bir sürü anahtar kelime hep civara serpiştirilmiş oluyor. Fakat hem kışın sert geçmesi, sık İstanbul seyahatleri hem de solunum yolu enfeksiyonu hastalıkları filan derken geçen süre benim için kurak kaldı. Bisikletten çok uçağa bindiğimi söylersem ne dediğim daha net anlaşılır sanırım. Daha da kötüsü uçak göbek yapıyor...

Bisiklet beni ummadığım yerlere götürüyor
Uçaksa beni sadece ofise götürüyor ki bu arada bisikletten çok uçağa bindim.
Yorum yok

Arada yazmadım ama Ocak ve Şubat aylarında yine birer hafta İstanbul'da idim. Gerçi artık İstanbul yazmaya değecek hikayeler vermiyor. Günümün çoğunu ofiste geçirmemle alakalı bir durum. Arada bir iki müşterim ve ofis arkadaşlarım "Bodrum'a yerleşmekle en iyisini yaptın!" demese ve adıma sevinen bu birkaç kişi olmasa orada hiç nefes alamam doğrusu. Çünkü ister tanıdık ister tanımadık çoğu insan hala kendi uzağında olan güzellikleri ve yaşamları, dostu bile yaşasa kendi mutsuzluğunu körüklediğine inanıyor. Herkeste bir bıkkınlık, neşesizlik hali.

Ocak benim için de hüzünlü geçti aslında. Yılın ilk ayını en kıymetlilerimden dayımın kaybıyla anacağım. Bana miras bıraktığını düşündüğüm sakinliği, basit cümleleri, güzel gülümsemesi ve renkli gözleriyle uğurladık onu. Edirne'nin keskin soğuğunda, sevdiklerinin gözyaşları ve dualarıyla, ağzımızdan çıkan dumana tutunup yükseldi. Huzur içinde yatsın.

Dayımla / Edirne / Seneyi hatırlamıyorum.
Geçen sene yine dayımı ziyarete Edirne'ye gitmiş idik.
-Dayı rakı dokunmasın sana!
-Aman be oğlum, bugün varız, yarın yokuz...

Bu kurak, kendinden habersiz ve belirsiz dönemde, (Bodrum'a gelmeden evvelini de sayarsak) 3 yıldır, badem çiçeklerini görmek üzere gittiğimiz geleneksel Şubat'ta Datça gezimizi de yapamadık. Egeyi sevmek adına, Serdar Benli'nin bize hediye ettiği harika bir nedendir. Hatta adı konmamış, resmî ve dinî olmayan bir bayramdır. Gündüz badem çiçekleri kokusuyla akşam da rakıyla sarhoş olur, yüzde koca bir gülümseme, telefonda bir tomar fotoğraf ve elinde yöresel ürünlerin olduğu bir torbayla evine dönersin. Muhabbete de mezeye de tıka basa doyarsın. Ne yazık ki bu yıl, yüzümüzde Şubat gülümsemesi, gündüz badem kokusu akşam rakı sarhoşluğu eksik kaldı. Aç kaldık mezeye ve muhabbete.

İlk Şubat'ta Datça ziyaretimiz...
Baş döndüren kokusuyla badem bahçelerini dolaşmıştık.
Fevzi ile de o Şubat'ta tanıştık
Hala aralarında adını bilmediğim mezeler var.

Yazdıkça anlıyorum ki kış benim için hareketsiz olduğu kadar yeni kararlar aldığım bir dönem olarak geçmiş. Öyle büyük kararlar değil (ki belki de büyük kararlardır!) Dediğim gibi yazarken fark ettiklerim. Mesela Bodrum'a taşınmadan evvel arabadan, televizyondan, kimi alışkanlık ve konfordan vazgeçmiştim. Hareket etmemi kolaylaştıracak, zaman kazandıracak adımlar.

Uzun süredir benim için önemli bir mecra olmuş, çizimlerimi, yazılarımı, fikirlerimi paylaştığım, daha da önemlisi yaşamımı, yaşadıklarımı da tüm açıklığıyla neşretmekten beis duymadığım sosyal medyadan el etek çekmeyi düşünüyorum bir süredir. İnsanların kendi mutsuzluklarını paylaşırken senin neşene sataştığı, üzerinden tartışmaya girdiği hatta düpedüz "sen de mutsuz ol!" buyurduğu bir ortama dönüştü iyice. Bisiklete binme, rakı içme, çiçek resmi paylaşma, köpeği okşama... Pekala haklısınız, bunları görmek berbat şeyler. Elimde değil kötü şeyler paylaşmadan duramıyorum. En iyisi ben yapayım siz görmeyin diyeceğim ama bu sefer alınganlıklar baş gösterecek biliyorum. "Niye sildin beni?... Sana ne güzel laf sokuyordum..."

Hadi 4'te 3'ünü tanımadığım bir kitleyi geçtim... Ya tanıdıklarımın "mutsuz olmam" gerektiğini ima eden dair sözleri ve paylaşımları!.. "Ne güzel yağmur yağdı" diyorsun "Ayıp oluyor!" yazıyor. "Sevinmelisin aslında" diyorum "Aç var, tok var." yazıyor... "Hayat sana güzelci"lerin tanıdıklar arasından olması, keşke tanımasaydım duygusu uyandırıyor. Neyse, yaşam sosyal medya üzerinden itişip kakışmak için çok kısa. Hayatı kendi için güzel yapmaya uğraşmayanın benimkini çirkinleştirmesine müsaade etmeyeceğim elbet. Fakat, sosyal medya üzerindeki engellemeler de beni hayatından çıkardın algısıyla okunuyor. Ben kimseyi hayatımdan çıkarma taraftarı biri değilim. İyisiyle kötüsüyle, patavatsızıyla, görgüsüzüyle, meleği ve şeytanıyla hepsinin hayatımda olmalarının bir sebebi var ve bu sebebe inanıyorum. Öbür türlü yapayalnız biri olurdum ve kimse yalnız olmayı hak etmez doğrusu. Şu an yapmayı planladığım şey kendimi sosyal medyadan engellemek. Fakat bu da bir plan program gerektiriyor açıkçası. Niyetim sadece üretim yapabildiğim blog ve instagramı kullanmak. Aynı zamanda video çekmek de bana göz kırpmıyor değil. Dediğim gibi bir plan yapmam lazım.

A post shared by ahmet coka (@ahmetcoka) on

Yazıyı bugün yarın toparlayabilirsem yayınladıktan sonra yine İstanbul'a uçacağım ve salı günü bir iş seyahati nedeniyle Londra'ya gideceğim. Belki bana çizecek ve yazacak yeni hikayeler verir. Uzun süre sonra içinde Bodrum geçmeyen bir yazı paylaştım belki ama her satırı neden burada olduğuma dair sözler fısıldıyor bana. Bu nedene biraz daha sıkı sarılmanın vaktidir.

20 yorum:

  1. Başınız sağolsun.. Yaşamla ölüm içiçe. Biri ölür, toprak olur, badem çiçekleri açar, badem olur..
    Size sunulmuş tüm hediyelerle güzel bir ömür dilerim..
    -elbette daha çok Bodrum' da- :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok teşekkür ederim... ben de size tüm hayallerinizin gerçekleştiği bir hayat diliyorum!

      Sil
  2. Blog yazmak gönül işi. instagram hayatımıza girdiğinden beri üç satır birşeyler okumak zor geliyor millete. ama olsun yazmaların arasını açmayın, biz okuyoruz. bu arada iyi yolculuklar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. dediğim gibi bazen sevdiğiniz şeylerle aranıza bir şeyler giriyor. bu sağlık problemi olmasın da ne olursa olsun. telafi edilir... desteğiniz için gönülden teşekkürler...

      Sil
  3. Ben de yazdıklarınızı severek takip edenlerden biriyim. Söylemek istedim :)

    YanıtlaSil
  4. Okuyup geçmeyelim o zaman. Buralarda olduğumuza dair notlar düşelim. Blogunuza ilk geçen ay denk geldim ve geçmişten başlayarak tüm yazılarınızı okudum.

