17 Eylül 2015 Perşembe

Sonbahara girerken

Yaklaşık bir ay sonra Bodrum'daki ilk senemizi tamamlıyoruz. Takvim itibariyle de ikinci sonbaharımız olacak. Dolayısıyla tatildi, bayramdı, kalabalıktı, yaz sıcaklarıydı derken, aslında Bodrum'da sonbaharın neden bu kadar özlendiğini anladım. Benden eskiler boşuna "bitse artık şu yaz!" demiyorlar. Bir dalga misali köpük köpük, haldur huldur Bodrum'a gelen insanlar, gerisin geriye çekildiğinde koylar, sokaklar, yollar, doğa yani her şey tüm pırıltısıyla tamamen bize kalıyor. Büyükşehirliye ait her bir ayak izi o kristal dalgayla birlikte silinip kayboluyor. İşte bu çekilmenin bünyeye armağan ettiği duygu ile nihayet tanışmış oldum.

İstanbul-Bodrum Bisiklet Turu bittiği andan itibaren Bodrumlu hayatımız başlamıştı. / Sonbahar
Önce Yalıkavak... / Kış
... 8 ay sonra, Yakaköy'de oturmaya başladık / Yaz

Gerçi Yakaköy'de yaşadığımızdan olacak yaz kalabalığı ve gürültüleriyle pek karşılaşmadık. Merkezde her ne kadar bir trafikten bahsedilse de bu bizim hayatımızı etkilemedi. Malum arabamız da yok. Dolayısıyla Yakaköy'ün insafsız minibüs tarifesine göre planlıyoruz herşeyi. Her yerde 15 dakikada bir minibüse binebiliyorken Yakaköy'ün 2 saatte bir hatta bazen 4 saate çıkan sefer aralıkları ilkeli bir inatla değişmedi. Hal böyle olunca koca yaz denize 6-7 kere gidebildik. Bodrum'a 2 ya da 3 kez... Elbette işimin de en az minibüs tarifesi kadar etkili olduğunu söylemeliyim. İstanbul'daki sirkülasyon buradaki çalışma tempomu epey etkiliyor. Şikayetim yok, çalışmadan hiçbir şey olmuyor. Denizden ve merkezden uzak olmanın da başka avantajları varmış onu öğrendik.

Yakaköy ne denize, ne de merkeze yakın...
Bazen minibüsle de olmuyor. İşte o zaman kiralık araba imdada yetişiyor ki gezebilelim.

Sonbahara girerken parfüm, deodorant, güneş kremi vs gibi kozmetik kokuların yerini toprağınki almaya başladı. Yakaköy'deki fırın, ocak veya tandırlardan yükselen odun kokusuna, ekmek, mısır kokuları karıştığını duyabiliyorum. Tıpkı yarımada gibi burası da hızla kendini yeni mevsime hazırlıyor. Mesela toprağın, birkaç ay sonra fışkıracak ege otlarına gebe olduğunu boz bahçemizde biten ebegümeçlerinden anlıyorum. Üstelik artık biliyorum ki yağmurlarla birlikte sinekler, arılar tür tür böcekler arasında nöbet değişimi başlayacak. Ev sahibinden öğrendiğime göre yağmurla çıkacak salyangozlar peşlerinden kirpileri getirecekmiş. Fındık farelerinin, yaz boyunca yılanları getirdiği gibi. Bu zinciri izlemek inanılmaz. Televizyonda değil, gözünün önünde oluyor herşey.

Salatalık sandığımız bu ajan meğerse kavunmuş. Kuru bahçemizin kendi kendine biten ilk bitkisi.

Yazın çöp karıştırmaya inen domuzlar, sonbaharın nimetlerinden faydalanmak için tepelerine çekilecekler. Muhtemelen onlarla bundan sonra sabahları, özellikle de bisiklete binerken karşılaşacağım. Tüm bunlar yaşanıp giderken doğa, yaz aylarında kimsenin göremediği renklerine bürünecek. Geçen yıl tam da bu uyanışla başlamıştı Bodrum'daki hayatımız. Mevsim izin verdiğinden, koy koy, kıyı kıyı bisikletle dolaşıp olan bitene şahitlik etmiştim. Nihayetinde bereket dediğin Bodrum'da sonbaharla başlıyor. Şimdi yeniden, eski ve yeni yerlilerin hasretle beklediği ayların eşiğindeyiz. Otlar kavrulacak, kış için hazılanan domates salçaları kilerlerden çıkacak. Evlerin önüne öbek öbek odunlar dizilecek. Yazın kapanan mekanlar tekrar açılıp müdavimlerini ağırlayacak. Bodrum yeniden dostların neşeli kahkahalarıyla çınlayacak. Yarımadanın en yeni yerlisi olarak bunları yazabiliyor olmaktan mutluluk duyuyorum. Hele geçen sene nelerle meşgul olduğumu düşününce mutluluğum iyiden iyiye katmerleniyor. Üstüne gevrek gevrek gülesim geldi.

