27 Temmuz 2016 Çarşamba

Tel örgünün ardından

Bazen olabiliyor, yazmak istesem de masa başına oturamadığım bir dönemden geçiyorum. Günlük hayatım uzaktan görüldüğü gibi sükûnet içinde akmıyor sonuçta. Özellikle sosyal medyayı kurcalayıp hakkımda fikir sahibi olanlar için köyde ama güzel bir evde yaşayan, hiçbir maddi sıkıntısı olmayan, bütün gün bisiklete binip akşam güneşini illaki iki duble rakıda söndüren biri göründüğümü biliyorum. Keşke öyle olsa! Her yazıda, her çizimde, paylaştığım her fotoğrafta "Hayallerini yaşadığımı" söyleyen insan sayısı artıyor ve bu hayali yaşamak isteyenler önü alınamaz bir dalgaya dönüşüyor. Ne yalan söyleyeyim, Bodrum'a gelerek buraya en büyük kötülüğü etmişim gibi hissediyorum.

Yakaköy'ün kimyasını bozanların da elebaşıyım. Hiç tanımadığım insanların, evden çektiğim birkaç fotoğrafa bakıp "Yakaköy'de otel, pansiyon, mümkünse deniz kıyısında ve ucuz olursa düşeş olur" diye mesaj atanlardan, "Bize ev bul! Sezonluk tutalım!" emrivakilerinden anlaşılabiliyor. Verandanın mavisini, bahçeye giren ineği ve sahibi Eda Teyze'yi, dalında mandalinayı, inciri, böğürtleni, bisikletli sabah sporunu, denizi, kış buluşmalarını, yağmurun tapırtısını, odun ateşini, Muğla şivesini, pazarı filesini her şeyi ama her şeyi tüketmeye hazır, ileri samimiyetini ilan etmiş bu insanlardan korkuyorum. Saydığım, sayamadığım her şeyi dümdüz edecek o arsız samimileri durduramayacağım. İşte bu yüzden Yakaköy'ün kimyasını bozanların da elebaşıyım diyorum.

Elbette bir tek ben değiştirmiyorum buraları... Bir yılı devirdiğimiz Yakaköy'de 3 yeni site yükseldi kaşla göz arasında. İnşaat için yaz sezonunun bitmesini bekleyenler de sırada tabii. Hatta sarı iş makinaları gözden uzak köyümüzde ufak tefek patika ve zemin düzeltme işlerine başladı. Daha da önemlisi verandamızdan gördüğümüz, zeytin ağaçlarıyla süslü manzaramız Eylül'le birlikte değişecek. Neden? Çünkü bir site de oraya inşa edilecek. Her şey çok hızlı değişiyor ve ne yazık ki yapacak bir şey yok.. Aslında çok değil Nisan ayında "Yaban Otu" başlığıyla yazdığım benzer yazıda ufaktan haber vermişim değişimlerin geldiğini...

Artık bu tellerin ardın yazacağım. Üstelik bu örgü sayesinde artık gerçek bir site olduk.

Çevresi bir yana, oturduğumuz Yakaevleri'nde de sinyaller bir şeylerin değişeceği yönünde. Köy ve doğayla olan sınırsızlığı ve içinde yükseldiği bölgeye hizalı duruşu ile sevdiğim, resimlediğim, yazılarıma konu ettiğim Yakaevleri, Temmuz ayı itibariyle ilk yönetimine kavuştu. Normaldir, toplu yaşanan, ortak alanları, havuzu, yol aydınlatmaları vs gibi şeyleri paylaşan komün yaşamların böyle bir sisteme ihtiyacı kaçınılmaz. Lakin yönetim kurulur kurulmaz ilk uygulanan karar site etrafını tel ile çevirmek oldu. Ki bu benim için bahçemize ineklerin, köpek veya eşeklerin artık gelemeyeceği anlamına geliyor. Eda Teyze'yi görmek ihtimallere kaldı. Bahçesine giren hayvanları sopayla kovalayan yazlıkçıların söyledikleri durumu açıklıyor aslında: "Bu bahçeye çok para döktüm, iki tavuğun mahvetmesine izin veremem!"

2 hafta evvel ki Karadeniz bisiklet turumuzda iken site yönetimi köpekler için de bir karar almış.
Bu tüylü dostum an itibariyle barınakta olmalı.

Şu bir gerçek ki şehirli dediğin, doğaya dönmek istiyor ama -sosyal medyada da dendiği üzere- arabayla... Köy hayatını seviyor ama inek, tavuk ve eşeğin izin verilen yerden öteye geçmesini istemiyor. Köy dokusu olarak görünsünler yeter. Tezek kokusunu şikayet edenleri artık iyice ciddiye alıyorum. Bodrum'a Zeki Müren'den sonra yerleşen şehirlilerin, koku yüzünden Paşatarlası'ndaki Çoban Kübra'nın mandırasını kaldırttığını okumuştum. Demem o ki şehirli yerliyi hep sürmüş...

Cesur hem köy hem site sakini sayılırdı. Şimdi telin arkasında yaşıyor.
Kadriye Abla sahiplenmiş, iyi de etmiş.

Geçtiğimiz aylarda site temizlik-bakım işleri için Necdet Abi işe alındı. Gide gele sohbet eder olduk. Ayaküstü muhabbetlerin yanı sıra birbirimize ara sıra çay kahve ikram ettik. Meğer aslında rakı içermiş ve şişe bitmeden masadan kalkmazmış. Tanıdıklarının "sünger" diye çağırması bundanmış. Nam-ı diğer Sünger Neco... Köye gökten inme bu sitede Necdet Abi'in lakabını başka kim bilecek ki? Bilse de umurunda olacak mı? Şimdi havuzun teknik bakımından da sorumlu. Sitedeki yaşam, yaz ayları hareketlenince "çöplerimiz de toplansın!" sesi yükseldi doğal olarak. Bir senedir kendi çöpünü atanlar olarak bunu sorun etmiyorduk oysa. Görünen o ki Necdet Abi'nin sorumlulukları da bu gidişle artmaya devam edecek.

Bu özel ziyaretler hayatımı çok renkli kılıyordu. 
Tekrar tanıştırayım, Sümüklü!

Yazlıkçı taleplerinin köy üzerinde değişimlerini de izlemek mümkün. Mesela köyün tek marketi eve servis kartları bastırmış. Yani şehirdeki gibi Kudret Abi'yi arayacağız, çocuk hop getirecek siparişimizi. Güzel bir lüks. Fakat eminim bakkalda-markette tanıştığım, sohbet ettiğim pek çok insanı bu sistemde asla tanıyamazdım. Özetle köy yerinde şehir konforu, siteyi çevreleyen tel örgü içine getirilmiş olacak. Yarın öbür gün kapıya güvenlik, uygun yerlere kameralar gelmesi kaçınılmaz. Şimdiye dek Yakaköy'de görülen hırsızlık sayısı bir. Biz geldikçe hırsızlarımızı da getiriyoruz peşimizden. Yakında Yakaköy'de mi Ataşehir'de mi yaşadığımızın farkı pek kalmayacak...

Bu değişimin sonucu olarak, Hülya ile daha sık konuşmaya başladık tabi. Bir senedir yerinde olan keyfimiz, site kurallarına bağlandı ve tabi yazlıkçı mal sahipleri ne isterse o olacak. Ömrü billah bu evde yaşamayacağımız aşikar. Yeni bir taşınma durumu olursa ki şimdilik yok, köy evi seçme şansımızı zorlamaya karar verdik. En azından başka bir yaşam kültürünü deneyimlemiş oluruz. Belki de Selimiye'deki arsanın üzerine küçük bir ev yaptırmak iyi bir alternatif olabilir. Gerçi oraları da hızla değişiyor ya... Avuç içi kadar köye 4 market açıldığını duyduğumda kalbim erimişti. Oturup gelişmeleri izleyeceğiz bundan sonra.

Kimbilir Selimiye belki de bir sonraki kaçış noktasıdır.

