14 Ekim 2014 Salı

Bisiklet, ekmek ve şarap: L'Eroica

Hillsider dergisinin 76 sayısında yayımlanan yazımı paylaşmak isterim. Kabul ediyorum bu yazının Bodrum'la hiç bir ilgisi yok. Bir kaç ayda artarak devam eden bisiklet tutkumun altına odun atan bir etkinlikten bahsettim. Hafızamdaki yerini korusun diye buraya iliştiriyorum... Keyifli okumalar.



Geçtiğimiz yaz aylarının en önemli spor organizasyonu her ne kadar Brezilya'daki Dünya Kupası gibi gözükse de, birkaç gün sonrasında başlayan Tour De France'ın yanında epey sönük kaldı. Futbolla yatıp, futbolla kalkmış biri olarak yapabildiğim bu kıyası, yeni yeni bisiklete biniyor olmama bağlıyorum. Ayrıca görünen köy kılavuz istemiyor. Bana kalırsa, bu seneki Dünya Kupası sadece öncesindeki protestolar, şike iddiaları ve Almanlar’ın ev sahibine attığı 7 gol ile hatırlanacak. Başlar başlamaz farkını ortaya koyan ve benim ilk kez izlediğim Tour de France ise epey güçlü seyir keyfi vadetti. Taşlı yollar, kazalar, dağ etapları, detaylar ve baş döndüren nefis manzaralar arasında tadına doyamadığım turun sonunda sarı mayo bir İtalyan’a, Vincenzo Nibali'ye gitti.

L'Eroica her sene Ekim ayının ilk pazar günü beyaz yol denen bir parkurda koşuluyor.

Endüstrileştikçe özünden kopan her spor gibi bisiklet için de pekala endişe edebiliriz. Tour De France'la birlikte gördüm ki; bisiklet, sponsorların ve markaların kıskacı altına çoktan girmiş bile. Zaten büyük doping skandallarının zaman içinde peşi sıra ortaya çıkmış olması da büyük yatırımlar karşılığında ödenen ağır bir bedel gibi görülebilir. Efsanevi Fransız bisikletçi Jacques Anquetil’'in* temiz yarış hakkında sorulan bir soruya "Koskoca turu Perrier içerek tamamladığımı düşünmüyorsunuz herhalde!" cevabı, samimi bir itiraf olarak kabul edilir.

Jacques Anquetil

İki taşı üst üste koyup, sokak aralarında top oynamış bir kuşağın ferdi olarak bana göre samimiyetin daha farklı anlamı var. Çünkü samimiyetten bahsedeceksek içinde illaki tutku ve romantizm olmalı. Top ayağıma değdiğinde dönemin idol isimlerine dönüşmenin sihri bir decoderle elimden alınınca kaybolan o samimiyeti yaşamım boyunca çok arar oldum. Kaybettiğim duyguyu bulmama yardım edecek şey elbette yine çocukluk yıllarından gelecekti. 40 yaşında bisiklete binmeye başlamamın nedenini ancak böyle açıklayabilirim. Bu yaşta yeniden bir kahramana dönüşmenin heyecanını yaşıyor, hayal kurmanın tadına varıyorum. Ve yalnız olmadığımı bilmek bana başka dünyaların kapılarını açıyor. Şimdi bu kapıdan geçmenin tam sırası...

Giancarlo Brocci
Gino Bartali
Giancarlo Brocci'nin benden farkı, bisiklet tutkusunu bir organizasyona dönüştürme kabiliyetidir. Hayallerini, idolü Gino Bartali** onuruna düzenlediği küçük bir yarışla taçlandırdığında yıl 1995'tir. Yarış, asfalt yolda 50 bisikletle koşulmuştur ve Toskana'nın kahraman bisikletçisi Bartali de henüz yaşıyordur. Brocci iki yıl sonra bu yarışa yeni bir alternatif getirir ve adına "kahramanca" anlamına gelen L'Eroica der. Böylece hayallerinin peşinde koşan ve samimiyet arayan pek çok insan için yeni bir efsane olma yolunda ilk adım atılmıştır. Her geçen sene katılımcı sayısının katlanarak artmasını bunun ispatı olarak gösterebilirim. 2000 yılında 220 olan katılım, 2005'te 900'e çıkarken 2013'te organizasyon 5000 bisikletle sınırlandırılır. Bu sene de aynı sınırlamanın olduğunu söylememe gerek yok sanırım.

Yarışmaya 1987'den yeni bisikletler katılamıyor.

L'Eroica italyancada kahramanca anlamına geliyor.

Her yıl Ekim ayının ilk Pazar günü yapılan etkinlik, tamamlanması gereken 4 farklı (iki uzun, iki kısa) uzunluktaki seçenekten oluşuyor. Parkurları (38, 75, 135 ve 205 km) verilen sürelerde bitirmek zorunlu olduğundan, bunun bir zamana karşı yarış olduğunu söyleyebiliriz. İki uzun parkuru tercih eden yarışmacılar sabahın ilk ışıklarıyla start alıyorlar. Tamir, dinlenme veya herhangi bir nedenle durmak zamandan çaldığından, yolu nasıl değerlendirecekleri önemli. Ayrıca 2009 yılından bu yana 1987 sonrası modern bisikletler L'Eroica'ya kabul edilmiyor. Dolayısıyla etkinlik toprak yollara büyük bir meydan okumaya dönüştürülmüş. Yarışı daha da ilginç kılan ise katılımcıların yarısının 60 yaş üstü arasından seçiliyor olması. Katılımcı sayısının fazlalığı nedeniyle bu seçim kura ile yapılıyor. 60 yaş üstü 1500 yarışçı İtalyanlar’dan, 1000'i ise diğer uyruklulardan belirleniyor. Ne de olsa asıl kahraman onlar. Diğer yarısı için bir yaş sınırı yok ve onlar da kura yöntemiyle belirleniyor.

