29 Eylül 2012 Cumartesi

SSS

Eylül’ün sonu güzel geçiyor. Üstelik bugün pek sakin ve huzurlu. Oraya buraya bölük pörçük yazdığım notları toparladım az evvel. Çevremden gelen sorular için açtığım dosyaya bakarken, hadi dedim bu sorulardan yola çıkarak bir yazı hazırlayayım.

İstanbul’dan ayrılma planlarımla ilgili gelen sorular içinde iki tanesi fazlasıyla öne çıkıyor ve ikisi de ekonomiyle alakalılar. Birincisi oralarda nasıl geçineceğim, ikincisi ise maaşla çalışıyor olup da nasıl yatırım yapabildim?

İlk soruya verecek cevabım basit. Bunca yıl ne iş yaptıysam aynını yapmaya devam edeceğim. Mekan işletmekten anlamam, hesap kitap tutmuşluğum yoktur. Turizmle ilgili hiç bir sektörde çalışmadım. Fatura nasıl kesilir, irsaliye nedir, stopaj, kabotaj nedir bilmem. Tek bildiğim tasarım yapmak. İstanbul’dan 2 müşterimle, güneyde geçinirim demesi kolay ama yapması zor olsa da, kalkışacağım şey illa ki bu olacak.

Çalışırken ihtiyacım olan tek şey bilgisayarım, internet ve güzel bir müzik.



Ortakent'teki Muğla Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde eğitmenlik yapmak gibi bir alternatifim de var. “Bir sene dene, en azından seni oyalar” diyenlerin sayısı hiç de az değil. Çocuk kitapları resimlemek de severek yapabileceğim bir iş olabilir. İlk aşamada düşünmeden bunları sayabilirim.

Aslında “nasıl geçineceksin?” sorusu, var olan yaşam standardını kaybetme tedirginliği içeriyor gibi geliyor bana. Öyle ya bunca yıl çalış, kariyer sahibi ol ve tırnaklarınla kazıyarak geldiğin noktadan bir çırpıda geri dön. Olacak iş mi?

Yatırım yapabilmenin yegane formülü tasarruflu olmaktan geçiyor bana göre


Bugüne değin parayı dert ederek yaşamadım. İşimi iyi yapayım gerisi gelir diye inandım, öyle de oldu. İstanbul’la kıyaslandığında, güneyde yaşamak için azı zaten yeterli oluyor. Kaba bir hesap yapınca ortaya çıkıyor. Mesela şu an ödediğim kiranın 4’te 1’i ile Bodrum’da küçük bir ev tutabiliyorum. Her ay iki yüz lira verdiğim otopark parası cepte olacak mesela. Aynı zamanda benzin tüketiminin de yarı yarıya azalacağını hesapladım. İstanbul’da 4 liraya aldığım domatesi 50 kuruşa alacağım. Kış boyunca burada doğalgaza ödeyeceğim paranın 5’te 1’i ile ısınmak mümkün.

İkinci soruya ise; bir şeyi çok istemekle, ihtiyaç arasındaki ayrımı görebilmek önemli yanıtıyla giriş yapmak istiyorum. Maaşlı çalışıyorsanız bu farkı iyi bilmek zorundasınız zaten.

Cebindeki para izin vermediği halde satın alma yollarını zorlayarak tasarruf yapmak pek mümkün değil. Hele ki maaşla çalışıp, kredi kartlarından geçinerek bel doğrultmak olanaksız. Şimdi düşünüyorum da, hayatım boyunca kullandığım 2 kredi kartım olmuş. Buna karşın beraber çalıştığım kimi mesai arkadaşımın en az 4-5 kredi kartı olduğunu bilirim. Her biriyle diğerinin borcunu kapatmaya çalışırlardı. Altından kalkamayacağım bir borca asla girmedim.

Teknolojiyi takip etmek önemli olabilir ama her yeni modeli elde etmek üzere kuyruklara girmeyi anlamıyorum. Mesleğim gereği bir bilgisayar ihtiyacımdır ama iPhone, Playstation, farklı modelde tabletler vs. gereksizliğini sürdürüyor benim için. Sıkıcı bir adam gibi görülebilirim lakin sistem tüketmemi istediği için değil ihtiyacım kadarını tükettiğimden yatırım yapmaya gücüm oluyor.

Reklamcıyım ama marka sevmiyorum. Ayağıma giyecek bir ayakkabıya ihtiyacım varsa Nike olmalı gibi şekilci tavırdan uzağımdır. Şu moda bu moda diye gardırobumu sezona göre yeniden düzenlemedim hiç.

Zaman ve sabrı da atlamamalı. Çünkü hiç bir şey gökten zembille inmiyor. Hayalinizi kurduğunuz şeyin kurgusu için zaman gerek; o süreci de iyi değerlendirilmek gerek. Mesela bütün bir tatili, deniz kıyısında ayaklarımı fotoğraflayarak geçirmek bana göre değil. 1-2 gününü etrafı keşfetmeye çıkmak, yeni insanlar tanımak kurduğum hayallere çok yardım etmiştir.

Gelen iki sorunun çokça sorulması ve ekonomiyle alakalı olması sebebiyle, bir hayali kurgulamanın arka planında neler olduğunu kaleme almaya çalıştım. Tabi kişiye göre yol, yöntem veya arka plan değişebilir. Çünkü herkesin parayla ilişkisi farklı. Şunu biliyorum ki para, “hayata bir kere geliyoruz” diye acemice yönetilecek bir araç değil. Üstelik paradan daha değerli şeyler var ki insanı zengin eder. O da başka bir yazı konusu. Yoksa Para yönetimiyle ilgili tek enstrümanım, babamın “cebindeki paranın %51’ini harcıyorsan zenginsin” nasihatidir.

Serdar Benli’nin “Bodrum’da iş yapmak” yazısını ve bu konuya değindiği diğer yazılarını okumanızı öneririm.

18 Eylül 2012 Salı

Amcasından bir öğüt

1990’da bir kaç aylığına dil öğrenmek üzere İngiltere’ye giderken, babam cebime harçlık koydu. Paranı dikkatli harca diye tembihledi. 3.5 saat uçtum. Bir aile yanına yerleştim. Pound’u, liraya çevirerek hesap yaptığımdan ilk hafta aç kaldım. Ardından trafik dahil her şeye alıştım. Sigara içmeye başladım. Üstüne birinci körfez savaşı patlak verdi. Aynı süreçte de dil kursum bitti, döndüm gerisin geri. Cebimdeki paranın kalanını babama teslim ettim. Sevindi. Verdiği para 5 ise 3’ünü geri getirmiştim. Gülümseyerek “Amcana çekmişsin” dedi.

Pek nadir bir araya geliriz, belki Bodrum'da bu durum değişir.

Amcam, babamla birlikte uzun yıllar kuaförlük yaptı. Ardından kendi salonunu açtı. Hızla yenilenen ve büyüyen rakiplerine karşı fazla direnemedi. Kuaförlüğü bıraktı. Salonu kapattıktan sonra bir tanker aldı. Apartmanlara mazot dağıtmaya başladı. Dallas’lı yıllar henüz bitmişti. Haliyle “Hilmi Ewing” esprileri döndü durdu. Amcam bundan pek hoşlandı. Aksilik bu ya doğalgazla da rekabet edemedi. Yine yeni bir çıkış yolu buldu. Evini sattı, ev aldı. Onu sattı toprak aldı, toprak sattı yazlık aldı. Aldı sattı, aldı sattı. Arada iki kalp krizi geçirdi. Sigarayı bıraktı. Uzun yürüyüşlere başladı. Kilo verdi. Önce Antalya’ya sonra Bodrum’a yerleşti.

Bütün bu süreçte bana tek bir öğüt verdi: “Yatırım yapmak istiyorsan; şehir nerede bitiyorsa, oradan toprak al”