12 Kasım 2012 Pazartesi

Küpe

Bodrum'da ilgili hikayelerin gelip beni bulması çok hoşuma gidiyor. Arkadaşlarım, tanıdıklarım ve sosyal medya üzerinden takip edenlerin bana verdikleri en güzel hediye bu. Bir de yazdıklarım ve çizdiklerimden yola çıkarak Bodrum'a yerleştiğimizi düşünenler var o ayrı. Henüz o aşamada değiliz. Lakin bayram tatili vesilesiyle bodrum sokaklarını dolaşıp yaşayacağımız yeri belirlemek üzere sağa sola bakındığımızı söyleyebilirim.

Geçenlerde gelip beni bulan hikaye, "Bodrum'a yerleşir en kötü bir cafe açarız, eş dost gelir, geçiniriz" yanılgısına iyi bir örnek olur. Bu konuda Serdar Benli'nin yazdıklarını da okumanızı tavsiye ederim. Hem eğlenceli hem de yol gösterici metinler.

İstanbul'un iyi restoranlarından Leb-i Derya'da idik cuma akşamı. Meyhane seven biri olarak, kardeşimin eşinin yaş günü olmasa pek gittiğim bir yer değildir. İkinci ya da üçüncü gidişim. Lakin yemekli bir organizasyon olarak ilk diyeyim. Dürüst olmak gerekirse bana hitap etmediğini söylemeliyim. Servis, sunum vs olarak harikalar, manzara desen nefis. Yemekler de lezzetli fakat porsiyonları ödenen hesapla yarışamıyor. Neyse konu da bu değil zaten. Doğum günü dolayısıyla masa epey kalabalıktı. Yanına oturduğumuz Bülent, Ömür ve eşini uzun zamandır tanıyorum. Haliyle Bodrum planımızdan haberdarlar ve bununla ilgili meraklı sorular yönelttiler. Laf lafı açtı, geldi Ömür'ün gülelim diye anlattığı öyküye. 

Leb-i Derya'dan boğaz manzarası



Hikaye yeni değil aslında. Bundan 4-5 yıl öncesine ait. Kahramanı ise bugün muhtemelen 38-40 yaşlarında. O zamanlar evli ve finans sektöründe çalışıyor. Bizlere de zaman zaman olduğu gibi an geliyor, O'na da tak ediyor ve eşinin itirazlarına rağmen her şeyden vazgeçip Bodrum'a yerleşmeye karar veriyor. Tahminim o ki ekonomik olarak iyi durumdalar. Çünkü yerleştikleri Turgut Reis'te para kazanmak adına attıkları ilk adım bir Jazz Bar açmak. Eş geliyor, dost geliyor lakin Jazz Bar pek istedikleri geliri getirmiyor. Ertesi sezon ani bir kararla burayı Rock Bar'a çeviriyorlar. Önceki sezona göre işler biraz kıpırdamış olsa da yine onları mutlu edecek parayı kazanamıyorlar. Hazıra da dağ dayanmaz tabi. İşin magazin kısmı bizi ilgilendirmez ama çiftin de arası açılıyor ve evliliklerini bitiriyorlar.

Bodrum'daki ikinci sezon daha bitmeden mekan yeniden kimlik değişikliğine gidiyor ve Türkü Bar olarak hizmet vermeye başlıyor. İçerisi müşteri dolup taşıyor, trafiği artıyor ve mekan çalışır hale geliyor. Lakin bu durum kahramanımızı mutlu etmiyor. Hayal ettiği şeyin çok uzağında kaldığından olacak İstanbul'a geri dönüyor.

Bazen hayal ettiğiniz yerde olabilir ama hiç hayal etmediğiniz şeyleri yapıyor olabilirsiniz. Benim gibi hayatını büsbütün değiştirmeye kalkanlar için güzel bir hikaye. Kulağıma küpe olsun.

3 yorum:

  1. Çok doğru. Bazen belki de yapılması gereken önce bir deneme süresi tanımaktır. Ben datça'ya gelirken aşçılıktan da kaynaklı bir yerim olsun hayaliyle geldim. Klasik. Ama hemen değil. Önce yaşamam görmem lazım. Ne gider, ne gitmez, nereye ne açılır, müşteri profilleri nedir vs. Hala gözlemliyorum. Ama bir sürü fikrim oluştu tabi. Sadece maddi olarak da değil ortama alışıp alışamayacağını görmek için de zamana gerek var. Önceden bir deneme süresi yaratmak da buralara gelmek için bir yol olabilir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bu hikayeler çok şey öğretiyor. teşekkür ederim yorumun için. :)

      Sil