Bisikletle yazılan bir şiir L'Eroica

Yarış, Toskana'nın kuzeyinde, bağlarıyla ünlü Chianti bölgesinde koşuluyor. Konu bağ olunca şaraptan bahsetmemek olmaz. Nitekim yol üzerinde önemli şarap mahzenleri bulunuyor. Bölgenin şaraplarının önemi; kalitesinin değişmemesi için üzümünden şekerine, fermente süresinden alkol derecesine kadar bir dizi kural getirilmesinden kaynaklanıyor. Yıpratıcı parkuru bir kadeh şarapla ödüllendirmeyi kim istemez ki... Yarış boyunca uğranması zorunlu kontrol noktalarında bu deneyimi bir dilim permasanla beraber yaşamak mümkün. Özellikle "Gallo Nero" (Siyah Horoz) etiketli şarap bölgenin en kaliteli şarabı sayılıyor. Ayrıca yarışmayı tamamlayan herkese verilen bir şişe Chianti Classico adından da anlaşılacağı gibi bölgenin klasiği.



L'Eroica sadece bir yarış değil. Kurulan pazarı da bu kültürün bir parçası

Brocci'nin bisiklet tutkusunun dünyanın pek çok yerinden gelen insana nasıl dokunduğunu anlamak için katılımcılara kulak vermemiz gerekiyor. Çünkü yarışa katılan binlerce insan kat ettikleri her kilometrede biraz daha kahramana dönüşüyor ve kendilerini harika hissediyorlar. Diz ağrılarını unutacak denli heyecanlı olan yarışmacılardan biri L'Eroica'yı "Bir antik yunan miti gibi.." diye tanımlıyor. Şarabını henüz tatmış bir başka katılımcı ise bunun "teknikle değil, güzellik ve estetikle alakalı" olduğunu anlatmaya çalışıyor. Aksanlı İngilizcesiyle lafa karışan bir başkası L'Eroica'yı "yüzyıllar öncesinden gelen doğal bir rekabet" olarak tarif ediyor. Bu kadar çok sevilip, kalabalıklaştıkça, etkinliğin İtalya sınırları dışına taşması da doğal olarak kaçınılmazdı. Bu sene ilk olarak 18 Mayıs'ta L'Eroica Tokyo ve 22 Haziran'da L'Eroica Britannia yapıldı. Öngörüm şudur ki; bundan sonra başka ülkelerde de yapılan bir etkinlik olarak görmeye devam edebiliriz.

L'Eroica'yı bu kadar benzersiz ve çekici kılan, her katılımcıyı zamanda geri götürüp, kendi hikayesini yazma olanağı tanıması olduğu kadar, kurulan büyük pazarında da aynı ruhu iliklerinize kadar hissettirmesi olabilir. Çünkü her tezgah, insanı geçmişte başka bir zaman dilimine götürüyor. Bizim kermeslerimizi de andıran tezgahlarda, dededen kalma bisikletinize orijinal parçalar, üzerinize yün formalar, örgü eldivenler, eski pilot gözlükleri ve tabii yeni eski bisikletler almanız mümkün. Benim ilgimi mantar kapaklı alüminyum mataralar çekiyor. Ayrıca bölgenin ekmeğini, şarküteri ve peynir ürünlerini tadabileceğiniz başka tezgahlar da bulunuyor. Ve yine şarabı atlamamak gerek. Çünkü yarışa bambaşka bir lezzet katıyor.

Bu yarışta bir gün olmayı çok isterim.
Yaşınız kaç olursa olsun, kendinizi kahraman gibi hissetmek, belki biraz geçmişe dönmek, yollara meydan okumak ve güzel şaraplar içmek isterseniz, yolunuzu Chianti'ye düşürün derim. Katılım koşulları ve detaylı bilgiler için L'Eroica'nın sitesine bir göz atmanız yeterli. Yıllar boyunca aradığımız samimiyetin fazla uzakta olmadığını bilmek bile insanı iyi hissettiriyor.

*Jacques Anquetil, 100 yıllık tarihi içinde Fransa Bisiklet Turunu‘nu 5 kere kazanan, sarı mayoyu ilk günden son güne kadar giyebilen ilk Fransız bisikletçidir. Ayrıca İtalya ve İspanya bisiklet turlarını da alarak 3 büyük turu kazanan ilk bisikletçidir.

**İtalyanların efsanevi bisikletçisi Gino Bartali, büyük tur birinciliklerinin yanı sıra, İkinci Dünya Savaşı sırasında binlerce Yahudi’ye yardım etmiş, gerçek bir kahraman olarak adını tarihe yazdırmıştır. 300-350 km'lik tren-bisiklet yolculukları sırasında, bisiklet kadrosuna sakladığı sahte kimliklerle 800'e yakın Yahudi’yi kamplardan kurtardığı bilinir. Kahramanlıkları bununla da sınırlı kalmamıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder