23 Aralık 2013 Pazartesi

Bodrum'un kışı üzerine düşünmek

Bir dönem sobayla ısınmış kuşaklar çok iyi hatırlar. Soğuk, kapının eşiğinde nöbet tutardı. O soğuk ki odadan dışarı adım atıldığında, insanın içine içine üflemek, buz gibi bir tokat atmak için beklerdi. Koridor boyunca her adımda güçlenir, güçlendikçe daha da hırpalardı. Hele hele sabahları, özellikle banyo hatırlarsanız, evin en soğuk noktasıydı. Kim bilir kaç senedir doğalgaz kullandığımızdan bu müstesna duyguyu unutmuşum.

Şömine ilk kez yakılacağından bacayı test ettim. Her şey çalışıyor. Yalıkavak 2013

İstanbul'dan kaçmakla, güneyde yaşamak arasında koskoca bir fark var. İçinde bulunduğum yılın son 10 gününü bunu düşünerek geçiriyorum, geçireceğim. Çünkü her şeye İstanbul üzerinden, İstanbul'la karşılaştırarak bakmak gibi bir yanlışı sürdürüyorum. Elbette bu reflekse dönüşmüş bir şey ve bundan pıt diye kurtulamaz insan. Şehir bizi öyle köşeye sıkıştırmış ki bu kısa süreli kaçışlarda istem dışı hareket ediyoruz. Ben de zaman zaman yapıyorum, yanlış oluyor. "Burası cennet, huzur burada" "Oh hayat, aman da aman!" gibi şehirli saçmalıklarını bırakmak gerek. Hele buradakilerin (Bodrum vs) umurunda bile değil. Onlar, kendilerine bahşedilmiş bu güzelliklerin kıymetini biliyorlar ve odanın kapısında nöbet tutan soğuk kadar gerçekler.

Yalıkavak Belediyesi İskele Cafe. Yalıkavak 2013
Dün kahvaltı için gittiğim İskele Cafe'de saatlerce oturdum. Resim çizmeye koyulduğumda gelip rahatsız etmeden izleyenler oldu. Hatta çaylar ikram edildi. Bu sayede Eray'la tanışmış oldum. Sohbet ettik. O da dedi: ‘buranın kışıyla tanışmadan Bodrumlu olunmuyor’. O kış ki beraberinde getirdiğim ve buraya ait olmayan tüm problemleri, alışkanlıkları, tepkileri, egoyu, şımarıklıkları vs söküp atacaktı önce. Kışla arınmak gerekliydi. Asıl mesele buranın koşullarıyla düşünmeye başlamak, buranın sorunlarını dert etmekti. Ona göre turist gelip turist gitmenin çok bir faydası yoktu. Çayım ve yaptığım resim bittiğinde Yalıkavak'ta, düşünen, sıcak ve hoş sohbet biriyle arkadaş olmuştum. Kuvvetlice el sıkıştık "görüşürüz" dedik karşılıklı...

Kış güneşi insanın için ısıtıyor. Yalıkavak 2013
Suluboya ile oynamak için bol bol zamanım olması mutluluk verici. Yalıkavak 2013

Klimayla güzelce ısıttığım küçük odanın kapı eşiğinde soğuk nöbet tutuyor. Tuvalete gitmeye üşeniyorum. Yıllar öncesinden her şeyi yeniden hatırlıyorum. Babaannemin cusine, anneannemin soba ile ısınan evleri geliyor hatırıma. Bodrum'un kışıyla tanışıyorum.

8 Aralık 2013 Pazar

Sandviç ekmeğine çift kaşarlı tost

"Gel gidip tost yiyelim" dedi. Saat beşi geçiyordu. Karanlıktan hemen önceydi ve ayaz iyice çökmüştü. Pırıl pırıl bir hilal göğe yerleşmiş, Levent'in, etekleri sigara kokan gökdelenlerinin arasında her zamankinden daha parlak duruyordu. Ofisle büfe arasındaki birkaç yüzlük adımı ve rahatsız bar tabureleri üzerinde, tostlarımız gelene kadarki zamanı işten güçten, havadan sudan konuşarak geçirdik. Dertleşmekti diyelim. Tam da tostların yarısına gelmiştik ki asıl konu açıldı. Midyeler su kaynadıkça nasıl açılıyorsa öyle, kendiliğinden.

ticket of bodrum
Bir Bodrum bileti!
Ne eksik, ne fazla, güncemde ne yazıyorsam o kadar açık, o kadar istediğini bilir bir şekilde anlattım. Hayatımın geri kalanını Bodrum'da yaşamak istediğimi, daha önce ayak üstü de olsa söylemiştim. Detaylı konuşmak üzere sözleşmiştik. Üzerinden bir buçuk ay geçmişti. İşte bu akşamüstü hayallerimin bir heves olmadığını, sınamak istediğimi birkaç yıldır nasıl hazırlandığımı tekrar ettim. Bir sürü insanın bir dolu hikayesini dinlediğimden bahsettim. Bu hikayelerin bana işaret ettiklerini çok iyi okumuştum. Artık benim için önemli olan İstanbul'la ekonomik bir köprü kurmaktı. Bir sigara çıkardı paketinden, ayaza çıktık. Sigarasını yakarken ciddiyetle beni dinlemeye devam etti.

On bir yıldır birlikte çalışıyorduk. Bu kadar uzun süre beraber çalışmanın altında oluşturduğumuz güven kadar aramızda ihlal etmediğimiz bir mesafe de vardı. Belki de bu mesafenin adı saygıdır. Birbirimize o mesafe kadar yakın o mesafe kadar da uzaktık. Patron-çalışan ilişkimizi de arkadaşlığımızı da aynı mesafe şekillendiriyordu 11 senedir.

Biraz da üşümeye başladığımızda sözü aldı. Benim yaşadığım sıkıntıların aynısını zaman zaman yaşadığından bahsetti. Bu yüzden beni çok iyi anladığını söyledi. Yalnız, İstanbul'la bağımı koparmamı istemediğini de dile getirdi. Dolayısıyla beni destekleyeceğini söylediğinde yüzüme bir gülümseme mutlaka oturmuştur. O da gülümseyerek "hem bize de bir kapı olur" dedi. Arada bunalınca birkaç günlüğüne kaçabilecekleri bir yer olması fikri çok güzeldi. Kimbilir her gün gidip geleceğim küçük bir ofis te tutulurdu. İçine de topu topu 3 laptop konurdu...

Tek bir şey rica etti benden. Biraz zaman tanımamı, bir sene daha İstanbul'da kalmamı... Tamam dedim.

5 Aralık 2013 Perşembe

2013'te neler oldu?

"Yine el ele oturduk masaya. Büyükçe bir balığı arkadaş ettik 20'liğin yanına. Yeşilden salatamız bol limonlu. Azcık soğandan ne çıkar deyiverdik. İnsanlar geldiler geçtiler yanımızdan, kırmızı kukuletalar takmışlardı. Her yer süslenmiş, müşterilerini bekliyordu. Kızarmış ekmeklerimiz koktu çarşıya. Yudumladık rakımızı, çokça suyu boca ettik boğazımızdan aşağı. Yine bolca muhabbet ettik. Tekrara düşmekten de çekinmeden ve her seferinde güldük. Kimse kimseyi bozmadı. Yine aşık oldum. Çünkü çok güzel baktı bana. Ben 2013'e ilk onun bakışlarında girdim. Sonra her yudumda..."

Bu yazıya 2013'ün ilk yazısının, final paragrafıyla başlamak istedim. Hülya ile rakımızı içip balığımızı yedikten sonra yeni yıla, dostumuz Evren'in küçük ev partisinde merhaba demiştik.

Yeni yıl aynı zamanda herkes için beyaz bir sayfa açmak anlamına geldiğinden, klişeyi bozmak istemedim. Pek "yapılacaklar listesi" hazırlayan bir adam olmasam da yapacaklarımı listelediğim bir çizim yaptım. Şimdi bu listeye bakarak yılın hesabını çıkarmanın ne kadar kolay olduğunu görüyorum. Bu liste dışında kalan önemli başlıkları da sıralayacağım.



Yapılacaklar listesi
Yılbaşından 37 gün sonra, 2 sene oturduğum Galata'dan, doğup büyüdüğüm Bebek'e taşındım. Kira ödemeyecek olmak, hedeflediğim yolda büyük avantaj olacaktı. Fakat aynı dönemde başlayıp yıl ortasına kadar süren diş tedavim önemli bir gidere dönüşünce işler değişti. Konu sağlık olunca ekonomik hedefi tutturamamış olmayı çok kafaya takmadım. Yine de küçük bir tasarrufu kenara ayırabildim.

Ayrıca Bebek'te oturuyor olmak, sabah yürüyüşleri, sahil koşuları veya parkta spor yapmak gibi bir şansı sunuyordu ki bu Galata'da olmayan bir şeydi. İlk bir kaç ay sabah yürüyüşlerinin faydasını çok gördüm. Sadece ter atıp, fit olmak dışında düşünmek bana en iyi gelen şeydi. Bu yürüyüşlere arkadaş edeceğim bir köpek almayı bile düşlemiştim, fakat bu kararımdan çabuk vazgeçtim. Asmalı'nın bedenime eklediği fazla kiloları ise hala atabilmiş değilim.

Bu sene bloğumdaki bir dizi resim çalışmasını kitap yapmayı da planlamıştım. Sıralayacağım birkaç nedenin, bahane olduğunun farkındayım. İlki, içinde bulunduğum sistemin, zaten şikayetçi olduğum zamansızlığa kaynak olması. İkincisi ise, baskı için hevesli görünen tek yayınevinin bana bir maliyet çıkarma refleksi. Bir üçüncü neden olarak tembelliği de sayarsam vicdanım rahat eder.

Yepyeni deneyimler
2013'te konusu çizmek ve Bodrum planlarım üzerine olan söyleşi ve röportajlar verdim. Yazıp çizdiklerimin sandığımdan daha geniş bir kitle tarafından izlendiğini bilmek çok heyecan vericiydi. Yayınların ardından daha çok insan bu etkileşime dahil oldu. Ayrıca, bu vesileyle farkında olmadan Bodrum'a harekete dair bir takvim de oluşturmuşum. Yayınları tekrar incelediğimde kendime Mart-Nisan aylarına kadar bir zaman tanıdığımı görüyorum. Bakalım zaman ne gösterecek.


Sabah Pazar - Şubat 2013 / Tıkla oku
Time Out İstanbul - Mart 2013 / Tıkla Oku


Boo Dergisi - Aralık 2013 / Tıkla oku


Artık adına kendi sosyal mecramız diyebileceğim Asmalı Cavit ve cuma akşamlarını atlamamak gerek. 2012'de olduğu gibi bu yıl da, Galata'dan ayrıldıktan sonra kopmadığımız ve hemen hemen her cuma rakı başına oturduğumuz masamızda, dostlarımız kadar sosyal medya takipçilerimizi de ağırladık. Kapıdan "sizinle bir kadeh rakı içmek istedim" diye gelenlerle de kadeh kaldırıp tanıştık. Bu elle tutulur, gözle görülür iletişimin bilgisayar başında yapılanından daha iyi geldiğini söyleyebilirim. Güzel olan o masada bizimle oturanların da aynı şeyi düşünmeleriydi.

Sosyal Medya sayesinde Doğacan'ı tanıdık. Tanımadığımız bir sürü insanla yemek yedik.
Yiyelim Güzelleşelim organizasyonlarının ikincisi Bebek'te idi. Üçüncüsü bu ay Bodrum'da
Sosyal medya sayesinde Papatya ve Saliha ile tanıştık.
Çağrı ise tasarım yaparak, beş parasız dünya turunu tamamladı
Asmalı Cavit konuklarımız her daim vardı. Sevgili Aslı ve eşi'de bizimle kadeh kaldırdılar

Kitaplar
Utanarak söylüyorum kitap okuyan biri değilim, az sonra okudum diye övüneceğim kitaplardan fazlasını bir ayda bitirenler olduğunu da biliyorum. Fakat bu bir seneye sığdırdığım eserleri burada paylaşmak isterim. Yeni yıla girerken Hakan Günday'ın Az'ını bitirip ardından Levent-Bebek yürüyüşlerim boyunca Bodrum'a dair yazılmış 3 kitabı arka arkaya okudum. Sırasıyla Oral Gönenç, Bodrum'da Yeniden; Baskın Oran'ın Enişte Gözüyle Bodrum; ve Dalavere Memet'in Bodrum Tarihi, Aydın Boysan Şerefe... Yürürken kitap mı okunur diye soranım çoktu ki buna cevabım basitçe evettir. Yürüdüğüm yolun iniş çıkışını, çukurunu, tümseğini neredeyse ezberledim. Ağaç, elektrik direkleri gibi sabit engellerin nerede olduğunu çok iyi biliyorum. Havaların erken kararmaya başlamasıyla bu durum değişti tabi. İstiridye Üstü Girit (Byron Ayanoğlu) elimde fazla oyalandı. Buna karşın Sema Kaygusuz'un Sultan ve Şair isimli oyunu bir solukta okundu. Şimdi ise elimde Halikarnas Balıkçısı’nın Mavi Sürgün’ü var.

Yavaş yavaş okur oluyorum
Seyehat
Geride bıraktığım süre, tatil açısından da bereketliydi. Hülya ile son iki senedir gittiğimiz üzere yine Bodrum'da bir haftamızı geçirdik. Fakat ayaklarımızı uzatıp yatmak bize uygun olmadığından, bir kaç gün boyunca Gökova körfezini dolaştık. Hergün farklı bir bölgede uyanma şansını Ege çok güzel sunuyor. Bir gece kalmalı Midilli, Berlin uğramalı Nürnberg gezileri seyehatlerimizin yurt dışı ayağını oluşturuyordu. Sene sonunda Bodrum'a bir çıkarma daha var. Yiyelim Güzelleşim'in üçüncü ayağına da katılacağız.

Midilli'de kaldığımız otelde, hiç bir şey göründüğü gibi değildi.
Vaktimiz kısıtlı olduğundan, yaptığım en güzel şey bira içip resim çizmekti.
mythos

Nürnberg
Burg, Nürnberg
Berlin

Berlin

Gezi Parkı
2013’e asıl damgasını vuransa, hiç kuşkusuz Gezi Parkı olaylarıydı. Öyle sihirli bir şey yaşadık ki, ülke tarihine derin bir iz bırakacak, ışıltılı bir uyanışına şahit olduk. Hayatımda beni bu kadar mutlu eden bir başka şey yaşadım mı hatırlamıyorum. Bunca insanı bir arada görmek, onlarla bağırmak, alkışlamak, tencere tava çalmak ilk kez bir aidiyet duygusu yaşattı. İnsanların bir anda kenetleneceğini ve ortak bir tepki vereceğini hiç düşünemezdim. Gezi olaylarının geleceği etkilemeyeceğini sanmak sanırım ahmaklık olur. Ben de kişisel olarak böyle bir sesi bırakın anlamaya çalışmayı, kulak dahi vermeyen, gözünü kapatıp, şiddeti körükleyen hükümete, polisine ve medyaya hakkımı helal etmediğimi beyan etmiş olayım.

Çizdiklerim ve yazdıklarıma kabaca bakınca, planlarım doğrultusunda, 2013 bir pozisyon alma yılı olmuş sanki. Bodrum-İstanbul arasında kurmam gereken ekonomik köprünün çalışmaları ise 2014'te biraz daha sürecek. Bakalım zaman ne gösterecek. Lakin yeni yılı Bodrum’da karşılayacağımı sevinçle söyleyebilirim.