Gerçek şu ki Yakaköy'de geride bıraktığımız 1 yıl boyunca şehirlilerin korktuğu hiçbir şey yaşamadık. Çöpümüzü kendimiz döktüğümüz için köydeki komşularımızla selamlaştık, tanıştık. Evrak, posta ve paketlerimizi gidip kahveden almak farklı bir sosyal ilişki. Bodrum minibüs şöförleri hal hatır sorduğumuz insanlar oldu. İneğini bizim bahçe önünde otlatan Eda Teyze'ye büyük hayranlık duyuyoruz. Bisikletlerimiz verandada kilitsiz, gelene kapımız açık. Pazar alışverişine bisikletle gidip geliyorum ve ciddi bir rampa tırmanarak eve varıyorum ki büyük mutluluk. Her ne kadar başta şart desek de 2 yılın ardından arabaya hiç ihtiyacımız olmadığını söyleyebiliyoruz.

Bisikletle sadece gezmiyorum, pazara da gidiyorum...
Güneş köyü her sabah farklı selamlıyor.
Bu manzaranın tadını çıkarmaktan başka ne işi olabilir ki insanın.

Keşke her şey aynı kalsa lakin zamanın dolayısı ile değişimin önünde durulmuyor. Hiçbir şey yapmasam seneye saçlarımda biraz daha fazla beyaz olacak, derim daha da kuruyacak, kırışacak. Bedenen değişeceğim. O kadar da değil, fikirlerim değişecek, kararlarımı, planlarımı sorgulayacağım ve belki kendimizi bir başka yerde bulacağız. Zaman böyle akadursun finalde suyun yuvarladığı taşlara döneceğiz. Sonrasını ancak hayal edebilirim. Belki birileri taş kaydıracak denizin üstünde, belki bir başkası üzerimize resim yapacak elde fırça rengarenk..

24 Temmuz 2016 Pazar

Evlilik nasıl gidiyor, yaradı mı?

Hülya ile hayatı paylaşmaya başlayalı 7 yılı geçti. 2 ay evvel de tantana yapmadan, gürültü çıkarmadan evlendik. Bir hafta geçmeden sorular başladı, “Evlilik nasıl gidiyor?!” diye... Refleks bir soru bu. Gerçekten iyi ya da kötü diyeceğimizin merak edildiğini sanmıyorum. Evlenmeden evvelki "Emin misin?" "Bak kendini yakma!", "Bu kararı alırken sarhoş muydun?" gibi şakalı soruları ise zevzekçe buluyorum. "Aşktan daha güzel bir sarhoşluk olur mu?" Tebrik et geç... Zira zamanın ölçü alındığı sorular beni daha çok ilgilendiriyor. Yoksa "Yüzük nerede, çapkın?” “Damatlık niye giymedin ne kıymeti kaldı şimdi?” “Eee gelinlik hani?” “Balayına çıkmıyor musunuz?” gibi cevap veremeyeceğim epey şey soruldu. Bu satırları yazarken gevrek gevrek güldüm. Çünkü çevremiz zaten ezbere bildiği bir hikayeyi, tekrar tekrar görmek ve dinlemek istiyor. İster şatafatlı olsun ister mütevazi... Şöyle söyleyeyim nikahın ertesi günü Levent’teki ofiste mesaimin başındaydım. Takip eden Pazar günü Bodrum’a dönerken de yalnızdım.

İşte bu kadardık. Bir ömür bu kadar kalacağız...

7 yıl hayat arkadaşlığı yapan çiftin iki aylık evliliği nasıl gidiyordur sahi? Evlilik yaramış mıdır?

Son ana dek hangi gün ve saatte evleneceğimizi bizim bile bilmediğimiz sakin koşuşturma epey eğlenceli geçti. Bırakın davet, davetiye, düğün vs., aileler bile nikah günü tanıştılar. Davet almadıkları için alındıklarını duyduğum akrabalara yapacak bir şeyim yok. Akrabalık üzerinden aile benim çok da inandığım bir şey değil. Sadece düğünden cenazeye gördüğüm, hayatın bir anını bile paylaşmadığım, belki bir şey istemek; iş, para, konaklama ve tabi çıkarı üzerine ağzını açmış insanlar aileden olsa ne olur, alınsa ne olur? Kendimi de aynı kefeye koyuyorum. Çünkü ben de düğünden cenazeye varım sonra yokum genelde... Dolayısıyla ailemden birine, birilerine alınırsam beni ciddiye almasınlar isterim. Gülsünler, “tavşan dağa küsmüş, dağın bundan haberi olmamış” desinler.

Mayıs'ın ilk haftasıydı. İkimiz de unutmuşuz, evlenmek demek bürokrasi demek. Yok istenen evraklar, bilmem neye uygun vesikalıklar, verem savaştan rapor, evlenmemize engel olmadığını belgeleyen sağlık pusulası vs. "Evlilik şart değil bir şekilde yaşıyoruz" diyorduk. Lakin iki yıl önce sözleşmişiz, istemişiz. Parmaklarımıza paket lastiği de takmışız. Paket lastiği evliliği pek takmadığımıza işarettir ama hem birbirimize verdiğimiz sözü tutalım dedik, hem anne babalar da rahatlasın istedik. Çünkü bir yerden sonra bu tip işler senin keyfine bırakılmıyor. Bilakis keyfin kaçırılıyor.

Teklif İstanbul-Bodrum bisiklet turunu tamamladığımız akşam paket lastiği ile yapılmıştı.




Bu keyif kaçırma işini sadece aile üzerine yıkmak haksızlık olur elbet. Yaşadığınız yer küçük olunca şehirdekinden farklı bir gözle izleniyorsunuz. Bakkala gidiyorsun "Hanım nerede?", minibüste "Sizin bey ne iş yapıyor?" soruları. Duru'nun ziyaretleri ayrı bir merak konusu oldu tabi. "Hanımımın kızı" olarak hafızalar yerleşmiş olmalı. Seçim zamanı sandıkta görülmememiz bile bir bilgi köy sakinleri için. Her ne kadar sen takmasan da takan zihniyet hep var olacak. Tabi buradan bizim dışımızdaki dinamikler sebebiyle evlenmek istediğimiz, mecbur kaldık vs gibi bir sonuç çıkmasın. Kendimiz istediğimiz için kalkıştık. Yoksa nikahsız yaşama tercihimizin karşısında kimse duramazdı elbet.

Bürokrasimiz de garip elbet. Bilmem ne başvurusunu sadece Salı günleri saat 12:00'ye kadar alabiliyorlar mesela. Sağlık raporu dediğin şey damgalı bir kağıttan ibaret fakat o damganın basılabilmesi için cuma saat 16:00'dan sonrayı beklememiz gerekiyormuş. Belgeni almak için tek tarafın gitmesi de kabul görmüyor, bizzat sen de orada olacakmışsın. Durum böyle alengirli olunca benim İstanbul'daki sürem doldu, Bodrum'a dönmem gerekti. Takip eden hafta katılacağım 10. Gökova Bisiklet Turu'na evli biri olarak katılacaktım olmadı. Turdan sonraki haftaya tekrar biletler alındı, evlenmek için ikinci taaruza hazırlanıldı.

Biz bu kadar bir şey bile yapmayı istememiştik aslında. Yine de olabildiğince sade oldu.
Asıl imza hep bir öpücük oluyor...

Evraklar hazır olup Beşiktaş Evlendirme Dairesi'ne başvuru yapıldığında bize ekim ayına gün verebileceklerini söylediler. Mayıs'ın 25'iydi. Biz ise ertesi güne bilemedin 27'sine gün almak istiyorduk. Bir müddet sonra da anlaşıldı ki ikametgahlarımızın farklı yerlerde olması nedeniyle zaten orada nikah kıydıramıyormuşuz. Nüfusu Şişli'de bulunan Hülya sayesinde nikahımızın Beşiktaş'ta kıyılması iznini aldık. Birkaç telefonla da ertesi gün 14:30'a kaydımızı yaptırdık. Özetle biz de nikahımızın ertesi gün 14:30 olacağını saat 16:00 sularında öğrenmiş olduk...

Açıkçası şu koskoca güzel 7 yılı, 2 aylık resmiyete yedirmem doğruyu söylemek gerekirse. Başladığı gibi 8. yıla doğru gidiyoruz. Evliliğimiz ne kadar yıl alırsa alsın bizim sevgimize, aşkımıza ve tabi dostluğumuza asla yetişemeyeceği aşikar. Aldığın veya verdiğin kiloya göre değerlendirmeye tabi "evliliğin yarayıp yaramadığı meselesi"ne ise hiç girmeyeceğim...