29 Mayıs 2015 Cuma

Mavi yeşil bir masal

Küçükken beni rahatlatan şeylerden biri, anneannemin tok ve çatallı sesiydi. Nasırlı elleriyle saçımızı okşar ve daha önce kardeşimle hiç duymadığımız masallar anlatırdı. Sesinin huzuruna direnemez, çarçabuk uyurdum. Uykular ki en güzel yenilgilerimdendir. O kimsesiz masallarsa anneannemin çatallanan sesinde erir, kaybolup giderdi. Eminim birkaçını rüyalarımda tamamlamışımdır. Ne yazık ki hiç birini hatırlayamıyorum.

Masalların peşine düşmek ya da kendi masalımı yaratmaya kalkışmak anneannemden bir miras olabilir mi? Çünkü İstanbul'la ilişkimi değiştirmeme çok derinden bir şeylerin etki ettiğine inanıyorum. Bugün beni Bodrum'a taşıyan hikayenin altında da aynı şey var sanırım.

Peşine düştüğüm o masallardan birini yıllar sonra Gökova'da yakalayınca anneannemi hatırlamıştım. Rüzgar saçlarımın arasında dolaşırken nasırlı ellerini hissetmiş, beni rahatlatan çatallı sesi, bisikletin çıkırtılı sesine dönüşmüştü. Gökova'nın tam ortasında, ilk bisiklet turumu koşuyordum.

Mavi yeşil bir masal
Rotamız

İstanbul katılımcısı olarak tamamladığım Gökova Bisiklet Turu'na bu sene Bodrumlu olarak dahil olmak çok güzel bir duyguymuş. Hem de organizasyon komitesinin bir parçası olarak. Turun görsel iletişim malzemelerini hazırlayarak, geçen sene onur konuğu sıfatıyla ağırlanmanın kendimce bir karşılığını vermek istemiştim. Formalardan, bal etiketine kadar pek çok kalem tasarlandı. Fena bir iş çıkarmadık sanırım. Üstelik her şeye bir de tezgahın arkasından bakmak başka bir tecrübe oldu benim için. 300 küsur kişiyi 5 gün Gökova körfezi etrafında dolaştırmak o kadar da kolay bir iş değil. Bu özverili koşuşturma, organizasyonun içinde yer alan herkese hayranlığımı daha da artırdı. Dernek Başkanı Kağan Uzun'dan, destek ekibinden turun artçısı Uğurcan Dağ'a dek adını tek tek sayamayacağım herkes harikaydı. Tüm hazırlıklar bittiğinde ise hep birlikte heyecanla tur tarihini beklemeye başladık.

Son ana kadar her şeyin hazırdı.
İlk forma taslaklarım

Yalıkavak-Muğla arasını bisikletle geçmek uzun süredir düşündüğüm bir şeydi. Milas sonrası yükselen Boğa yokuşunun, özel bir meydan okuma anlamına geldiği ve yıpratıcı olacağı sıkça anlatılmıştı. Yıllık iznimi tura göre ayarladığımdan bu fırsat kaçmaz deyip yola, turdan iki gün erken çıktım.130 km'lik yolu 8 küsur saat bisiklet tepesinde, molalarla toplam 10 saatte tamamladım. Bu tek başına yolculuk, yorucu olduğu kadar kendimle baş başa kalmak adına bana çok iyi geldi. Yol boyunca Levent Sevil'in motivasyon telefonlarını atlamamak gerek. Akşam Muğla'da kardeşim tarafından karşılanmak da günün sürprizi oldu. Akyaka'ya indik iki kardeş. Azmak başında dostlarla rakı içip lafladık. Azmak ne güzel akıyordu. Yorgunluğumu suya bıraktım. Gereğini hep su yapar çünkü. Geriye dostlarımı, arkadaşlarımı ve geçen seneden tanıdığım bisiklet severleri karşılama heyecanı kaldı.



100. km ödülü Bozöyük Pınarbaşı Restoran'da alındı. 130 km ilk kez kalkıştığım bir şeydi.
Yol kadar güzel bir şey yok.

Ertesi sabah ne yazık ki tatsız başladı benim için. Hiç bir detay vermeyeceğim ama duygularımı bir iki kelimeye dökmeyi içim çok istiyor: Açık bir sosyal medya paylaşımı vesilesiyle sanmak veya zannetmekle kabuk bağlamış çiğden meyvenin, ne denli tatsız olduğunu öğrendim. Çiğliğin zehir gibi ekşi tadı yüzümü buruşturdu. Bilmeden, dinlemeden hem de çok dışardan, üstelik uzaktan, hiç tanımadıkları insanları ne kadar kolay yargılayanlar var. Bunca zaman tadından yenmez dostluğu, gereksiz bir notla tükürmeye zorlamak bile çok üzücü. Zira benim nezdimde geri alınamayacak büyük bir erozyondu bu. Unutmamak için buraya not düşüp yalnızca tura tadım kaçmış olarak çıktığımı hatırlayayım yeter.

Muğla'da bisikletlileri karşıladığımız ilk akşam trafiği ve geceyi gündüze bağlayan, titreten soğukla birlikte içimdeki kara bulutlar dağıldı. Bisiklet tepesine binip pedal bastığımda ise tüm sıkıntımı Muğla'da bıraktım.

