24 Ağustos 2013 Cumartesi

O Maestros / Ο Μαέστρος

Çocukluğumun geçtiği mahalle tam da, rum komşularımız birer birer Yunanistan'a gidince renksizleşmişti. Yerlerine gelenler de kendi dünyalarında olunca tadı hiç mi hiç kalmamıştı. Biz oradan taşındıktan sonra sokağa şirket ve ofisler doluşup, binalar dönüştürülünce, geriye elde pek bir şey kalmadı.

Geçen haftalarda Midilli'de yaşadığımız birkaç saat, bana bildiğim çok eski bir duyguyu yeniden hatırlattı. Çocukluğumdan, ağzımda kalan tat misali, aynı renkliliği, güzelliği, gülücüğü ve samimiyeti kıyıda oturduğumuz restoranda izledim. Merkela'yı, Yorgo Amca'yı, Mihail ve Dimitri'yi ne kadar özlediğimi farkettim. Madam Katina'yı andım. Atina'ya da gitmek istedim.

Sadece Bebek'te ve benim gibi değil, İstanbul'un farklı semtlerinde hatta Türkiye'nin başka şehirlerinde yaşamış Rumlar hala özleniyor. Konuştuğum insanlardan biliyorum bunu. İster baskıyla, zorla, mübadeleyle gönderilmiş, ister kendiliğinden gitmiş olsunlar onlarsız çok eksik kalmışız. Buradan oraya göçenlerin de bizleri çok özlediğini biliyorum. Evlerini, komşularını, anılarını biraz hüzünle karışık ama gülümseyerek hatırlıyorlar.

Andreas Kırtseloğlu, Türkiye'den Yunanistan'a 17 yaşında gitmiş ama hep dönmek istemiş. Yanlış hatırlamıyorsam -yalan olmasın- aslen Niğdeliler. Babası İstanbul'a göçmese bile mutlaka mübadeleyle gidenlerden olacakmış. Mübadele sırasında İstanbul'dan Rumların gönderilmemesi belki de bir şanstı diye anlatıyor. Kumkapı'da doğmuş, Bakırköy'de büyümüş. 1968'de Yunanistan'a göçmüş.

Selanik'te açtığı (2011) mekanı O Maestros meze evi, kısa zamanda bilinen bir restorana dönüşmüş. Mutfakta eşi Maria ve çocuklarıyla işlettiği restorana, Türkiye'yi özleyen müşterileri kadar, İstanbul'dan gelen misafirleri de artınca zamanla, "gel İstanbul'a yer açalım" diyenleri olmuş. "Boş işler" dedi, "cebimdeki parayı sorarak ortaklık önerenle hiç olur mu? Ama ne yalan söyleyeyim hep gelmek istiyordum." diye anlatmaya devam etti.

Daimi müşterilerinden biri (ismini hatırlamıyorum) Arnavutköy Ali Baba Köftecisi'nin üstünde yükselen binayı satın alıyor ve Kırtseoğlu'nu İstanbul'a davet ediyor. Selanik'teki mekan çocuklara emanet ediliyor, Andreas ve Maria'da buraya geliyorlar. Resmi açılışı 15 Eylül'de yapılacak mekan, Ramazan Bayramı'nın 1. günü işbaşı yapmış. Dolayısı ile bizim ziyaretimize gayrıresmi denilebilir.

Üst katın manzarası güzel, biz de ailecek kurulduk.

Adreas tek tek mezelerini tattırmayı çok seviyor. Matfakta Maria harikalar yaratmış. Kimi bilmediğimiz mezeyi sorarken daha da keyifleniyor. Masaya gelen bildik mezeler bile biraz farklı. Hiç hazır ürün yok, her şey Maria'nın elinden geçiyor. Benim meze notumu köz patlıcan belirlediğinden dikkatimi ona verdim. Elde yapıldığı çatalı içine daldırdığınızda anlaşılıyor. Lezzet olarak sınıfı geçti. Biz rakımızı yudumlarken O devam ediyor. Daha yapmadıkları bir sürü meze varmış. Deniz pastırması, midyede pilav, ahtapot ızgara yerken parmaklarımızı da yedik. Tuzlu (bol) lakerdayı Türkler pek sevmiyor dedi, ama yine de masaya istedik. Meze tabağında rus salatası ve yeşil salatada mısırı bu sunuma, bu ortama yakıştıramadıysak da görmezden geldik.

Sofraya gelen mezeler bu manzara kadar güzeldiler.
O Maestro'yu Arnavutköy'de bulmak çok kolay.

Mekanın en üst katında boğazı seyredip barbunlarımızı yerken, arada geleceğimiz yeni bir mekanımız olduğunu düşündük. Çalan müzikler ve damakta kalan tat, Selanik'i İstanbul'a getirirken, bana Atina'daki özlediklerimi hatılattı.

Yamas

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder