7 Ağustos 2015 Cuma

Hadi Ben Kaçtım

“Hadi Ben Kaçtım” dediğim günün sene-i devriyesine 2 ay kaldı. Her ne kadar buralarda yavaş aktığıyla övünsek de zaman, göz açıp kapayıncaya kadar geçmiş. Bodrumluyum demek için geride 1 sene bırakmak yeterli midir bilmiyorum ama neden daha önce kalkıp gelmediğimi soruyorum kendime. Yalıkavak'ta gün batımını ya da peşinden ıtırlı kokular doğuran yağmuru izleyip derin bir oh çektiğim çok oldu. Son dönemde aynı şeyi Yakaköy'ün huzur dolu sessizliğini dinlerken yaşıyorum. Diyorum ki “iyi ki gelmişim.”

Yalıkavak'ta gün batımları...
...Yakaköy'de de gün doğumları bir başka oluyor.
Akış var...
...akış var!

10 küsur yıl, büyük bir sabırla örülmüş bir yol benimkisi. Geride anlat anlat bitiremeyeceğim kadar çok güzel anım birikti. Ardımda da o anıları birlikte paylaştığım güzel insanlar, mekanlar ve harika bir şehir var. Unutulacak şeyler değil... Güncemi de işte bu yüzden, aynı adla Temmuz 2012'de açtım. Üzerinden 3 sene geçti ama bu 10 küsur yıllık serüvenin sesi oldu. O günden bugüne dek paylaştıklarım da beni İstanbul'dan Bodrum'a kadar taşıdı. Bu noktada hiç tanımadığım ama yorumlarını eksik bırakmayan insanlara da teşekkür ediyorum. En az çevremdeki arkadaşlarım kadar büyük destek verdiler. Güncemin devamlılığını biraz da onlara borçluyum. Bundan sonra da Bodrum'dan haber vermeye, buraları yazmaya devam edeceğim. Kim bilir belki de kaçacak yeni yerler bulurum. Kendime saklamam, oraları da yazarım... Bazen her şey işte böyle güzeldir, bilmem kaç yılda bir hizaya gelen yıldızlar misali.

Bu kaçışın hikayesini anlattığım bir zaman çizelgesini bir kez daha buraya aldım.

Bilenler bilir, hikayenin İstanbul kısmını Bodrum'a bir grup arkadaşımla bisikletle gelerek tamamladım. Bisikletle yolculuk fikri, hem gelinen noktaya kolay ulaşılmadığını anlatan bir metafordu, hem de 40 yaşından sonra kalkıştığım ilk macera olacaktı. Zaten bu kararı verir vermez ekip çok hızlı toparlanmıştı. Ben Alp'i; Alp, Alperen ve Emre'yi; Tafa da beni buldu. Sonuçta ortaya yönetilmesi gereken bir organizasyon çıktı ki bunu hep beraber yönetecektik. Üstelik herkesin kendince yetenekleri vardı. Alp ve Emre rehberlerdi mesela. Alperen daha en başta tüm bisikletlerin bakımını yapmıştı. Teknik desteğimiz ama aynı zamanda takım kaptanımızdı da. Bu unvanı ona biz değil yolun kendisi verdi. Tafa (Mustafa), dağ rehberiydi. Doğayı iyi tanıyordu. Her şey o kadar güzeldi ki, birbirimizi çimdikleyerek, heyecanla tüm bu olan bitenlerin gerçekliğini sorguluyorduk. Böyle şeylere gerçekten paha biçilemiyor. Nitekim bu macera, daha sonra gerçekten hayatımın en renkli şöleni ve afili curcunasına dönüştü.

Bu fotograf çektireli bir sene oldu. Zaman çok çabuk geçiyor.

Hazırlıklar başladığı andan itibaren oyun oynamayı seven yanım harekete geçmişti. Turun görsel kimliğini eğlenerek tasarladım. İşin içine bolca bisiklet gireceğinden, güncemin kimyasını değiştirmek yerine sosyal paylaşım ağı Facebook üzerinde aynı adla yeni bir sayfa açtım hızla. Her birimizi bu sayfayı yönetir hale getirdim. Öyle ya her birimizin diyecekleri olacaktı. O sayfa hem bu güncenin, hem turun, hem de Bodrum'da yeni hayatımızın bir arşivi olacaktı. Mesaiden çalıp grafiklerini hazırladığım günü hatırlıyorum. Facebook üzerinden reklam yapmanın nasıl olacağını merak ettiğimden, ödemesini yapıp duyuru dahi hazırlamıştım. 2 haftanın sonunda 4.5 milyon insanı bu turdan haberdar ettik. 220 kadar insanla etkileşim yarattı. Günlük işlerimiz gereği bir araya gelemediğimizden sayfada paylaşmak üzere ekibin resmini çizdim. Kulağa hoş geliyordu, bize “kara taytlı adamlar” lakabını taktım. Tura dair hayallerimi de karaladığım diğer çalışmalarım da yine buradan görücüye çıktılar. Caddebostan'dan, Sultan Ahmet'e, Çatladıkapı'dan, Baltalimanı'na kısa veda filmleri hazırladım. Neredeyse İstanbul'la bu mecra üzerinden vedalaştım.

Sayfanın grafikleri için gidip çekimler yapıp, aşağıdaki gibi kısa veda videoları bile hazırladım.


Formalarından, künyesine, düdüğünden, heybesine kadar her şeyi düşündüm.

Tura çıkacak ekibi de böyle çizmiştim.