Tur boyunca Hülya yanımdaydı. Formam...
İlk kamp attığımız yer Çubucak Orman Kampı
Son gün kamp attığımız Ören. Manzaram nefisti.
Bu resmin bir parçası olabilen herkesle bir gün bir yerde yine pedallayacağıma inanıyorum. Soğuksu Datça

Muğla, Ula derken Sakar'dan akarak indik, tıpkı Akyaka'nın içinden geçen azmak gibi. Marmaris'in ağaçlı yolunda ilk şiirimizi yazdık. Ateşböcekleriydik, kumsalda yakılan ateşin başında. 350 kişi aynı anda en güzel yenilgimizi yeniden tattık. Dalga sesleriyle uyuduk. Yolla beraber yüzümüzü döndüğümüz Datça'yı, aşılan Balıkaşıran'ı ve ilk 100 km'yi ardımızda bırakıp, feribottan el salladık. Tatlılarla karşılandığımız Bodrum'dan, kendimizi vurduğumuz Mazı rampalarını çiğneye çiğneye tırmandık. İnişlerde kanatlarımızı taktık. Ören'e süzüldük. Çadırlarımızın üstünde mayolarımızı kuruttuk. Alatepe'ye nefes nefese yükselip, Kultak'tan Akbük'e süzüldük. Buz gibi serin sulara bıraktık bedenlerimizi. Akyaka'ya vardığımızda, tura başladığımız kişiler değildik artık. Çoğalmıştık. Birbirimize sarıldık, vedalaştık. Buradan Mersin'e, Akçay'a, Karadeniz Ereğlisi'ne, İstanbul, Ankara ve tek tek yazamadığım tüm illere selam göndermiş olayım. Çekenlerin aflarına sığınarak bazı fotograflar paylaşayım.

Bir avuç güzel insan.... Burçin Koca'nın objektifinden
Uzun yıllar beraber çalıştığımız Çiğdem de sadece 3 aydır bisiklete binmesine rağmen tura katıldı.
Gün sonu ayaküstü sohbetler. Emrah Tezer'in objektifinden.
Muğla ve Bodrum'dan dostlarımla Datça Fevzi'nin yerinde 2. günü kapatıyoruz. Oğuz Halis Çavuşoğlu objektifinden.
Bir arada görmekten ve aralarında olmaktan çok mutlu olduğum, güzel yürekli insanlar.
Levent Sevil, Önder Sermet ve Melih Avni Erişkin
Bodrum Bisiklet Kulübü, harika insanlarla dolu. Bütün kış onlarla pedal bastım.
Oğuz Halis Çavuşoğlu objektifinden.

Övgü dolu sözler ve kızarık yanaklarla yollandım Bodrum'a. Ne kadar çok insan birbirimize dokunmuşuz meğer. Huzuru iliklerime kadar hissettim. Sanki her şey yoluna girmiş gibiydi. 5 gün sonunda içimde dopdolu neşe, yüzümde uzun gülümseme ve güzel haberlerin heyecanı vardı.

Turda iken annem Bodrum'a gelmişti. Benim Yalıkavak'a vardığım akşam da Hülya döndü İstanbul'dan. Eşyalarımızı kamyona yükletmişti ve Bodrum'a göçüşümüzün tamamlandığı müjdesini veriyordu. 7 ay bize yuva olan Yalıkavak'taki evin bahçesinde oturup uzattım ayaklarımı. Rüzgar saçlarımı şefkatle okşadı. Anneannemin gülümsemesinin kıvrımında, bir masalı tamamlamanın mutluluğuyla, artık direnemediğim uyku en güzel yenilgilerim arasındaki yerini aldı.

7 yorum:

  1. Özellikle ağaca dayalı bisikletin olduğu fotoğraf ne kadar huzur dolu. Çok güzel anlatmışsınız baştan sona bir solukta okudum. Hülya Hanım' ın rozetini taşımak ise ne kadar incelikli birdavranış, eşimin rozetini yaptırmak istedim ben de... Sizin için keyifli bir gezi bizim için de keyifli bir yazı olmuş

    YanıtlaSil
  2. Bir solukta okunan güzel bir yazı.
    Bisiklete olan ilgim yazılarınızı okumakla başladı ve nerede yayımlanmış olursa olsun bisikletle ilgili bir yazı görsem harıl harıl okuduğumun farkına varıyorum.Hatta hedeflerimin arasında bisiklete sahip olmak da var (3 tekerlekli olsa bile).

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bisikletle ilişkim bir seneyi biraz geçti ama hayatımı çok değiştirdi umarım sizin hayatınıza da güzel şeyler katar!

      Sil
  3. Ahmet Bey Merhaba,

    Bugün pek bi kederliyim. Yazınızda pek çok ''işte bu'' dediğim cümle oldu. İzniniz olursa kendi yazımda, link vererek kullanabilir miyim?

    YanıtlaSil
  4. Bu rüyanın 10. katılmak nasip olacak bu sene. Kaydımızı yaptık ve hazırlıklara başladık. Kazasız belasız geçsin yeter. Rampalar beni korkutuyor ama çıkmak içinde sabırsızlanıyorum. Velespit'li olmanın ayrıcalığı bu olsa gerek :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şimdiden hoşgeldiniz. Rampalardan da korkmayın beraber çıkarız tıkır tıkır. :)

      Sil