2 Ekim 2013 Çarşamba

Ekim'in biri

Ekim'in birinci günü yağmurla başladı. Yumuşak tıpırtıları duyarak uyandım. Yüzüme bir gülümseme kondu. Güzelce gerindim ve son kez esnedim. İlk yağmurla ortaya çıkan su kokusunu sevdiğimden, hemen bahçe kapısını açtım. İçeri hücum eden serinlik önce yüzüme çarptı sonra Hülya'nın boyadığı taşların arasına daldı. Ardından da su kokusunu duydum. Oh mis! Şu saatte bir yerlere yetişmeye çalışan insanlar arasında havayı kim koklar bilmiyorum ama sonbahara resmi giriş artık tescillenmiş oldu. Bundan sonra gitgide gri bir İstanbul'a uyanacağım.

Yağmur yağınca etrafa yayılan su kokusunu seviyorum.

Böyle havalarda taksi bulmanın zor olduğunu unuttuğumdan, her zamankinden uzun, inceden ıslanarak ve gelecek taksiyi ilk çeviren kişi olma yarışında beklerken buldum kendimi. Bir çırpıda bekleyenler 4 kişi oluverdik. Hava yağmurlu olunca şehir kocaman bir kavgaya dönüşüyor.

İstanbul'da taksiye ihtiyacın olduğunda bir tane bile bulamazsın. Kesin bilgi.

İnşirah yokuşunda kaza olmuş. Zaten suratsız taksi şoförü, sinkaflı bir küfrü kendi içinde bir yerlere savurdu. Yüzüne bakınca açıkça okunuyor. Ne Etiler'e çıkış, ne de Bebek'e iniş var, yol kapalı. Alternatif güzergahta da gördüm ki iki damla yağmur milyarlık arabaları ipe diziyor. O çok övündüğümüz yaşam standardımız iki damla yağmurda boğuluyor. Şehir koca bir kaosa teslim oluyor.

Ev ile ofis yakın olduğu için şanslıyım. Bir günlük ömrünün 4'te birini trafikte harcayanları düşündüm. Şehrin dışından merkeze gelen pek çok kişi, Eminim akşam dönüşünü düşünerek güne başlıyordur. Hele bugünden sonra daha da zor olacak onlar için. Su kokusunu duysalar bir şeyler değişir mi bilemem?

Yağmurda yürümeyi sevdiğimden akşam eve yürümekten vazgeçmedim. Trafik sabahkinden daha keşmekeş. daha yavaş. Kornalara basılıyor yok yere. Arabaları kullananların da, kullanmayanların da yüzü İstanbul kadar griye dönmüş. Midelerine öfke oturmuş, kaşlar çatık. Teker teker solluyorum Mercedes'leri, Porsche ve Lamborghini'leri. Bugün de şu ana kadar 27 araba solladım yürüyerek.

Yazı için resim bakarken bile içim karardı. Köprüde akşam trafiği.
Yazıyla alakalı olmasa da Bahçelievler'in bu görüntüsünü koymak istedim. Bahçe kalmış mıdır?

Yaya için de kolay değil bu saatler. 30 santimlik dar kaldırımlarda şemsiye açmak bir dert. Yokuşunda su biriken tek memleket olduğumuz gerçeğini yayalardan başkası bilemez. Şemsiyeyi kafamın üzerinden çok paçalarımı korumak üzere yola doğru tutuyorum. Bir kaç kişi daha benimle senkronize hareket ediyor. Bebek'e varıyorum.

Ekim'in birinde yağmurla birlikte annem de Bodrum'dan geldi. Şimdi onun dizlerine koyarım başımı içim geçer azıcık.

5 yorum:

  1. Selam, Üzüntüyle okudum, okudukça üzüldüm üzüldükçe üzüntüm arttı. Çok vefalı bir dostu arkadan vurmuşlar gibi üzüldüm. Eğer senin İstanbul'un buysa Coka, hemen terketmelisin bu şehri. benim İstanbul'um bu değil :((( Üzgünüm boyle yorum yaptığım için, bu son yorumum :(((

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selam Defne,
      Bir iki kez yazımı tekrar okumama rağmen inanın neye üzüldüğünüzü anlamadım. "Vefalı bir dostu arkadan vurmak"tan neyi kastettiniz? Eğer İstanbul ile ilgili mız mızlanmalırımsa, herkes kadar şikayetçiyim elbette. Yorumunuz biraz ağır oldu ve ilk kez bir yorum beni bu kadar üzüyor. Yine de küsmenizi istemem. Yüzünüz hep gülsün, hayat size ve sevdiklerinize hep güneşli olsun.
      Sevgiyle kalın.

      Sil
  2. Çok güzel yazmışsınız...Artık Istanbul oyle bir hal aldı ki delirmek ya da bunalmak için yağmurun trafiği felç etmesine gerek yok...trafik hep boyle berbat... ben her gün deniz motorlarına bindiğim için şanslı hissediyorum kendimi...ofiste arkadaşlarım her gün metrobüs savaşları veriyorlar...
    Bende yağmuru çok severim ama ülkemin kaldırımları yolları o kadar rezalet ki maalesef...paçanızın ıslanmaması için ya da bir yerlerde suya batmamak için yağmurlu havalarda yere bakarak yürüyorum...şemsiye taktiğini paçalara deneyeceğim bende ...
    Sevgiler :)))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. yorumunuz teşekkür ederim. burada yaşayan herkesin istanbul'la sevgi nefret ilişkisi illaki oluyor. böyle güzel bir coğrafyayı, mesela taşı toprağı altın düsturuyla bozmaya devam ederek düpedüz ayıp ediyoruz. zaten 40 sene sonra emin oldum ki istanbul'u daha çok insansız seviyorum. hele sabahlarını. lakin içinde büyüdüğüm şehir gittikçe kalabalıklaşıyor. yersiz bir açıklama olacak belki ama seyrek nüfuslu bir coğrafya aramam da bu yüzdendir.

      sevgiler :)

      Sil
  3. Istanbul'un bir hayli dışında, Bahçeşehir'de oturan biri olarak her geçen sene daha da çile haline geliyor trafikte yol almak.. Her gün Şişli'ye gidip geliyorum ve her sene 10 dakika erkene çekiyorum yola çıkışları.. Yarın 6:25'de serviste olacağım mesela... Saatlerimi trafiğe kurban etmek hiç hoş olmasa da neyseki araba kullanmıyorum ve o saatleri okuyarak ya da müzik dinleyerek bir nebze hafifletebiliyorum.. Ama olmuyor artık, zor geliyor... Zaman daralıyor, beni kara deliğine itiyor:( Kaçmak lazım, ama nasıl?? Düşünmeye devam:) Sevgiler! Candan

    YanıtlaSil