10 Aralık 2015 Perşembe

2015'te ne olmadı?

Koca bir yılı ardımda bırakırken sıcacık bir fincan çay eşliğinde geriye bakmak hoşuma gidiyor. Bu güncenin adetidir zaten. Arkada kalan uzun yılı kaleme almadan olmaz. Lakin bu yıl şu oldu bu oldu demektense neler olmadı diye yazmak bana daha mantıklı geliyor. Malum 2 yazı evvel Bodrum'da bir yılı değerlendirdiğim bir yazı yazmıştım zaten. Maksat güncenin boynu bükülmesin.

Yaşamımıza dair olmayanlar
Uzatmalı bir taşınma faslının ardından, yaşamaktan mutlu olduğumuz taş evin bahçesi ne yazık ki tüm yaz boz kaldı. Begonvillerimizi sulayıp, melisanın kokusuyla sarhoş olmayı hayal ederken, muz ağacını sulamaktan büyük haz duyan komşumuzu izleyip, onların yemyeşil bahçesine bakıp iç geçirdik. Ev sahibimizin atması gereken adımları da biz ekonomik sebeplerle üstlenmedik. Bahçenin bize söz verilen standartlarına getirilmesini beklemeyi tercih ettik. Böylece ilk yazımız bahçe içinde ama çiçeksiz böceksiz geçti. Haliyle kendi domates ve salatamızı yetiştirmeyi düşündüğümüz bostan da yeni yıla kaldı.

Ev hediyesi olarak biblo, kase, nazar boncuğu, süs veya içki filan getiren şehirli dostlarımızdan keşke mangal, maşa filan talep etmiş olsaydık. O zaman boz da olsa bahçede bir etkinlik yaratmak mümkün olabilirdi. Muğla ve Bodrum'da yaşayan dostlarımızı ayrı tutuyorum. Mesela ilk ev hediyemiz kapı ve pencerelere takılan sineklikti. Sitede başka kimsede sineklik olmayınca bu bizi bayağı havalı yaptı... Kafa feneri ve kafi miktarda pil de pekala çok faydalı ev hediyesi sayılıyor. Nalburdan alınabilecek naylon yağmurluk ve balıkçı çizmesi, hele yağmurun çok yağdığı bu kış aylarında hayat kurtarırmış, bunu öğrendim.

Günceyi takip edenler eksiklerin sadece bahçe ile sınırlı kalmadığını bilirler. Tüm yaz elektriği bağlanamadığı için süs görevi gören klimadan tutun da güç bela devreye sokulan hidrofor yüzünden çektiğimiz susuzluğa kadar Bodrum'da kiracı olmanın zor bir şey olduğunu net bir şekilde öğrenmiş olduk. "Yaptır, faturasını kiradan düş" önerisi bence başka bir yazının konusu.

Fakat yılın şu son bir kaç günü eksiklerimizi tamamlamak adına ev sahibimizin trafiği artırması umut verici. Taş patika, elektrik sıkıntımız ve pergolamızın izolasyonu tamamlandı. Bahçe ile ilgili de harekete geçmesi yakındır. Açıkçası toprakla biraz haşır neşir olmak, dostlarımızı ağırlamak ve mangal yakmak için sabırsızlanıyoruz.

Böyle bir sabaha uyanmak için vazgeçtiklerimden hiç pişmanlık duymadım.

Her şeyden önce bir yılı aşkın süredir, gece erken yatılan, sabah erken kalkılan bir hayatımız var. Bunu bir artı olarak bir kenara koyalım. Böyle bir düzene geçince insana kullanabileceği fazladan zamanlar çıkıyor. İşin sırrı, uyuman gerekirken bu süreyi işe güce, eğlenceye, gece hayatına veya tv karşısında harcamamak. Acıkınca yemek yemek gibi bedenine uyku konusunda da kulak vereceksin. Uyku saatini 22-22:30'lara çekmek sabah insana kafadan 3 saat kazandırıyor.

"E iyi de Bodrum'da yaşayıp 22:30'da uyumak da neymiş?" denilebilir. Lakin gece hayatımız ayda 1-2 kere inilen Bodrum dışında zaten yok. Üstelik burası epey tepede bir köy. Hafta arası zaten işimden dolayı oraya buraya gitmek mümkün değil. Tabi tercihlerimiz de bu durumu şekillendiriyor. Buraya, hayatın sabahlara kadar aktığı, bedenimize direndiğimiz bir yaşam hayal ederek gelmedik sonuçta. Planladığımız saatler dışında birini ziyaret ettiğimizde ya birilerinin bizi bırakması ya da kış tarifesiyle son minibüsü 18:30'da kalkan Yakaköy'e, son kertede 2.5 km'lik ıssız bir rampayı tırmanarak dönmemiz gerekiyor. O da Yalıkavak'a kalkan son 22:30 arabasını kaçırmazsan...

Bizim gece hayatımız merkezde Mahmut Kaptan'dan ibaret.
Saat 10:00'u vurdu mu son minibüse koşturmak durumundayız.
Sürpriz yaş günü yemeği. Bodrum ve Muğla ortak organizasyonu. Arada geldiğimiz Hanende Mey.
Bodrum'a "Uğur" olarak geldiğime inandığını söyleyen Bahar beni çok duygulandırdı.

Bodrum'a geldikten sonra başlarda arabamı niye sattım diye kendime kızdığım anlar oldu diye hatırlıyorum. Hatta sonraları ciddi ciddi ikinci el arabalar bile baktık. Üşengeçlik, tembellik veya şartlar nedeniyle erteledikçe, yıl boyunca da bir iki özel durum dışında arabaya pek ihtiyacımız olmadığını gördük. Bir şekilde böyle de yaşanabiliyor. Gerçi kabul etmeliyim ki, arabasız olmak yaşamımızın akışını, şeklini hatta yaşam kültürümüzü epey etkiledi. Bu nedenle konuyla ilgili gündemimiz sıcak. Özetle 2015'te bir arabamız olamadı...

Gece televizyon mesaimiz de yok. TV ile ilişkimiz daha buraya taşınmadan evvel mesafeli bir hal almıştı. Hem izlenecek bir içeriğin olmaması, insanların nasıl seyrettiklerine hayret ettiğim bir dolu saçma dizi, seviyesiz yarışma programları, artık yorumdan ibaret haber ve kendinden başka her şey olan spor programları hem de siyasi manipülasyonlarla medya üzerine kurulan baskı sözleşmelerimi iptale kadar vardırdı. Akşam yemekten sonra bir film izlemek dışında TV artık duvarda bir süs... Fıstık gibi filmler var, ne vizyonda ne de TV’de görebileceğin...

TV'de tek izlediğim Giro d'italia ve Tour De France gibi bisiklet turlarıydı.
En azından 1 etabını izlemenizi şiddetle öneririm.

Kendime dair olmayanlar
Kendi adıma, denizle düşündüğümden az vakit geçirdim. Bunu sadece yüzmek olarak söylemiyorum. Gerçi buradaki hayatımızı deniz üzerine kurmuşluğumuz yok ama İstanbul'dakinden farkı olsun istemiştim. Bana "illa oltan filan olsun" diyen çok oldu. "En iyi tekne, arkadaşının teknesidir!" gibi bir deyiş anında ezberletildi. Lakin burada balıkla ilişkim, tüketmesi dahil İstanbul'dakinin yanına dahi yaklaşamadı. Bunu kendi ayıbım olarak bir kanara yazayım. Üstelik koca yazı toplam 6 kez denize girerek geçirdiğimi de söyleyeyim. Bunun ayıbı olmaz. Bisiklet üzerinde, yedek lastik, pompa, yama dışında bir mayo da bulundurursam sıkıntı ortadan kendiliğinden kalkacak eminim. Denizle düzelmiş aram, balıkla da ilişkimi hayal ettiğim noktaya taşır kesin. Hele şu mangal ateşe dursun, balıklar kendiliğinden geliverirler.

Bu manzara insana ilham vermez, yaratıcılığını artırmaz. Zeytin gibi ol der, rüzgara teslim ol der, duruver der.

Buraya gelirken herkes "yaratıcılığın artar, daha fazla resim çizersin" gibi bir tahminde bulunuyordu. Buranın vereceği ilham, katacağı yaratıcılık falan filan bana kalırsa saçma sapan şeyler. Kendimizi inandıracak şeyler uydurmayı çok seviyoruz. Hele konu yaratıcılıksa daha çok içimdeki sıkıntıya inanırım. Bir de zamana... Dolayısıyla Bodrum'a taşınırken sadece "daha çok resim çizebilir miyim acaba?" diye sormuştum kendime. Ne hikmetse hiç içimden resim yapmak gelmedi. Son yıllarda içim ne derse o oluyor zaten. Bir de o zamanı bisikletle paylaşmaya başladım artık. Sadece binerek değil, bir mesai harcayarak da çizeceğim zamandan çalıyorum. İçinde bulunduğum bisiklet camiasına formalar, kitapçıklar, etkinlik görselleri vs vs tasarlamak az buz iş değil. Şikayetim yok. Bu yüzden çizmediğim için herhangi bir üzüntü duymuyorum. İstanbul'da iken daha çok resim yapmamın sebebi, bahsettiğim büyük bir iç sıkıntısıydı. Şehir beni boğuyordu ve kendimi bir çizgi kahramana dönüştürdüğüm çizimlerle, çıkış yollarından önce o karakteri geçirmiştim. Bir nevi teste tabi tuttum. Verdiği sınavlar bana yol gösterdi. Kaldı ki burada ise beni huzursuz edecek hiçbir şey yok. O yüzden daha çok yazıyor ve bisiklete biniyorum. Arada bir denk gelirse de çizdiğim oluyor tabi. Belki 2016’da bu durum değişir de buraya alışmış olmanın doğuracağı sıkıntıyla yeniden çizmeye başlayabilirim.


Bu sene ki çizimler biraz daha gönüllü işi idi
Siparişle resim yapmasam da bu işi severek yaptım.
Konu çocuklar olunca biraz zorlandığımı söylemeliyim.
Ama ortaya bir şey çıktıkça ben de rahatladım.
Sonuçta Özlem Kalaça Yurdakul'un güzel metinleriyle bir kitapta buluştular.


Uzun zamandır 6'da uyanıyorum.

Sabah işinin başına 9:30'da oturan biri olarak 6:30 ile 9:30 arasındaki kılçıksız zaman benim için çok kıymetli. Hava müsaitse bisikletle farklı rotalara gidip dönmek harika hissettiriyor. Kafa bu sayede başka düşüncelerle dolmaya başlıyor. Bazen sırf çay içmek için Gümüşlük'e, bazen de dalından mandalina yemek için Ortakent'e sürüyorum. Bisikletle dolu bu güzel hayat, beni hayallerimin ötesine taşıyor. İstanbul'dan geldiğim günden beri bu yaşam gittikçe daha da renklendi. Bisiklet festivalleri, Bodrum Yarımadası turları vs bir kenara, pazar, çarşı-market alışverişleri, arkadaş buluşmaları, küçük gezintiler neredeyse hep bisikletle yapılıyor. Hatta bir sabah Yalıkavak'tan çıkıp akşam kendimi Muğla'da (130 km) bulduğum yolculuğu, bu yılın unutulmazları arasında sayabilirim ki Gökova Bisiklet Turu'nun hemen 1 gün öncesine denk düşer. Harika bir duyguydu.

Gümüşlük yaz kış hep güzel hep güzel...
İster kalabalık ister yalnız başına. Bisiklet bana hep çok güzel yerlerle buluşturdu.
130 km yaptığım Yalıkavak-Muğla arası bu kısa molada unuttum yorgunluğumu
Bulutlarla Etrim'in üzerinde dolaşıyoruz arada.
2015 Nisan. Çanakkale Turu'nun Muğla katılımcısıydım.
2015 bisikletle renklendi.
BBK bu kadraja sığmayacak denli büyük bir aile. Sizin kaç tane "yardım lazım mı?" demeden yardıma koşanınız var?

Bisiklet sadece gezinti ve spor demek değil elbette. Bodrum Bisiklet Kulübü (BBK) ile yaptığım, yarımadadaki ilk turumda, gıyabımda yaş günümü kutlayan bu büyük bir ailenin parçası oluvermişim de haberim yokmuş. 2015 boyunca bu ilişkiler derinleşti. Malum burada yaşam sanıldığı kadar kolay değil. Her şeyi bir başımıza yapmaya kalkmak, problemlerle bir başımıza yüzleşmek belki de bizi erkenden pes ettirebilirdi. Ne ben ne Hülya böyle bir yerde yaşamaya dair çok fazla şey bilmiyorduk. Sosyal medyada görünen gülücüklü, renkli fotoğraflar bütün hayatı kapsamıyor sonuçta. Bisiklet sayesinde, çözümü cebinde taşıyan, bilen ve görmüş geçirmiş insanlar bize 2015'in hediyesi oldular. Onların, buraya alışmamızda ve yeni bir hayat kurma çabalarımızda büyük yardımları dokundu. Düşünsenize, sadece "çok soğuk" dediğim için onlarca çözüm paylaşan bissürü insanla yaşıyorum. "Yardım lazım mı?" diye sormadan direkt çıkagelen bir sürü insan...

Aynı şekilde bulunduğum noktadan 115 km öteye Muğla'ya da bir selam göndermem gerek. Kaçmak istediğimde her zaman açık bir kapı bıraktıkları gibi arada bir kere bile üşenmeden atlayıp yardıma geldikleri için.

Bazen de ben gidiyorum Muğla'ya, Menteşe'nin tepesinde küçücük kalmaya.
Muğla'da da çok renkli bir bisiklet topluluğu var...

Aklıma gelmişken
Geçen yıl boyunca en çok üzüldüğüm iki şeyden birisi daha önce yazdığım üzere Püskül'ün ölümüydü. Onun da olduğu bir Bodrum hayatının hayalini kurmuş ve bunu anlatan resimler çizmiştim. Ne yazık ki ömrü buna izin vermedi.

Diğeri üzüntüm de buradaki yaşantımızın başlangıcı saydığım İstanbul-Bodrum Bisiklet Turu'nun, dostum saydığım biri tarafından sen ben kavgası içine çekilmesidir. 40 yılık arkadaşlığın, kalp burkan davranışlarla kolaylıkla çöpe atılışını izledim. O tura ait pek çok anının habersiz ve hadsizce silinmesi, "BEN ORGANİZE ETTİM" yazıklığı ve hatta savcılıklara şikayete kadar vardırılan yüklenmelerle, pırıl pırıl bir geçmişin üzerine pek güzel toprak atıldı. Bir fasıl tekrar açılmamak üzere kapandı benim için. Göğüsümün içine oturmuş üzüntüyü de bir şekilde atmam gerekiyordu ki imdada Antalya-Bodrum Bisiklet Turu yetişti.

Bizim balina beni daha nerelere götürecek Allah bilir...
"Hadi ben kaçtım"a inanalar, bunun bir fikre dönüşmesinde ısrarcılar ki ikna oldum.
2014'de 8, bu yıl 11 bisikletçi iki yılda toplam 19 kişi yaklaşık 1000 km yaptık.
2014'te yaptığımız turla İstanbul'dan kaçmıştım, bu sene hep beraber eve döndük.

Her ne kadar katılımcılarıyla beraber organize etsek de "Bir Hadi Ben Kaçtım Turu" olarak adlandırılması çok onur verici. Bisiklete binmeye devam ettiğim sürece adını koyduğum bu turlar gücünü hep katılımcılarından alacak. Hadi Ben Kaçtım bu şekilde kurumsallaşırsa mutlu olurum. Yoksa benim tur düzenlemek, insanları bir yerden bir yere götürmek ve bundan para kazanmak gibi bir iddiam yok. Sağolsunlar onlar "sen hayal kur gerisini bize bırak" diyorlar. Öyle ise bizler bisikletle daha çok yere gideriz...

Bu resim altına Hülya'nın kardeşinin yorumunu eklemek istedim: "Kaçılın!"

2015 sonlarına geldiğimiz şu günlerde Hülya'nın da sele tepesine çıkması beni ayrıca heyecanlandırıyor. Öyle ki 2017'de birlikte Üsküp-Atina turu yapmayı bile hayal eder oldum. Bu artık pek çok yere Hülya ile gidip geleceğiz anlamına gelebilir. Hele şu ilk sızıları iyileşsin de...

Ben de 2017 için ders çalışıyorum. Bu tura daha var belki ama şimdiden hikayesini yazmaya başladı.

Neyse artık toparlamam lazım. Güzellikleriyle, olanla, olmayanla 2015 benim için renkli geçti. Tıpkı bisiklete atlayıp bir yerlere gitmek gibi. Günün sonunda bacakların ağrısa da, patlayan lastiğini birkaç kez yamasan da hala çektiğin güzel fotoğraflara bakıp gülümsüyorsan şikayet edecek bir şey kalmamıştır. Hatta yenisini düşünmeye başlamışsındır... 2016'nın hepimiz için güzel bir yolculuğa dönüşmesi dileklerimle...

A video posted by ahmet coka (@ahmetcoka) on

4 yorum:

  1. Merhaba, ben kamil şanlı.umarım 2016 da çok çok çokk,,, lastiğine yama yaptığınız çocukların mutluluğu dolsun yüreklerinize.

    YanıtlaSil
  2. Merhaba,
    Yazdıklarınızı zevkle okuyorum. Benim babam da 3 yaşında Üsküp'ten göçmüş ailesiyle :) Eşim ve ben de bisiklete biniyoruz ancak çok fazla uzun turumuz olmadı. Bir kere Balıkesir-Asos-Küçükkuyu; bir defasında da Yalova-İznik Gölü turu yaptık. Bu turda idmansız olmamdan dolayı çok sıkıntı yaşadım çünkü İstanbul'da bisiklete binmek beni çok geriyor. Size sormk istediğim, çok uzattım kusura bakmayın, bu turlar için öncesinde ne kadar, nasıl bir antrenman yapıyorsunuz? En sevdiğim şey bu turlar oldu ama çok da gözüm korktu son deneyimimden sonra.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. merhabalar,
      estafurullah uztmak ne demek.. hemen yanıtlayayım sorunuzu. pek öyle disiplinli bir antrenman programı yapmıyorum. genelde hafta sonları pedal basıyorum. hava güzelse hafta arası da 6:30 9:30 arası turluyorum. uzun turlardan evvel 30 km altına düşmemek kaydıyla sürüş sayımı artırıyorum. istanbul'da işe gitmek için bebek-levent-bebek arasını hergün yapardım. 14 km. sonra bu yolu uzattım. trafikte bisiklet sürmekten ben de çekiniyordum lakin biraz dikkat işi kolaylaştırıyor. netekim istanbul-bodrum arasının önemli sayılabilecek bölümünü trafikte aldık...

      benim tavsiyem ısrarla bisiklete binmeniz. bedeniniz alışsın, kondisyonunuz artsın. vaktimiz olursa bisiklet tur ve festivallerine katılın. bu sizi günde 60-70 km seviyelerine taşır ki bence yeterli.

      bakın gördünüz mü asıl ben uzattım :) sağlıcakla kalın...

      Sil
  3. Çok teşekkürler, idman şart anladım :)

    YanıtlaSil