2 Ekim 2012 Salı

Şerefe

Her zaman ki gibi Tolga önce gelmiş. Bahar da onun karşısında, yaz güneşinin bahşettiği bütün kontrastlara bürünmüş rakısını içiyor. Bülent ve Çağdaş daha sonra ilişmişler masaya. Mezeler ortaya düşmüş, muhabbet rayına oturmuş. İstanbul trafiği malum, biz de bir saat sonra teşrif edebiliyoruz Çukur Meyhane'ye. Hemen ardımızdan Burak ve Elif de geliyorlar. Elif bira sipariş ediyor. Kayhan, Pınar, Didem ve diğerlerinin mazeretleri var. Olsun onlara da kadehler kalkıyor. Masada muhabbet güzel oluyor.

Adına "Buluşkan" dediğimiz buluşmalarımızın duyuruları.
Aklımıza estikçe buluşuyoruz, haliyle periyodik bir takvimimiz yok. Bir sonraki toplandığımızda ise okula girişimizin 20 yıl dönümü kutlanacak. İlk buluşmamıza yine Çukur Meyhane ev sahipliği yapmıştı. Bugün 11. toplantı için de Çukur'dan yer ayırtıldı. Yaklaşık iki senedir Beyoğlu'nun sokaklarında masa olmadığından, meyhaneye adını veren Çukur bölümde oturduk. Kuvvetle muhtemel, burası, üzerimize yükselen binanın eski kömürlüğüydü. Tabandan duvarlara tırmanan fayans her gittiğimde boş bir havuzun içindeymişim duygusu uyandırır ve burayı çok severim. Gösterişli değildir. Lakin müdavimi boldur ve burayı özel kılan şeylerden biri de Aret'in kendisidir.

Öğrencilik yılları (92-96) Muhtemel ki kantindeyiz.
Sınıfta
Cumhuriyet Meyhanesi
Çukur Meyhane
Buluşkan 11 / Çukur Meyhane

Son bir araya gelişlerimizde konu edildiğinden, güneye göçme meselesi merakla izleniyor elbette. Bu sefer de konusu açıldı. Sorular soruldu, tespitler, haklı eleştiriler, şakalar ve yorumlar yapıldı. Arkadaşlarımın söylediklerini önemserim. Çoğu zaman bir fikre bürünür sözcükler. Kafamdaki kurguya bir taş da onlar koyar işimi kolaylaştırırlar. Ya da bazı şeyleri sil baştan ele almama neden olur. Bu sefer gemileri yakmak konusu bir kaç adım öne çıkınca bana düşündürdüklerini yazayım dedim.

"Söz eyleme dönüşmedikçe gevezelikten başka bir şey değil." diyerek özetlemek mümkün eleştirileri. Hatta yaz başı Bodrum'da da benzer bir eleştiriyi şaka yollu almıştım. "Annen bir günde yerleşti sen bir senedir bizi oyalıyorsun" diye. Bana zaman tanımamakta ısrar eden bir tarafı varmış gibi geliyor. Bir o kadar da içime tutulmuş fener sanki.

Lakin korkularımı nasıl tarif edebilirim ki? Can simidim benim onlar. Kafam karıştığımda dönüp baktığım şeyler. Annenin yüzüne bakmak, ifadesinden yardım almak gibi. Bir sonraki adımın rehberi. Bazen dur diyor, bekle iki dakika. Keşke söylendiği gibi gemileri yakabilsem. Şimdi atlasam arabama ve ardıma hiç bakmadan gitsem. Bunu yapabilen var mı sahi? Yapsa da gittiği yerde tutunabilen. 20 yaşımda olsam gemileri yakabilirdim belki. Kanım daha deli akıyorken, kendimi ölümsüz sanıyorken düşseydi içime gitmek... Giderdim belki ama eminim sıkılır dönerdim de gerisin geri.

Peki ya tercih etmişsem çift olmayı, tek başına daha rahat hareket edebilecekken ve hatta bu tercih, biri bir ile toplayınca sonucu üç veriyorsa, yakılabilir mi kolayca gemiler?

İnandığım aşkı nasıl tarif edebilirim ki? Aşk bir kadını çok sevmek mi sadece? Nehrimde güvenle yüzmesini beklerken, onun sularında yüzmeyi yeniden öğrenmek desem anlaşılır mıyım? Kalp atışlarımızın aynı senkronda atacağı günü bekliyorum desem çok mu saçma olur? Gün gelecek düğümlerimizi usul usul çözeceğiz ve kendimizi yeni bir nehrin sularına bırakacağız. Yakındır, beraber yüzeceğiz. Bunun için beklemeye değmez mi sahi?

Hem gemileri yakınca ne kalır ki geriye? Ve kül hiç bir işime yaramaz ince ince örecekken geleceği...