Sabahları buralar pek güzel oluyor
En güzeli güneş kavurmadan yola düşüp dönmek. Nereye gideceğimi bilmeden üstelik!
Pislet Yalıkavak'a gitmek istedi, birlikte değirmen yokuşunu tırmandık!
Yalıkavak!. O koca güruh gitmiş!

Bu yazıyı bayramda yapacağımız Antalya-Bodrum turu öncesi yazıyorum. Turun ardından İstanbul'da turist denli bir hafta geçireceğim. Çalışmaya başlamadan biraz dinlenmiş olurum böylece. Ayrıca arkadaşlarıma uğramak, bienali gezmek, sağa sola takılmak gibi niyetlerim var. Hülya ile şehri kendimize göre yeniden kurup bunun tadını çıkarmak da yapılacaklar listemin ilk sırasında. Hepsi hepsi 2 hafta... Yola çıkmadan yazayım, paylaşayım istedim. Güzel bayramlar...

Sonbahar demişken Maison Francaise kısacık bizden de bahsetmiş.
Biraz Bodrum'da yaşamaktan filan bahsettik...

2 Eylül 2015 Çarşamba

İçinden bisiklet geçen yazı

Her defasında bu bir bisiklet güncesi değildir diyorum ama son dönemde, iki tekerin beni hikayeden hikayeye koşturduğu da bir gerçek. O yüzden içinden bisiklet geçen tüm yazılarımda teknik meselelerden çok doğurduğu duyguya odaklanmaya dikkat ediyorum. İster 15-20 bin liralık, ister Migros'ta satılan bir bisiklete binin dalından dut, incir veya böğürtlen yemenin duygusu değişmiyor. Bu belki "nasıl bir bisiklet alayım" sorularına da yanıt olur. İnanın bisikletten sandığınız kadar anlamıyorum. Hani bana "vites takımın ne marka?" derseniz size öylece bakarım. Bu konuda bisiklet dükkanları sizi en doğru yönlendirecek yerlerdir diyerek asıl konuya geçelim.

Lakin dedim ya, Bodrum'a taşındığımızdan beri bisiklet hayatımda önemli bir yer tutuyor. Bisikletsiz bir yazı yazmasam da ayıp oluyor. Gerçi ben sadece İstanbul'dan buralara gelmek için sele üstüne çıkmıştım ama zamanla ben bisikleti, bisiklet de beni sevdi ki pazar alışverişleri, eş dost ziyareti, sabah ve haftasonu turları hep iki teker üzerinde yapılıyor.

İşe 6. Kavaklıdere-Yerküpe Turu için bir görsel çalışarak başladım!
Muğla Bisiklet Derneği'nin organize ettiği pek çok tur tam bir meydan okuma.

Buralar bana yetmediğinde ise kendimi Muğla'daki etkinliklerde buluyorum. İşte bu yazı da konusunu, geçtiğimiz hafta cuma-cumartesi-pazar yapılan ve ikinci kez katıldığım 6. Yerküpe-Kavaklıdere Bisiklet Turu'ndan alıyor...

Geçen yıl İstanbul'dan Dalaman'a maceralı bir yolculuk yapıp, aynı tura ikinci günden itibaren katılmıştım. Uykusuzluk nedeniyle o ikinci günün de yarısı araçta geçmişti. Bodrum'a taşınmadan evvelki son ve katıldıklarım arasındaki en zorlu turdu. (Link)

Perşembe akşamı Kaan bizi aldığı gibi Muğla'ya doğru gaza bastı. 
Muğla'ya gitmişken rakı içmemek olmazdı. Mahiroğlu'nda Bodrum ekibi olarak sofraya kurulduk.
Masanın diğer ucunda analı kızlı...

Dediğim gibi gün gün neredeydik, ne yaptık vs yazmayacağım. Aslolan bisiklet turlarına birer yabancı gibi katılıp harika hikayeler paylaşarak bitirmektir. Beni ilgilendiren de budur. Bu tura katılan 60 güzel insanla birlikte 3 gün boyunca yaklaşık 160 km pedal bastık. Beraber rampalar çiğnedik. 1750 metreye tırmanıp aslında ne kadar küçük ve çaresiz olduğumuzu düşündük. İnişlerde kendimizi saldık, bıraktık. Çam ormanlarından geçerken içimize binbir kokuyu çektik. Çam, kekik, tezekten gayrı rüzgarı kokladık. Dalından incir yiyip, Menteşe dağlarının çatlaklarından fışkıran buz gibi sularda yıkandık. Hem şarkılar söyledik, hem kadehlerimizi kaldırdık. Kah 600 metrede bir yaylada, kah serin serin dağlarda güldük. Aradaki mesafeleri ise bisiklet tepesinde tırmanıp indik. Nefes nefese, bir gün orada bir gün buradaydık. Özetle harika bir hikayeyi paylaştık.

