20 Ekim 2016 Perşembe

Hülya der ki

2012 Temmuz ayından beri Hadi Ben Kaçtım duygularımı, düşüncelerimi paylaştığım bir platform oldu. Kendimce bir hafıza oluşturmak istedim hep. Hiç tanımadığım güzel insanlar da takip ederek, yorumlar yazarak sesime ses kattılar. Bir görev edinmemiş olsam da kaçmak isteyen birilerine yol gösterebilmişsem ne mutlu bana.

İstanbul dışında yeni bir hayat kurmayı düşündüğümden beri de bunun için çalıştım. Adımlarımı bir gün gidecekmiş gibi attım. Yaz ve kış arası nüfus dalga boyu kocaman Bozcaada ve Selimiye kaçış noktalarım oldular. Hatta her şeyin sonunda beli urganla tutturulmuş eski püskü bir kot ve iyice eskimiş bir tshirtle kalacağımı hayal edip sıfıra gidiyorum diyerek yola çıktım. Hülya ile yollarımız kesiştiği andan itibaren yeni kaçış noktamız da Bodrum oldu.

Hülya ile beraber kaçtık.




Hülya'nın ne düşündüğünü, yaşadıklarını ve hayallerini merak edince, güncede küçük bir değişiklik yapmak iyi olur diyerek ona birkaç soru sordum.

-Bir kere mutlu olup olmadığını sorayım.

-Elbette mutluyum. Seninle mutluyum en başta. Bir başka açıdan İstanbul'daki evde camekanlı balkondan sadece başımı dışarı çıkarabiliyorum. Burada bir adım atmam yeterli... Gökyüzünü daha çok görüyorum.

-Malum sen bu hayalin içine birden düştün, hatta sürüklendin. O yüzden sordum.
-Benim de hayalimdi. Fakat bu kadar çabuk olacağını hiç düşünmemiştim ama olabiliyormuş.

-Doğru! Pek düşünecek zamanın olmadı. Bir sürü şeyden vazgeçmek zorunda kaldın. İşini gücünü bıraktın...
-Bilmiyorum bana olağanmış gibi geldi. Gerçi gitmeye karar verdiğimiz ilk sene "Ne yapacağım ben şimdi" dediğimi hatırlıyorum. Bir tarafta kızım, diğer tarafta çalışıyorum. Nasıl para kazanırım oralarda? Bir de alışık değilim öyle. Hep bir yerde çalışarak paramı kazanmışım. Asıl tam bu çelişkileri yaşarken senin "ben giderim sen de sonra gelirsin!" demeni unutamıyorum. Yaşadığım hayal kırıklığını anlatamam. Şimdi de ben sorayım; sahi Bodrum'a bensiz gelir miydin?

-Gelirdim!
-Vallahi "gelirdim" dedi! Gerçi senin beklemeye tahammülün yoktu, biliyorum. Benimse zamana ihtiyacım vardı. Pat diye gelebilmek tabi ki çok isterdim. O sebeple Murat'ın (iş verenin) sana " bize 1 yıl ver" demesi benim de işime yaradı. Hazırlanmam için şans oldu.




-Senin için en önemlisi kızındı. Bodrum'a başta sensiz gelmek bu nedenle olabilir bir şeydi.

-O bir sene sonunda, Duru artık babasında da kalmak istedi. Esas önemli nokta bu oldu. İstanbul'da olsam bile benimle bir hafta on gün olmayacağı bir zamandan bahsediyorum. İstanbul'da okumayı tercih edince de birlikte karar verdik. Sık sık gidip gelecektim. Bu yüzden ayda 2 haftamı İstanbul'da onunla geçirdiğim bir sisteme geçtim. 2 senedir herhangi bir sorun olmadı. Tabi aynı şehirde olmak başka bir şey. Bir ihtiyacı olduğunda hemen yanına yetişebilmek burada mümkün değil. Sömestr ve yaz tatilinin bir kısmında da o burada oluyor...

-İstanbullu Hülya ile Bodrumlu Hülya'yı karşılaştırır mısın?
-Ne diyeyim daha üretken oldum galiba. Daha rahatım. Bir şey yetiştirmek, bir yere yetişmek zorunda olmadığımdan zaman daha benden yana işliyor. Bol bol resim çiziyorum.

-Zaman sahiden bir başka burada sen ne dersin?
Bodrum benim için galiba zamansız. İstanbul'da yetmiyor mesela... Burada her şeye vakit bulabiliyorum. İstanbul'da burun kıvırdığım şeyleri yapmaktan hoşlanmaya başladım. Yemek yapmak gibi mesela...


"Out of my hands" 30x40 Suluboya



"Nothing is keeping you here" 30x40 Suluboya

-Belki bildik anlamda işin yok burada ama bayağı yoğun bir mesain var.
Resim çiziyorum ama onunla bitmiyor iş, satın alındıysa eğer esas mesaim başlıyor. Çerçeveletmek, paketlemek, kargoya yetiştirmek gibi. Diğer taraftan, evet, Bodrum'a gittin orada yaratıcılığın arttı gibi bir yaklaşım var. Pek ilgisi yok aslında. Kars'a da gitseydim...

-Norveç'e de...
-Onu da söylemeyeyim dedim ama :) peki, Norveç'e de gitsem önemli olan "zaman" benim için. İstanbul'da yetmeyen zaman, burada Bodrum'da fazlasıyla yetiyor. Yaptığım resimle bolca vakit geçirme fırsatım oluyor, başından uzaklaşıp tekrar elime alabiliyorum. Bazen birkaç eskiz çalışıyorum ve halihazırda yapacağım işlerin olması hoşuma gidiyor, güven veriyor. Dediğim gibi üretimim arttı. Oysa İstanbul'dan giderken pek çok arkadaşım "Ne yapacaksın orada? Sıkılırsın" diyordu. Hiç öyle olmadı doğrusu. Bu noktada İstanbul, Bodrum karşılaştırması yapmak da doğru gelmiyor artık. Farklı yerler, farklı akışları var.

İnsan nerede yaşarsa yaşasın, bir şekilde işle güçle, hobiyle kendini meşgul etmesi gerek. Burada her gün birileriyle buluşmuyor, buluşamıyorsun. Ne bileyim, kahve içelim, şuraya buraya gidelim gibi bir şey yok. Durum böyle olunca evet, resim çizmiyor olsam sıkılabilirdim.

Hülya'nın resimleri son bir kaç aydır Kafa dergisinde Sema Kaygusuz'un yazılarını süslüyor.

Kafa Dergi / Temmuz

-Daha çok evde geçen bir hayat seni etkiliyor mu?
-Hayır. İstanbul'a gittiğimde dışarıda çok fazla vakit geçiriyorum. Oraya buraya koşturuyorum. Günün çoğu trafikte harcanıyor. Buraya geldiğimde de o yüzden evden çıkmak istemiyorum. Bodrum'a inmek, bankaya, kargoya veya alışverişe gitmek işkence gibi geliyor bazen.

-Biraz da bu evin konumuyla ilgili bir durum galiba. Ziyarete gelen eş dost bile burada yaşayamazdım diyor.
-Bunu söyleyen arkadaşlarımız tipik yazlıkçılar. İstanbul'dan gelip burada birkaç ay geçiren kişiler. O rahatlığı aramaları, kapıdan çıkınca denize girmek istemeleri, yürüyecek bir kıyı beklemeleri, yakınlarında Migros aramaları normal. Dolayısıyla ona göre evler tercih ediyorlar. Bu durumda bizim evimiz onlara göre sapa kalıyor. Bence de sapa... Daha da sapa bir yerde yaşayabilirdim. Hayalimdekine en yakın evde yaşıyorum. Bu ev site içinde olmasaydı daha da güzel olurdu mesela. Gerçi konum itibariyle çok da site içinde sayılmayız ya. İşte kuralları olan bir yerleşkeden bahsediyoruz. Aşağıda olan evler bana daha o site havasını barındırıyor gibi geliyor. Bizde o yok mesela. Esas komşularımız köyde yaşayanlar, çünkü tam sınırdayız. Onlarla daha çok muhattabız.

Buraya yerleşmeyi düşünen bir arkadaşım arayıp "orada sıkılırsınız diyorlar sen ne dersin" diye fikrimi sordu. Bu tip sorularda İstanbul'da sıkılmamak için ne yaptıklarını soruyorum hemen. Her akşam bir yere mi gidiyorsunuz? Aktiviteler, etkinliklerle yoğun bir trafiğin mi var? Aldığım cevap değişmiyor: "İşe gidip geliyoruz, çocuğu okula bırakıp alıyoruz, sonra da TV karşısında uyukluyoruz." Asıl İstanbul'da sıkıldıklarının farkında olmadıklarını söylüyorum.



-Şu "Bizim hayalimizi yaşıyorsunuz!" ya da "Biz de Bodrum'da yaşamak istiyoruz, neler önerirsiniz?" diyenlere ne yanıt veriyorsun?
-En yakın arkadaşlarımdan biri "böyle bir evde yaşayacağınızı düşünmemiştim hiç, sizin eski bir taş evde, hatta bir köy evinde yaşamanız gerek; tavuklar, inekler falan.." demişti. İnsanların seninle ilgili hayallerinin önüne geçemiyorsun. Onları hayal kırıklığına uğratmamak için aksi bir şey söylemiyorum. Yapacak bir şey yok!

Zaten Bodrum insanların kafasında bir sürü hayal kurduran bir yer. Başta tatil ve eğlence demek. Dolayısıyla herkesin bir kendi Bodrum'u var demek yanlış olmaz sanırım. Dolayısıyla kendi durdukları yerden, kendi Bodrum'larından sesleniyorlar. Ne dersek diyelim biz o tatil yapılan, eğlenceli Bodrum'da yaşıyoruz çoğuna göre. Kaldı ki öyle başkalarının hayalini yaşayacağımız mucizevi bir şey de yapmadık. Hiçbir şey birden olmuyor. Senin 10-15 senelik bir hazırlık süren var bir kere. Bense ilerde yaparız filan diye bakıyordum. Emekli olunca, maaş filan alınca gerçekleşecek gibi bir şeydi benim için. Kızım büyüsün, kendi ayakları üzerinde dursun sonra kendime bakarım diyordum. O zaten artık bir şeyleri kotarıyor. Uzatmayayım, aynı yerde, aynı evde beraberiz ama hayallerimiz hatta yaşantımız birbirinden ne kadar farklı. Değil ki başkasının hayalini yaşayalım.



-Bodrum'da yaşamak zor mu?
Sevdiğin şeyleri yaptığın her yerde mutlu yaşarsın. Bodrum da bana bu şansı verdi. Burada yaşamak güzel benim için.

-Bunu soran çok ama...
-Bizim için ulaşım zor diyeyim bari. Mesela az evvel temizlik malzemesi almak için dolmuşa atlayıp markete gittim. 10 dakikalık yol. Markette geçireceğim zaman en fazla 20-30 dakikadır. Alırsın çıkarsın ama ben bir sonraki minibüsü beklemek için bir buçuk iki saate yakın oyalandım. Sırf minibüs saatini denk getirmek için. Bu durum beni mutsuz etmiyor bu arada. Araba da şart demiyorum.

Mesela bir arkadaşım buralarda arabasız yaşayamam dedi. Çünkü yaptığı tatil esnasında minibüs beklemek durumunda kalmış. Geç gelince de söylenmiş. Ki bu, Bodrum da sık olur. Saatlerini bilmezseniz uzun uzun beklemeniz gerekir. Hatta bizim köye servis erken bittiği için çoğu kez yol ağızından eve yürüyoruz biliyorsun. 2,5 km yol az buz değil... Dolayısı ile illa şu zor bu zor dememi istiyorsan bunu da ulaşım üzerinden örnekleyebilirim.

İstanbul hayatını tamamen buraya taşıyanları da görüyoruz. Tüm aile fertlerinin kendi arabalarının olduğu. Niye çünkü çocuğunu götürecek okula. Diğeri işe gidecek. Bodrum'da yaşamak zor mu sorusuna onların vereceği cevap farklı olur.

-Küçük İstanbul mu yani burası?

-Yaşayana göre değişir. Biz İstanbul gibi yaşamıyoruz. Hatta Bodrum gibi de yaşamıyoruz. Herkesin kendi Bodrum'u var burada...

