28 Şubat 2015 Cumartesi

Ben zaten parlamayan hayalleri severim.

Bodrum'a gelmeden evvel hayalini kurduğum anların resimlerini çizerdim. Kendi kendimi heyecanlandırır, bu sayede hayalime doğru yeni adımlar atardım. Sabırla örüldü bu yol. Merkezinde rakı sofralarının kurulduğu bu hayallerin her bir anına salaşlık hakimdi. Güneş, deniz, sevgilim, renkli ampuller, mavi panjurlu beyaz evlerle kurulmuş bir dünyaydı. Tuz ve yosun kokan terliklerime bulaşmış mazot ve ayaklarımda midye kesikleri. Kıyıdan sallanan oltayı birkaç kediyle beklemek veya uzayan sakallarımın arasında bir-iki kalem saklamak gibi sıradan hayaller benimkisi. Öyle yatlar, şaraplar, bana özel koy filan derdinde hiç olmadım. Kafe açmak filan, kurumsal dünyanın, modern kölelerine minimal tuzağından başka bir şey değil. Bunun yerine mendirekte sakız çiğneyerek ufka bakmayı geçirmişimdir aklımdan. Ben zaten parlamayan hayalleri severim. Kimsenin bakmadığı...

small garden
İstanbul'dan gitme fikri 2003 ile Bodrum'da yaşama kararı ise 2012 ile başlar
puskul at bodrum
Püskül ve amele yanığı Bodrum hayallerimde hep vardı.
will you come with me?
Hülya'yı hayallerime bu resimle davet etmiştim. O dönem hayatımda bisiklet filan da yok.
thats the dream of mine
Ve varmayı hedeflediğim nokta...

Bodrum'a dair çizdiklerime bakıyorum da, bu çıtır çıtır soğuğu ve aralıksız fırtınaları pek konu etmemişim. Belki de sık elektrik kesintileri, yağmurlarla dağılan yollar ve devasa inşaat makinelerinin kaba gürültülü hallerini nasıl resmedeceğimi hiç düşünmemişim. Ama her biri, son ana kadar hayalini kurmadığım, gözden kaçmış ya da düşünmek istemediğim her bir şey, koca resmi tamamlamak üzere tek tek görünür oldular. Hepsini kucaklamak gerekiyordu. Ben de onu yaptım.

10 Şubat 2015 Salı

Uzmanlar diyor ki

Bodrum’la ilgili bir şeyler yazayım derken aklıma gelen farklı konular güme gidebiliyor. Sonra yazarım deyip unuttuğum o kadar çok şey var ki üzülüyorum. Bu sefer öyle yapmadım, oturdum ve bir kalemde yeni bir yazı çıktı.

***

Uzmanlar, sosyal medyanın depresyona yol açtığını açıklamış. Gazete ve haber sitelerinde bu gibi haberler olunca elbette bilimsel derinlik beklemiyorum. Lafa uzmanlar diye başlayınca yetiyor, gerisi önemli değil. Kim bu uzmanlar, nereden açıklama yapmışlar, beraber rakı mı içiyorlarmış bilemem. Depresyona bahis olan mevzu da, hani "ben burada kıvranırken bunlar nasıl bu kadar mutlu?" gibisinden başkalarının mutluluğuna şahit olmakmış. Aklıma gelmişken yazayım dedim, yazmadan duramadım.

Bunun "tatil dönüşü depresyona dikkat!" versiyonu da var.
Depresyon aslında olmayan ama birbirimizi mutsuz etmek üzere icat ettiğimiz bir kandırmaca bana göre.

Birinci fotoğraf
Rakı masası etrafında oturmuş birkaç arkadaşın gülümseyerek kameraya baktıkları fotoğraftaki gizli hikayenin peşindeyim. Masada apaçık sekiz kadeh var. Fakat kim olduğunu bilmediğim kişi fotoğraf çekiyor olmalı, çünkü karede 7 kişi sayılıyor. Sağdan ikinci, kolormatik camlı kemik gözlüklü adam dedem. Elindeki sigara tütüyor. Sanki son anda kameraya bakmış gibi ifadesiz. Flaşın zamanı donduran parlaması üzerinde öylece kalakalmış. Önündeki arkadaşı ise hafifçe geriye yaslı, elinde rakı bardağı, yüzünde kocaman bir gülümsemeyle kimseyi engellememiş olduğundan emin bir poz vermiş. Hepsinin üzerlerinde ceketleri var, pek şıklar. Saçlar geriye taranmış pırıl pırıl parlıyor. Dedem de dahil 3 kişinin bıyıklar kaytan. Diğerleri gülümsüyor. Masa da şıkır şıkır. Tabaklar yarı dolu, belli ki ikinci salata sipariş edilmiş. Sigara paketleri, 1 çakmak ve 2 küllük görülüyor uygun yerlerde. Bir çardağın altı mıdır yoksa kapalı mekandalar mı çözemedim. Edirne'nin güzel insanları için güzel mekanlarından biri olduğu anlaşılıyor. Arka masada bir kadın yarım çıkmış. Öyle bir duruyor ki kahkaha attığını düşündüm. Payetli bir kılığı var. Flash ışığı pul pul parlamış üzerinde. Belki sarışındır. Hatta o gece için o gün boyatmış bile olabilir saçlarını. Çok güzel güldüğünü düşündüm. Belki dedemler de bir-iki kere dönüp bakmışlardır o masaya. Fotoğraftan kaçamamış garson da kadrajın solunda yarım yakalanmış. Koşar adım boşalttığı tepsiyi mutfağa götürüyor. Mutfağın solda olduğunu hayal ettim. Kızartma kokan garsonların boş tepsilerle girip dolularla çıktığı...

Fotografı anımsarken karalama yapayım dedim.

ertuğrul
Dedemi kendi mezesini hazırlarken izler, sonra yanı başına otururdum.

İkinci fotoğraf
Edirne sokaklarında uzun adımlarla yürüyen şu iki hoş hanımdan biri anneannem. Fotoğrafı çeken her kimse tanıyor olmalılar, çünkü yüzlerinde güzel bir gülümseme var. Şık iri düğmeli paltoları ve başlarındaki eşarpla 60'larda bir Amerikan filminden çıkmış gibiler. Zaten hemen arkalarında açık renkli bir Amerikan arabası da var. Ters istikamete bakıyor. Yanı başında iki adam duruyor. İçlerinden biri bu tarafa, kameraya bakmış. O bakadursun, anneannemin yürüyüş ritmini dinliyorum. Yarım topuklu ayakkabıları Arnavut kaldırımı taşlarda tıkırtılı bir ses çıkarıyor. Ne kadar da kendinden emin. Dudağında biraz ruj var. Renkli gözlükleri yaptığı makyajı da saklıyor olabilir. Anneannem makyaj yapar mıydı hiç bilmiyorum. Anneme sormam lazım. Fotoğrafın diğer kahramanı daha çok gülmüş. Anneannemden kısa, küçücük ayakları var. Deri çantasını eldivenleriyle birlikte karnının altında tutuyor. Saçlarına vag yaptırmış. Buradan yola çıkarsak birini ziyarete gidiyor olabilirler. Edirne güzel, hava bahara döndü dönecek.

Anneaneme dair hayal mayal hatırladığım ya da belki de uydurduğum bir karalama

Edirne'ye gittiğimde yapmayı en çok sevdiğim şeylerdendir resim albümlerini karıştırmak. Dayımın, Fatma yengemin, kuzenlerimin evlerinde albüm aralarında unutulmaya kıyılamamış onlarca siyah beyaz ve yeni renklenmiş fotoğrafları artık ezbere bilirim. Albümlerdeki yüzlercesi de anılarla doludur. Pek çoğunun arkasında tarih ve notlar da vardır.

14 Mayıs 1967, Pazar / Söğütlük Mesiresi, annem 15 yaşında, saçları beline dek uzamış, çıt diye kırılacak gibi duruyor. Dizi hafif bükük, yüzünde nefis bir gülümseme. Dayım çocuk. Aysel Hala orada, Ersin eniştem, Timurhan Dayım üniformasız. Fatma yengemin saç örgüsü upuzun, Timuçin amcam gömleğini fora etmiş bile... Şiirsel kareler. Hepsi neşeli. Dedemin arka penceresi jaluzili, nefti ve halanın gök mavisi Murat 124'leri kimi resimlerin kahramanı olmuşlar. Yeni alındığında, başında ailecek fotoğraf bile çekilmiş.

Bu fotoğrafların benzerleri herkesin evlerinde var. Piknikte, rakı masasında, yeni alınmış palto veya ayakkabıyla verilmiş pozlar, gülüşmeler, şakalar... Bir dolap dolusu neşe, güzellik... Bir tane bile mutsuz fotoğraf yok. Hastanede yatan babaannem bile son fotoğrafında kameraya bakıp gülümsemiş. Tek eli güle güle der gibi yarım havaya kalkmış. Bakıp gülümsüyor insan, aklımıza bir şeyler geliveriyor.

Artık bu albümler yerine, sosyal medyadaki versiyonlarına bakıyoruz. Gece eğlencesinden, kumsaldan, gittiği bir müzeden, yeni aldığı arabasıyla, kedisiyle, ailesiyle, arkadaşlarıyla fotoğraflar paylaşan bir sürü insanı izliyoruz. Like ediyoruz, altına yorum yazıyoruz. Sonra birileri de çıkıp bizim depresyonda olduğumuzu söyleyen haberler yapıyor. Neymiş, uzmanlar söylemiş...