Şerefe

8 yorum:

  1. Doğru bir yazı olmuş. İyi bağlamışsın... Meyhanedeki fotoğraflar da ayrıca sürpriz oldu.

    YanıtlaSil
  2. söyleyecek söz bulamadım ama bir şey yazmadan da duramadım. bundan sonra dert anlatmayı deneyeceğime bu yazıyı göstereceğim.

    YanıtlaSil
  3. serdar benli, tedirginlikler, belirsizlikler ve üstüne sorulan doğru sorular çok işe yarıyor yön bulmak adına... arkadaşlarım ve sizler sayesinde doğru yolda olduğumu görüyorum :) çok çok teşekkür ederim. bu vesileyle iyi ki varsınız demek isterim...

    Mervetg teşekkür ederim! ^_^

    YanıtlaSil
  4. Ahmet, yazmaya devam etmelisin. Keyifle okuyorum yazılarını, çizdiklerinden aldığım tat gibi geliyor.

    Gemileri yakmak değil de kapıyı kilitleyip çıkmak desen yapacağın harekete? İçini azıcık rahatlatır mı acep?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler Aslı. Gemileri yakmak arkadaşlarımın tabiri ve bazı şeylerin altını kalın kalemle çizmek, kendimi sorgulatmak vs adına iyi de oluyor. Onlar böyle bir tabir kullanmasalar bu yazı da çıkmazdı sanırım... :) Arabama atlayıp aynadadan İstanbul'a son kez bakacağım güne hazırlanıyorum hızla...

      Sil
  5. Bir yorum yazmıştım ama giriş yapmadığımdan sanırım silindi. yeniden yazıyorum mükerrer olduysa birini sil.Ben dedim ki, bazen hayallerde tutkuya dönüşür, tutku da saplantıya. Bunun farkına varmak için hayalleri tersine çevirip bakmak lazım. Aşk sözkonusu olduğunda koşulsuz olması gerekmez mi? yerin zamanın mekanın ne önemi var. Zaten mutlusundur bunlardan muaf. Kuantumu anlamaya çalıştığımdan beri Zenon'a hak vermeye başladım. Attığın ok geri gelmiyor ki o an için hep sabit, zaman insanın yarattığı bir uydurmaca. bence kaçmak istediğin kendinsin ve kaçınca hiçbirşey hallolmayacak, bu kadar kendini yorma zar zor yakalama şansına sahip olduğun mucizenin mutluluğunu yaşa gitsin be Coka.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumun için teşekkür ederim :)

      Söze şöyle gireyim; hep mutlu bir adamıdım. Korkularımı, tedirginliklerimi sevmem de bundandır. Aşk meselesinde sanıldığı gibi bir koşul koymuyorum. Kendi dışımızda, kontrol edemediğimiz varolan ya da yeni oluşan gelişmeleri görmezden gelemeyiz diyorum sadece. Çünkü o koşullar insanın elini ayağını bağlar, istemeden katlanmak zorunda kalırsın. Aşk engel değil, yol açan olmalıdır. Benim için aşk; birgün gitmek isteyene git diyebilmektir. İnancım budur.

      Güneye gitmek benim için bir tutku değil ama motive ettiği kesin. Hayal kırıklığına uğrama olasılığım baki. Bodrum'dan (başka bir yer de olur) istifa mektubum cebimde olacak zaten. Hayatımın ilk 20 yılını ailemin, sonraki 20 yılını müşteri ve çalıştığım şirketlerin isteklerini yaparak geçti. Eğer 40 yıl daha ömrüm varsa kendim için de bir şeyler yapmak isterim. Aşk bu isteklerin üzerini örterse, gözlere perde indirirse heyecanı kalır mı hayatın? Dediğim gibi benim inandığım bu. Sonuçta pek çok insan da (kabul etmemiz gereken) kendi inandıklarını beyan eder. Güneye gitmek istiyorsan çift olmayacaksın diyeninden, laf yerine eylem yap diye ahkam kesenim çoktur. Ahkam kesenimin çok olmasını da severim. Kendi burnumun dikine giderim yine de. :)

      Kısa keseyim; yaşamın yatağında akan bir nehre benzetirsek ben o akışa teslimimdir. Kuantum ne bilmiyorum ama suyun önünde hiç bir gücün duramadığı kılçıksız bir gerçektir.

      Sil
  6. Yakılırda gidilirde

    Bundan 14 yaklaşık 13 sene önce yakıp gittim. 10 senenin sonunda tekrar yaktığım limana geri döndüm. Evet 10 yılın sonunda 'bir yerli' olabildim ama artık o yerde değilim. Ne elde ettin dersen "döneceğim yeri biliyorum" diyebilirim.
    Souçta; yakıp gitmek değil rüzgara yelken açmak demek olduğunu anladım. Bırakmak gerek. Her yeni başlangıcın enerjisine kendini bırakmak gerek.

    YanıtlaSil