24 Temmuz 2016 Pazar

Evlilik nasıl gidiyor, yaradı mı?

Hülya ile hayatı paylaşmaya başlayalı 7 yılı geçti. 2 ay evvel de tantana yapmadan, gürültü çıkarmadan evlendik. Bir hafta geçmeden sorular başladı, “Evlilik nasıl gidiyor?!” diye... Refleks bir soru bu. Gerçekten iyi ya da kötü diyeceğimizin merak edildiğini sanmıyorum. Evlenmeden evvelki "Emin misin?" "Bak kendini yakma!", "Bu kararı alırken sarhoş muydun?" gibi şakalı soruları ise zevzekçe buluyorum. "Aşktan daha güzel bir sarhoşluk olur mu?" Tebrik et geç... Zira zamanın ölçü alındığı sorular beni daha çok ilgilendiriyor. Yoksa "Yüzük nerede, çapkın?” “Damatlık niye giymedin ne kıymeti kaldı şimdi?” “Eee gelinlik hani?” “Balayına çıkmıyor musunuz?” gibi cevap veremeyeceğim epey şey soruldu. Bu satırları yazarken gevrek gevrek güldüm. Çünkü çevremiz zaten ezbere bildiği bir hikayeyi, tekrar tekrar görmek ve dinlemek istiyor. İster şatafatlı olsun ister mütevazi... Şöyle söyleyeyim nikahın ertesi günü Levent’teki ofiste mesaimin başındaydım. Takip eden Pazar günü Bodrum’a dönerken de yalnızdım.

İşte bu kadardık. Bir ömür bu kadar kalacağız...

7 yıl hayat arkadaşlığı yapan çiftin iki aylık evliliği nasıl gidiyordur sahi? Evlilik yaramış mıdır?

Son ana dek hangi gün ve saatte evleneceğimizi bizim bile bilmediğimiz sakin koşuşturma epey eğlenceli geçti. Bırakın davet, davetiye, düğün vs., aileler bile nikah günü tanıştılar. Davet almadıkları için alındıklarını duyduğum akrabalara yapacak bir şeyim yok. Akrabalık üzerinden aile benim çok da inandığım bir şey değil. Sadece düğünden cenazeye gördüğüm, hayatın bir anını bile paylaşmadığım, belki bir şey istemek; iş, para, konaklama ve tabi çıkarı üzerine ağzını açmış insanlar aileden olsa ne olur, alınsa ne olur? Kendimi de aynı kefeye koyuyorum. Çünkü ben de düğünden cenazeye varım sonra yokum genelde... Dolayısıyla ailemden birine, birilerine alınırsam beni ciddiye almasınlar isterim. Gülsünler, “tavşan dağa küsmüş, dağın bundan haberi olmamış” desinler.

Mayıs'ın ilk haftasıydı. İkimiz de unutmuşuz, evlenmek demek bürokrasi demek. Yok istenen evraklar, bilmem neye uygun vesikalıklar, verem savaştan rapor, evlenmemize engel olmadığını belgeleyen sağlık pusulası vs. "Evlilik şart değil bir şekilde yaşıyoruz" diyorduk. Lakin iki yıl önce sözleşmişiz, istemişiz. Parmaklarımıza paket lastiği de takmışız. Paket lastiği evliliği pek takmadığımıza işarettir ama hem birbirimize verdiğimiz sözü tutalım dedik, hem anne babalar da rahatlasın istedik. Çünkü bir yerden sonra bu tip işler senin keyfine bırakılmıyor. Bilakis keyfin kaçırılıyor.

Teklif İstanbul-Bodrum bisiklet turunu tamamladığımız akşam paket lastiği ile yapılmıştı.




Bu keyif kaçırma işini sadece aile üzerine yıkmak haksızlık olur elbet. Yaşadığınız yer küçük olunca şehirdekinden farklı bir gözle izleniyorsunuz. Bakkala gidiyorsun "Hanım nerede?", minibüste "Sizin bey ne iş yapıyor?" soruları. Duru'nun ziyaretleri ayrı bir merak konusu oldu tabi. "Hanımımın kızı" olarak hafızalar yerleşmiş olmalı. Seçim zamanı sandıkta görülmememiz bile bir bilgi köy sakinleri için. Her ne kadar sen takmasan da takan zihniyet hep var olacak. Tabi buradan bizim dışımızdaki dinamikler sebebiyle evlenmek istediğimiz, mecbur kaldık vs gibi bir sonuç çıkmasın. Kendimiz istediğimiz için kalkıştık. Yoksa nikahsız yaşama tercihimizin karşısında kimse duramazdı elbet.

Bürokrasimiz de garip elbet. Bilmem ne başvurusunu sadece Salı günleri saat 12:00'ye kadar alabiliyorlar mesela. Sağlık raporu dediğin şey damgalı bir kağıttan ibaret fakat o damganın basılabilmesi için cuma saat 16:00'dan sonrayı beklememiz gerekiyormuş. Belgeni almak için tek tarafın gitmesi de kabul görmüyor, bizzat sen de orada olacakmışsın. Durum böyle alengirli olunca benim İstanbul'daki sürem doldu, Bodrum'a dönmem gerekti. Takip eden hafta katılacağım 10. Gökova Bisiklet Turu'na evli biri olarak katılacaktım olmadı. Turdan sonraki haftaya tekrar biletler alındı, evlenmek için ikinci taaruza hazırlanıldı.

Biz bu kadar bir şey bile yapmayı istememiştik aslında. Yine de olabildiğince sade oldu.
Asıl imza hep bir öpücük oluyor...

Evraklar hazır olup Beşiktaş Evlendirme Dairesi'ne başvuru yapıldığında bize ekim ayına gün verebileceklerini söylediler. Mayıs'ın 25'iydi. Biz ise ertesi güne bilemedin 27'sine gün almak istiyorduk. Bir müddet sonra da anlaşıldı ki ikametgahlarımızın farklı yerlerde olması nedeniyle zaten orada nikah kıydıramıyormuşuz. Nüfusu Şişli'de bulunan Hülya sayesinde nikahımızın Beşiktaş'ta kıyılması iznini aldık. Birkaç telefonla da ertesi gün 14:30'a kaydımızı yaptırdık. Özetle biz de nikahımızın ertesi gün 14:30 olacağını saat 16:00 sularında öğrenmiş olduk...

Açıkçası şu koskoca güzel 7 yılı, 2 aylık resmiyete yedirmem doğruyu söylemek gerekirse. Başladığı gibi 8. yıla doğru gidiyoruz. Evliliğimiz ne kadar yıl alırsa alsın bizim sevgimize, aşkımıza ve tabi dostluğumuza asla yetişemeyeceği aşikar. Aldığın veya verdiğin kiloya göre değerlendirmeye tabi "evliliğin yarayıp yaramadığı meselesi"ne ise hiç girmeyeceğim...

3 yorum:

  1. ah şu "mahalle" baskısı diyelim. size de bolca tebrik, mutluluk! :)

    YanıtlaSil
  2. Her daim güzel günler yaşamanız dileklerimle mutluluk her zaman sizleri kucaklasın.
    Sevgiler saygılar.

    YanıtlaSil