-İşte o yüzden biraz İstanbul'a benzetebiliriz gibi geliyor bana.

-Evet ama İstanbul'da şikayetlerin hepsi benzer. Neresinde yaşıyorsan yaşa, kalabalığından, trafiğinden, betondan şundan bundan bahsediliyor. Herkesin İstanbul'u farklı faslını çoktan geçti o şehir.






-Bodrum da bozuluyor...
-Kaçış yok. Talep arttıkça, inşaatlar artıyor. Yollar genişletiliyor. Bizim oturduğumuz evin bulunduğu alanın 3 sene evvel zeytinlik olduğunu düşününce burayı bozanın yine biz olduğu çıkıyor ortaya. Biz dışarıdan gelenler. Mesela siteye 4000 TL'ye kira ödeyen biri taşınmış. 400-500 TL'ye kira kalır mı artık Bodrum köylerinde? Bundan sonra uçar.

-İki senedir burada yaşayıp da hayatımızda olmayan şeylerden de bahsedelim biraz... Garip ama deniz mesela.
-Denize uzak, evet. Pek deniz aramıyorum zaten. Dağlara bakmak daha çok hoşuma gidiyor. Denize uzak durmak rahatsız etmiyor beni. Bir de çoğu insanın tatil yaptığı yerde yaşayınca nasılsa giderim denize düşüncesi var..



-Mesela ilk sene bu evde hiç balık pişmedi hatırlarsan.
-Evet... İstanbul'da daha sık balık yiyorduk. Ama şimdi yapabiliriz, artık bir mangalımız var. Yak mangalı pişir... Tüm köy 18:30-19:00 dedin mi yakıyor mangalı. Biz de yapabiliriz... Onun da tadı başka janım.

Bahçeyi de atlama! Bodrum bizim için biraz da bahçede yaşamak demekti. Bir şeyler üretmek, ekip biçmek hayalini kuruyorduk. Bir senedir bu şansımızı kullanamıyoruz. Ev sahibimizin bize bulunduğu vaadi gerçekleştirmesini bekledik hep. "Siz o evin içine geçin yavaş yavaş her şeyi tamamlarız. Destek olurum." dedi ama yavaş kelimesi anlamını yitirdi galiba. Kaldı ki biz Bodrum'un yavaş atan nabzına epey yaklaştık 2 senede. Bu başka bir vaka. Topraktan faydalanamıyoruz ki bu beni üzüyor.

-Konuş konuş karnım acıktı...
-Benim de. Yalnız gidip su alman gerek.

-Yavvvuff
-Çöpü de at lütfen.

Yakaköy
13:07

7 yorum:

  1. Mutluluğunuza tanıklık etmek çok güzel.
    Dün de bugün de yarın da...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. güzel yorumun için teşekkür ederim Ahmet! :)

      Sil
  2. Ne güzel gülmüş eşiniz, bayıldım.
    fiskiyekafa

    YanıtlaSil
  3. Ben sizi instagramda sketch yapanları ararken bulmuştum. Şimdi de çizimlerinizden başka hayatınızı da buradan takip ediyorum (çizimlerinizi çok beğeniyorum). Ben yurtdışında yaşıyorum, dolayısıyla İstanbul-Bodrum ikilemleri bana uzak. Üstelik doğma büyüme Ankara'lıyım:) Ama yazdıklarınızın yanında özellikle fotoğraflarınıza bakmak beni çok mutlu ediyor, çünkü yürürken etrafıma bakacağım sokaklar, önünden geçerken göz atacağım evler, oturmak isteyeğim masalar var. Bisiklete binmenin, istediğimde tabiatla haşır neşir olmanın nispeten kolay olduğu bir yerdeyim, fakat yine de yaşaması, geçinmesi zor bir yer. Bu yüzden sizin hayata ve Bodrum'a yaklaşımınızı kendime yakın buldum.
    Çok tatlı bir çiftsiniz, mutluluk ve huzurunuzun daim olmasını dilerim. Sevgiler.
    ltg

    YanıtlaSil
  4. Sizin mutluluğunuz bizim mutluluğumuz güzel insanlar var olun

    YanıtlaSil