    Başınız sağ olsun. Dayınızın da söylediği gibi bugün varız yarın yokuz maalesef. Takipteyim.

    YanıtlaSil
  5. "Hayat sana güzel"cilerden ben de bezdim, oysa isteseler hayat herkese güzel olabilir. En iyisi aldırmamak, yazmaya devam lütfen, hayatı güzelleştiren ayrıntılardan biri de sizin çizgileriniz, Hülya'nın gülümsemesi, göremezsek bir şeyler eksik kalır. Dayınız için başsağlığı dileklerimi iletiyorum, dayılar kaybına zor katlanılan insanlardır, yaşadım biliyorum. Huzurla uyusun başka bir aleme yolcu ettiğimiz dayılar...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim :) Elbette yazmaya devam edeceğim, seviyorum çünkü. :) Ve dediğiniz gibi her şeyden nem kapan, sataşan vs kişilere aldırmıyorum... Sosyal medyanın zamanımı çok çaldığını düşünüyordum, hayat sana güzelciler bahanesi olru...

      Baş sağlığı mesajınız için de ayrıca teşekkür ederim. Hepimize sağlıklı ve uzun bir yaşam diliyorum..

      Sil
  6. Başınız sağolsun, yazmayı bırakmayın ..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. yorumunuz için teşekkür ederim... yazmayı bırakmıyorum merak etmeyin. kendime sosyal medya kısıtlaması getiriyorum sadece...

      Sil
  7. Öncelikle başınız sağ olsun. Ve yazılarınızı keyif alarak okuyanlardan biri de benim, yazdığınıza sevindim. Sosyal medyayı ben de çok kullanıyorum ama blogda emek var. Yazan kadar okuyanın da... Sosyal medya hızlı tüketim yeri gibi.. Kısıtlama o yüzden iyi fikir:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Emeklerinize, zamanınıza, gözlerinize sağlık... Çok teşekkür ederim desteğiniz için.

      Sil
  8. Başınız sağolsun, ışıklar içinde uyusun dayınız..
    Yazılarınızı zevkle okuyanlardan biriyim ben de, blogunuzun ilk günlerinden bu yana.. Umarım destek için +1 değerim vardır.. Hülya Hanım'la kurduğunuz yeni hayatınız için aştığınız zorlukları tahmin ediyorum; ben de eşimle aynı yolda yürüdüğüm için yazılarınızdan bir çok ders çıkartıyorum.. Sevgiler..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dostlar sağolsun...
      Yorumunuz için teşekkür ederim ki kaç +1'e bedel bir bilseniz. Hayallerinizin gerçekleşmesi dileklerimle..

      Sil
  9. "Sevgili Coka" diye başlamayı çok seviyorum. Yakın hissettiğimdendir belki. Allah dayınıza gani gani rahmet eylesin. Farklı ve zor yaşıyorsun Bodrumu. Beni etkileyen de bu oldu sanırım. İstanbula gidip gelmeler aile özlemini gidermenin dışında zul geliyordur. Sen yazmaya biz okumaya devam edelim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir yakınlık hissetirebildiysem demek ki yazdıklarım karşılığını buluyor. bunun için bile devam etmeye değer. Çok teşekkür ederim güzel yorumlarınız için.

      Sil
  10. başınız sağ olsun. ben bloğu da yazıları da epeydir takip eden biri olarak toplumsal baskı ve normlar ile ilgili söylediklerinize epey katılıyorum. aslında blog gibi kendimizi iyi hissetmek için kullandığımız yerler tam da bu yüzden var ama burada bile diğer sosyal medya kanallarında olduğu gibi o baskıyı hissediyor insan. ben de bloğumda olumsuz konulardan hiç bahsetmiyorum mesela. kimsenin hayatı dört dörtlük değil ancak her şeyi herkese açıklama zorunda da değiliz. neysee yola devam! :)

    YanıtlaSil