1 Nisan 2014 Salı

Gökkuşağı takvimi

Bodrum takviminin yavaş yavaş netleşiyor olmasına rağmen, arada "gökkuşağı kovalıyorum" duygusuna kapılıyorum. Göç zamanımın yaklaşmasından olabilir. O tarih yaklaştıkça çevrem, arkadaşlarım, bu şehir vs daha da umursamazlaşıyor. Doğal olan da bu herhalde. Zamanla yalnızlaştığımı fark etmek benim için yeni bir duygu. Eğer bu, bir çeşit yabancılaşma ise paniğini yaşıyor olmalıyım. Çünkü insan tüm bunlar olup biterken, birilerinin kendisiyle hareket etmesini bekliyor. Fakat benin hayatım değişirken kimsenin hayatı değişmiyor sonuçta. Bu sanma hali tıpkı uzay mekiğinin kapsülünden ayrıldığı ana benziyor. Hiç bir şey yapamıyor birbirinden uzaklaşıyorsun.

Mesela işimle alakalı olarak, hiç gitmeyecekmişim gibi çalışıyor, çalıştırılıyorum hala. Kafamın içinde birisi işleri bitirmeden oradan çıkamayacağımı dikte ediyor sanki. Bu yıllardır içimde yer etmiş çalışma reflekslerimle alakalı elbette. Çünkü hiçbir zaman işimi bitirmeden ofisi terk etmemişimdir. Kimse arkamdan konuşmasın diye dikkat etmişimdir. Bu uğurda sevdiklerimi çok ihmal ettiğimi de biliyorum. Arada gönül koymuşlukları olmuştur. Bundan sonra illaki onların gönüllerini almalı. Bugünkü şekliyle çalışmak çok cazip gelmiyor; bu tempoda çalışmaktan da yoruldum. 20 yıldır içinde olduğum reklam sektörünün kimyası o kadar değişti ki benim için mide asidinden farkı kalmadı. Son birkaç aydır çektiğim reflünün ta kendisine dönüştü.

Ülkenin gündemini de yabana atmamak gerek. Haziran 2013'ten beri hükümet tarafından körüklenen ve sürekli artan bir baskı, üzerimde metal yorgunluğu, kılcal çatlaklar vs oluşturmuş hissettirmeden. Son yerel seçimin işaret ettiği üzere bu yıpranma devam edecek. Ne yalan söyleyeyim, gitmek istedikçe hükümetin yeni bahanelerle yolumu kesmeye çalıştığını düşünmeye başladım. Dün neredeyse ofiste tüm gün elektrik kesikti; biz de oturup muhabbet ettik. Seçim ertesi bu kesintiyi biraz manidar bulduğumuzu söyleyebilirim. Yalnız 30 Mart'a kadar nasıl gerilmişsek, elektrik kesintisini kârdan sayıyorum. Elektriksizlik tam bir rahatlamaya dönüştü. Soğuk ama güneşli bir havada konuşup durduk; oylamalara dair içimize düşen şüphelerimizle iyice üşüdük. Söz çabuk bitti, sus pus olduk. Pencereden dışarıyı izlemeye koyulunca kendi gündemime geri döndüm. Ofiste kaybettiğim zamana hayıflandım. Bisiklete atlayıp eve gidebilirdim mesela. İşlerimi halleder kendime kalan zamanı Nisan'ın bu ilk yazısına ayırabilirdim. Zaman kaybetmeye tahammül edemiyorum.

Bodrum'a dair ise yazacağım pek bir şey yok şu aşamada. Başta da dediğim gibi tarihin gelmesini bekliyorum. Hülya ile konuşmalarımız ışığında kaba bir hesapla Eylül’ün 15'inden sonra ev aramaya başlayacağız. Ekim ya da Kasım gibi taşınma işlerini hallederiz diye düşünüyorum. Taşınmanın hemen ardından ise benim için bütün hikayemin metaforu olacağına inandığım Bodrum-İstanbul bisiklet yolculuğunu tamamlamak istiyorum. Şu an illa bir şey yazılacaksa konu otomatikman bisiklet oluyor. Kaçış yok...

Haftasonları Caddebostan'da bisiklet sürmek çok zevkli oluyor
training day
Bu da benim demir atım...

Rölantide geçecek gibi gözüken bir yıl, bisikletle birlikte oldukça renklendi, hayatımı değiştirdi. Doğal olarak üstünde olunca, hem bisikletin kendisine hem de yaşamıma kattıklarına kayıtsız kalamıyorum. Bodrum'a beraber gideceğimiz düşünülürse şimdiden kopamaz hale geldim denilebilir. Vakit geçirdikçe benim için oyuncak olmaktan çıktı. Bisiklet olmasa, yazının girişinde anlattığım gibi sadece İstanbul'dan ayrılma zamanımın gelmesini bekleyecek, iş stresi, günlük rutin ve şehrin gittikçe artan karmaşası içinde o an hiç gelmeyecekmiş gibi hissetmeye devam edecektim. Yaşadığım yabancılaşmanın üzerimdeki etkilerini bisiklet üzerinde en aza indirebiliyorum. Mesela önümüzdeki hafta sonu Çanakkale'de "Şehitleri Anma Bisiklet Turu"na katılıp 2 gün boyunca hiç gezmediğim yerleri gezeceğim. Heyecanlıyım. Mayıs’ta da 5 günlük Gökova Bisiklet Turu rota olarak çok cazip, denk getirebilirsem orada da pedal basmayı çok isterim. Arada Alp ile yapmayı planladığımız bir-iki uzun sürüşü de programımıza dahil ettik. Adapazarı ve Şile gibi yerlere sürüşler hem yol tecrübemizi hem de kondisyonu artıracak. Ofise de bisikletle gidip gelmek gayet iyi antrenman oluyor. Seçtiğim rota itibariyle (Bebek-Baltalimanı-Çilekli-Levent) yaklaşık 15-16 km tutuyor. Yıllardır bilgisayar başında oturan biri için fena rakamlar olmasa gerek. Özetle, tüm bunları yaparken bir de bakacağım Bodrum'a gidilecek tarih gelmiş çatmış.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder