1 Ağustos 2013 Perşembe

Şiirsel nezaket

Geçtiğimiz hafta sonunu Fethiye Hillside Beach Club'ta geçirdim. Bunu duyan ve beni tanıyan kimi arkadaşım, şakayla karışık takıldılar. Mütevazi biri olarak gözüküp, lüks mekanlardan çıkmıyorum diye. Mütevazilik ile ilgili yorumum yazının içinde saklı. Tasarım hizmeti verdiğim müşterilerimden olan Hillside ile 7 seneyi aşkın süredir çalışıyorum. Ayrıca müşterim olmasından öte, iki günlük misafiri olarak bu yazıyı kaleme aldığımı da belirteyim. Beni iyi hissettiren şeylerin, müşterime övgü adı altında güme gitmesini istemem.

hbc diary03
Sabiha Gökçen'den 19:00 uçağıyla uçtum. Bu da uçaktan canlı yayın bir karalama

Normal şartlarda Beach Club'ta tatil yapmak aklımın ucundan geçmez. Zaten gitmeye karar vermiş olsam da bir kaç kez düşünmem gerekir. Boyumu aşacak maddi bir yükü olurdu sonuçta. Daha önce iki kez, beraber çalıştıkları firmalar için hazırladıkları, kapanış organizasyonlarına katılmıştım. Ancak bu kez, kulübü sezon içinde de görmemin iyi olacağını düşünüp davet ettiler. Tasarladığımız malzemeleri, onların kullanım yerlerini, uygulama alanlarını vs görüp gelecek sezona dair notlar alacaktım. Dolayısı ile o cuma günü, Asmalı Cavit alt kattaki masamızda, Hülya ve muhtemel dostlarımızla oturmak yerine, kendimi bir uçak koltuğunda buldum. Gerçekleşen duruma, tatil yerine iş seyahati demek daha doğru olur. Tabii böylesine yine de can kurban.

hbc diary05
Sabah 6'da odamın manzarasını,
hbc diary06
Saat 9'da da kahvaltıda gördüklerimi çizdim. Resimleri aşağıya sakladım.

Çizimlerin tamamını çizgili günlüğümde görebilirsiniz.

Benim için tatil demek gezmektir. Biraz burnunun dikine, ayaklarının götürdüğü yere gitmek ya da hiç bilmediğin bir coğrafyaya zar atmak demektir. Dolayısı ile kilometrelerce yol kat ettikten sonra havuz başına uzanıp, elinde megafonla bağıran bir adamı takip etme mantığını hep saçma bulurum. Bu sebeple ki, tatil köylerini ve kulüplerini pek sevmem. Gelinen şehrin stresi, kiri-pası, kaçılmış ya da uzaklaşılmış yeni yerde atılacakken, aynı şehir eğlencesinin transfer edilmesini bir türlü anlamam. Sevene sözüm yok. Talep mi ediliyor, dayatılan bir tatil teması mı onu da bilmiyorum. Fakat Serdar Ortaç'sız tatil! gibi bir kavramın artık dilimize yerleştiği düşünülürse ikinci şık daha gerçekçi duruyor. Hatta başlı başına her şeyi özetliyor da. Acaba Serdar Ortaç bu durumu biliyor mu?

Hillside Beach Club'ı da uzun uzun anlatmayacağım. Tam adı yeterince uzun ve iddialı. İnsanın doğaya saygılı davrandığı ve mütevazi olduğu ender tesislerden diyebilirim. Çünkü ilk önce beni mutlu eden şey bu oluyor. Öyle ya, denizi doldurup, orman katlederek lüks otel yapan pek çok grup var ülkede. Antalya doğası, açılan golf sahalarına kurban gitti mesela.

Oda içinde kanepe olan bir balkona, balkon da Kalemya Koyu'na açılıyor. #272
Balkon'dan koya bakış
Bu da koydan tesise bir bakış. Serenity Beach yolu.
Serenity Beach 630 metrelik bir patika izlenerek ulaşılıyor.
Denizin rengini gösterebiliyorum ama cır cır böceklerini duymak size kalmış.
Karşıda gün batımını izlemek üzere sallar ve Silence Beach görülüyor. 
Serenity Beach'e küçük bir tekne ile gitmek te mümkün.

Oysa burada, Kalemya Koyu içinde farklı bir duygu tadıyorsunuz. Doğanın söylediği şarkının sesi kesilmemiş, kısılmamış. Hatta git gide fark ediliyor ki doğadan ilham alınarak şiirsel bir nezaket geliştirilmiş. Bu nezaketteki ısrar, kulübün internetteki şık fotoğraflarında asla göremeyeceğiniz eşsiz güzelliğin asıl kaynağı. İnsanın kendini, doğa içinde küçücük hissetmesine izin verilmiş. Yoksa koyu saran ağaçlık alan, yükselen tepeler pekala kırpılıp, beton dökülebilir; insan eli değen her yer gibi zevksizlikten nasibini alabilirdi. Orman içlerine saray çakması oteller zinciri kuran ve oraları altın varaklarla, aslan başlarıyla süsleyen zihniyet, bahsettiğim zevksizliği estetik olarak görüyor ne yazık ki.

Tekneden kıyıya bir bakış

Daha önce kaldığım odaya giren ağaca günaydın diyerek okşayan kat hizmetlisini hatırladım. Sırf bu yüzden bile sevilebilir burası. Doğadan çok personeli şaşırtıyor zaten. İşte bu saygı, alınabilecek en güzel ödül, her gelişimde yakama iliştirilen bir madalyon gibi. Sanki çalışanlarının her birine bir yaprağın sırrı emanet edilmiş. O yaprak kadar ince, narin ve tazeler. Ege ve Akdeniz insanını da en güzel böyle tarif edebilirim sanırım. Daha Dalaman’a adım atar atmaz, otele transferimi yapan İbrahim Bey'i ve güzel hikayeleri ile başlayan hafta sonu iki gün iki gece de aynı renklilikte ve zamanın hakkını vererek geçti.

Silence Beach'te gün batımı.

İstanbul’a mutlu döndüm. Yüzümde bir gülümseme asılıydı. Ertesi gün işe gideceğim gerçeğini öteledim. Çektiğim fotoğraflara ve çizdiğim karalamalara baktım. Biliyorum ki normal şartlarda Beach Club’ta tatil yapmak, muhtemelen hiçbir zaman aklıma gelmeyecek. Arada böyle güzel rüyalar görüyorum sadece...

3 yorum:

  1. Dostum az kalsın hakkında fena halde yanılıyor olduğumu itiraf etmeliyim. Yeniden merhaba Coka!!Bakmak ve duymaktan öte gitmek istiyorsan, ön yargılarından arınmalısın

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Defne, "fena halde yanılgı" kısmını pek anlamadım lakin haklısın herkes kadar ve tabi bana özel önyargılarım, genellemelerim, benciliklerim vs var elbette. Kimini alt edebiliyorum kimine yenilebiliyorum... Teşekkür ederim yorumun için.

      Sil
  2. Bu blogunu bilmiyordum ben, cokabook'u takip ediyordum. Son çizdiğin Hillside'lı fan-artlardan dolayı yorum yapmıştım, blogunun facebooka dönmeye başladığıyla ilgili. Bu benim senin hakkında yanılmış olabileceğim şüphesiydi ki, twitterdan hadi ben kaçtım blogunu öğrendim bugün.Konu bu işte. Kesişen çok noktalarımız var. Seni tanıdıkça kesişen ve paralel hayatlar yaşadığımız ve hiçte yanılmadığım hatta az bile tahmin ettiğimi gördüm. Fena halde utandım. Özür

    YanıtlaSil