Uzun lafın kısası, “Hadi ben kaçtım” sayfası bizler için koca bir hafızaya dönüştü. Kaldı ki sadece bizlerin değil, takip edenler de eleştiri, övgü, yorum ve önerilerini paylaştılar. Yani aslında yola sadece 5 kişi çıkmadık. Turu sadece 8 kişiyle de tamamlamadık. Ardımızda güçlü bir destek vardı. Zaten kimi zaman rotayı, sosyal medya üzerinden gelen önerilerle değiştirdik. İzmir trafiği konusunda uyarılıp, Aliağa'dan Menemen'e trenle geçmemiz gibi. Yani herkes tek tek bir kum tanesi koydu bir öncekinin üzerine. Böyle bir zahmetle çoğaldı, bakmaktan kendimizi alamadığımız kumdan bir kale oldu.

Yola sadece 5 kişi çıkmadık...
Turu 8 kişi de tamamlamadık. Arkamızda çok büyük bir destek vardı.

Bu hayali gerçekleştirmenin mutluluğunu hala yaşıyor ve paylaşıyorum. Bodrum yarımadasını tur formamla turluyor, gelen soruları keyifle cevaplıyorum. Hatta yol arkadaşlarımın da sırtlarında formalarıyla, İstanbul'da, Ula'da, Çanakkale'de, Gökova'da, Muğla'da pedal basmalarından mutluluk duyuyorum. Santim santim kaçarak geldiğimiz ve renklendirdiğimiz yeni hayatımıza bakıp, değdi diyebiliyorum. Hatta bu turun başka versiyonlarını organize etmek yeni kaçış hikayelerine de kapılarımı açmayı istiyorum. Elimizin altında notlar, yazılar, övgü, eleştiri ve fotoğraflardan oluşan harika bir arşiv; her birimizin rahatlıkla kullanabileceği devasa bir hafıza var (dı)

Hikayemizi her yerde anlatmaktan çok mutlu oluyorum.
Buraya geldiğimde katıldığım yarımada turlarında çokça soruluyordu da...
Her yerde bu bayrağı taşıdık.
Gökova Turu'nda dahi formalarımızı giydik! Burçin Koca'nın objektifinden

Bir senede elde ettiğimiz birikime koca bir tekme atmak gerçeği, yaşanmışı ortadan kaldırmıyor. Lakin yapan insana kocaman bir aptal damgası vuruyor. Hem de ne uğruna? “Hadi ben kaçtım sayfasının, kişisel kullanım alanı gibi kullanılması(!), İstanbul-Bodrum Bisiklet Turu ile ilgisi olmayan organizasyonların duyurulması(?!!) dolayısıyla amacına uymayan paylaşımlar(!)” bahanesiyle, bu turda yanında pedal basmış kimseye danışmadan, yüzlerce insanı hiçe sayıp, öylece ortaya seslenmiş “sayfamı(!) geri alıyor (ne?) ve kapatıyorum!” buyurmuş. Valla bravo... İlk yaptığı bizlerin yetkisini bir güzel kaldırmak olmuş, sayfada dilediği değişiklikleri yapmış (ki benim site için yaptığım grafikleri kullanarak) sonra da sayfayı kapatmaya karar vermiş... Çocukluk arkadaşım dediğim Alp, meğer sahiden çocuklukta kalmış. Kalkmış beraberce kurduğumuz kumdan kaleyi tekmelemiş. Dostlukları, arkadaşlıkları her şeyi yerle yeksan etmiş. Ben küfür edemem. Varın bu yazıyı küfür sayın....

İnsan davranışının illaki iyi-kötü nedenleri vardır. Bu yüzden ön yargılı olmadan evvel anlamaya çalışırım. Hele ki arkadaşımsa... Ama bu hikayede hiç bir neden bulamıyorum. Daha doğrusu bulduğum nedenleri bu yaşa gelmiş bir adama yakıştıramıyorum. Demek ki hiç arkadaşım olamamış diyebiliyorum sadece. Bundan sonra olmasın da zaten. Şimdi geriye bakıyorum da aslında küçük sinyaller de vermiş. Lakin son olayla bana büyük bir ağrı bırakmış oldu. Sadece bana değil Alperen, Emre ve Tafa’ya da büyük bir kazık attı. Ben de bu üzüntü ve kızgınlıkla yoğrulmuş ağrıyı hafifletmek üzere içimi dökmüş oldum.

Bu arada, “Hadi Ben Kaçtım” facebook sayfasını tekrar açtım. O tura dair, resim, video ve yazıları tekrar paylaşsak da takip edenlerin tüm yorum, eleştiri ve önerileri malesef geri gelmeyecek. Lakin bundan sonra hep beraber yep yeni bir kumdan kaleler yapacağız, bakmaya doyamadığımız.

broken vase
Yeni sayfayı biraz biraz toparladık. Artık elimizde yeniden elle tutulur birşeyler var.

2 yorum:

  1. geçmiş olsun. iyi niyetle herkesi yönetici yapınca böyle durumlar ortaya çıkabiliyor. yaşadığımız topraklara özgü bir durum mu yoksa eşitliği bozmadan duramayan, kendini diğer herkesten daha eşit gören birileri her yerde mi var bilemedim. bu vesileyle gözümden kaçmış olan facebook sayfanızı öğrenmiş oldum.

    tekrar geçmiş olsun.

    YanıtlaSil
  2. Çok güzel bir yazı. .su gibi okudum içtim 😁

    YanıtlaSil