10 Haziran 2013 Pazartesi

Okur-yürür

Malumunuz Galata'dan Bebek'e taşındığımdan beri araba kullanmıyorum. Sokakta çürümeye terkedilmiş gibi öylece duruyor. Unutmadan gidip arada kontak açmalı ki aküsü filan boşalmasın. Bebek'e taşınalı 5 ay oldu; dolayısıyla benim düldülün çalışıp çalışmayacağından artık pek emin değilim.

2004 yılından beri kullandığım araba artık sokakta yatıyor

Bu beş ayda net olarak 1000 TL otopark, 1500 TL benzin parasından tasarruf ettim. Gün içinde, nadir de olsa kısa süreli duraklamalar, köprü ve otoyol geçişleri gibi kalemleri de küsurat hanesine yazıyorum. Geçen sene kesilmiş iki cezayı da masrafa yazalım. Allahtan kaza filan gibi şeyler olmadı. Yaşlı olduğu için çıkardığı yüklü masrafları onun hatırına muaf tutayım. Sadece geçenlerde biri, arabasını kaydırmak suretiyle park halindeki arabamın kapısına imzasını atmış. Ne diyeyim araban varsa derdin var. Neyse, yukarıda saydıklarım işin maddi tarafı.

Geçen sene dudak uçuklatan masraflar çıkarmıştı.

Yola çıkmadan önce trafiğe göre güzergah belirlemek ve bunun için belediye kameralarını izlemek, mesai sonuna eklenmiş ekstra bir iş. Yolların durumuna göre ofiste fazladan bir saat kalmak gibi bir tercihi de kullandığım çok olmuştur. Farklı bir lokasyona gideceksem park yeri bulur muyum tedirginliği de cabası. Annemleri ziyaret edeyim düşüncesiyle Bebek'te 3 tur atıp park yeri bulamadığım ve daha önce yaşadığım evlere döndüğüm çok olmuştur. Hatta bir gün ofis etrafında park yeri bulacağım diye 12 km tur atmışlığım da vardır. Bu da işin zaman kaybı.

Hikayenin bir de sağlık tarafı var ki, detaya girmeye gerek yok. Trafiğin yarattığı sinir, stres araba kullanmayınca otomatikman ortadan kalkıyor. Toplu taşıma araçlarını kullanmak zaten ayrı bir eziyet. Benim şansım yaşadığım yerler ile çalıştığım yerler her daim kuş uçumluk mesafede olmuştur. İş arkadaşım Özkan gibi her gün Beylikdüzü'nden Levent'e geliyor olsaydım yazının içeriği farklı olurdu. Şehrin dışında oturup çalışmak için merkeze gelmeye mecbur olmak da sistemin ayıbı bana göre.

Akşamları yürüyüş güzergahım.
Her akşam ofisten çıkıp aşağı yukarı 35-40 dakikada eve yürüyorum. Normal bir akşam trafiğinde arabayla daha önce Levent-Galata arası harcadığım zamana eşit. Hatta yürüyerek araba sollamak da çok eğlenceli. Ara sokaklarda özenle bakılan bahçeler, çiçek sulayanlar, köpeğini gezdirenler, sokak kedileri ve semte iyice yerleşmiş papağanları görüyorum. Direksiyon başında kolaylıkla ıskalanan şeyler. Kaldı ki, araba kullanırken kitap da okunamıyor.

Hiçbir zaman iyi bir okur olmadım, ama ofis-ev arasındaki yürüme mesafesinde 3. kitabımı bitirmek üzereyim. Ayaklarım yolu ezbere bildiğinden kendimi hikayeye iyice teslim edebiliyorum. Sadece köşelerde, yol karşısına geçerken ve karşıdan gelenler için kafamı sayfalardan kaldırıyorum.

ilk ikisi yürürken tamamlanan kitaplar 3. bitiyor ve sırada 4.sü var

Bu anlarda çevredeki konuşmaları duyuyor tek cümlelik hikayelerini dinliyorum. Bunları da not almaya başladım. Gündemle ilişkili olan birkaçını paylaşıp bu yazıyı bitirmeli:


Telefondaki arkadaşıyla konuşan adam:
- Gelemem... Metroya çıkıyorum... Taksim’e... He valla...



Kendi kendine ve bir makamla mırıldanan çocuk:
- Her yer Taksim, her yer direniş!




Köşeden çıkan kadın hem cinsine gülerek:
- Diren Aydancım, eninde sonunda ayağına kapanacak...



Artık 4. kitaba başlamak için sabırsızlanıyorum.

1 yorum:

  1. Şanslısınız yürümek inanın zihni de açıyor. Yürümek insanı inovatif yapıyormuş çünkü yürüdüğümüz anda vücut algılarımız açılıyor o yüzden bir çok yeni fikir normal bir yürüyüş esnasında akla geliyormuş:)

    YanıtlaSil