28 Ağustos sabahı Muğla Kışla Parkı
Çam ağaçlarının altında kokuların peşine düştük
Zorlu rampaları çiğnedik çiğnedik sakız yaptık.
Yerküpe'den Gökçukur'a tırmanırken
Yerküpe'nin düğüm düğüm yolları
Kendi adıma iyi hırpalandığımı söyleyebilirim.
Bizler kadar bisikletler de yoruldu
Lakin biz kendimizi bıçak kadar keskin Yerküpe sularına attık.

Sabah kampı izlerken
Salkım Köyü'nde tüm ekip düğün yemeğine katıldık, altınımızı da taktık.

Organizasyonun bir parçası olarak, beni mutlu eden, her şeyin sonunda "çok güzel bir turdu" sözünü işitmekti. Çünkü bu tur, önce bedeni sonra aklı isyan ettiren bir profile sahip. Eğer sağlam değilseniz kaldıramayacağınız rampaları, taşlı, kayalı tırmanışları var. Öyle ki bazen sizin bisikletinizi taşımanızı gerektiriyor. Seneye ben de orada olmayım diyenlere küçük bir bilgi olsun.

Bu tip şeyleri organize etmek kolay değil. Tur sorumlusu Levent Sevil'den çok şey öğrendim, öğreniyorum. Muğla Bisiklet Derneği bu konuda bir okul benim için. Burada gördüklerim kendi organizasyonum olan Antalya-Bodrum turuna çok katkı sağlıyor. Zaten bu konudaki uyarı ve yönlendirmelerinden ötürü Levent Sevil ve İbrahim Taçyıldız'ı anmadan geçmeyeceğim. Üstelik her ikisi de Antalya-Bodrum turunda beraber pedal basacağım takım arkadaşlarım...

Antalya-Bodrum Bisiklet Turu ekibi

Antalya Bodrum turuna dair de 7+1 kişilik ekibimiz tamamlandı. Hesaplara göre geçen sene yaptığımız İstanbul-Bodrum Turu'ndan daha ucuza çıkıyoruz işin içinden. Üstelik bir takip arabamız olacak. Rotamız hazır. 19 Eylül sabahı Antalya'ya transferimiz ayarlandı. Hatta 6. Kavaklıdere-Yerküpe Turu başlamadan, Antalya turu için tasarladığım formalar da elimize ulaştı ve ilk kez giyip denemiş olduk. Pek beğenildi. Bu tura, işleri dolayısı ile katılamayan İbrahim Bey ve Alp Sunay dışında tüm Antalya-Bodrum ekibi Yerküpe'deydik...

Kendim yaptım diye demiyorum formalar pek şık oldu
Turda yeni formalarımızı giymek hepimizi heyecanlandırdı
Eski ile yeni formalar!

Forma demişken, şaka maka bayağı tasarım yapmışım. Turda hep karşımdalardı.
Yol boyunca Duru ve Hülya desteklerini hiç eksik etmediler.
Bence bu kamp Duru için de farklı şeyler hissettirmiştir.

Her şey bir tarafa, Hülya ve Duru da tura araçla eşlik ettiler. Çadır bölgesinde birileri tarafından karşılanmak çok güzel bir hismiş. Üstelik Duru'nun ilk kamp deneyimiydi. Bütün gününü bilgisayar başında, dizi izleyerek geçiren çocuk, internetsiz hatta telefonsuz da kalabiliyormuş. Birkaç hafta evvel kamp yapacağız dediğimde dudak büküşünü hatırlıyorum. İlk dert ettiği şey de çadıra böcek girip girmeyeceği idi. Oysa çadırımızdan kıkırdamaları yükseldi. Kamp alanlarının sabah kalkış alarmı, çadırların açılan fermuar sesleridir. Bir-iki başlar ve çoğalarak artar. Mecbursunuzdur kalkmaya. Normalde günün iç saatlerine kadar uzattığı uykusunu bir kenara bırakan Duru, sabahları erkenden bizimle uyandı. Bu mecburiyete hiç surat asmadı.

Gökçukur... 1750m.
Bisikleti alıp, gözlerden uzak bir yere kaçmak.

Benim için en güzeli de her günün sonunda sevdiğim kadın tarafından karşılanmak oldu. Terimi sildi, tozuma sarıldı, ağrılarımdan öptü. Sabahları çamların, koca meşelerin altına kurduğumuz çadırın bir aralığından dışarıyı izledik. Bana göre çadırda uyanmanın mutlulukla bir ilgisi var. Lakin Hülya'ya sorarsanız sırt ve bel ağrılarıyla alakası olduğunu söyleyebilir. Haklıdır da. Daha da haklı olduğu bir şey var... Bisiklette yeniyseniz, doğrudur sele popoyu biraz ağrıtır. Ama biliyorum ki o ağrı, benim için bundan sonra yeni bir yol arkadaşım olacağının da ilk sinyali.

Hülya da pedal bastı, bisiklet mikrobunu almış oldu :)